15 Mart 2012 Perşembe

"Kürt işçiler gitti"



Yetkililerin, gazetecilerin bize aktardığı bilgilere göre özet şöyle:
İki Kürt inşaat işçisi Kütahya’da, Emet ilçesinin Pazar yerinde gezerken bir grup gençle “omuz atma tartışması” yaşar. İş kavgaya dönüşür. Kürt işçiler özür dilese de iş tatlıya bağlanmaz. Kaldıkları yere sığınırlar. Toplam 16 işçi vardır. O arada bir söylenti yayılır. Kürtler PKK bayrağı asmıştır. Ahali toplanır, binaya saldırır. Çevre yerleşimlerden duyan gelir. Güvenlik güçleri tedbir alır. İşçiler geceyi karakolda geçirir. Sabah memleketlerine, Van’a yollanırlar. Kimsenin burnu kanamamıştır, ne mutlu değil mi?
Büyük olay olmadığı için memleketin büyük adamları konuşmaz, sadece Emet’in büyük adamları konuşur.
Önce özetlenen öyküdeki bir küçük tuhaflığa dikkat çekelim: İki Kürt, çarşıda, pazarda “bir grup gence” omuz atmış olabilir mi? Olmaz değil mi, iki kişi, yabancısı olduğu bir yerin çarşısında “bir gruba” omuz atmaya kalkmaz. “Ama Kürt bunlar, vahşi, PKK var işin içinde” türünden öğretilmiş ahmaklıklara aklı teslim olmayan için bu mümkün olamaz.
İki kişi bütün bir çarşıya kafa tutamayacağı gibi, 16 kişi bütün bir ilçeye (28 bini aşan kırsalıyla birlikte toplam nüfusu 48 bine yaklaşan bir ilçeye) kafa tutamaz değil mi? Kürt oluşları anlaşıldığı anda bile tepki çektikleri yerde, PKK bayrağı açmaları makul olamaz değil mi? Öyküdeki bu basit tuhaflık hayati önemde, bize iki şeyi gösteriyor: Birincisi, konu Kürtler olunca en basit gerçekleri bile görmezden gelecek kadar yoğun bir düşmanlık ve öfke birikimi var. İkincisi, bu öğretilmiş ve kışkırtılmış birikim artık hiçbir rasyoneli tanımıyor. Koca ilçede, “Olur mu yahu, hepi topu 16 kişi nereye, nasıl bayrak asarmış? Kim görmüş?” diyecek kimsenin kalmayışı nasıl açıklanır başka?
Peki ahali niye bu halde? 
Bu sorunun yanıtını, konuyla ilgili haberin veriliş biçiminden ve verilen haberde aktarılan iki yetkilinin sözlerinde bulabiliriz.
Önce habere bakalım. Haberin sahibi DHA, Doğan Haber Ajansı. Doğan grubunun ajansı. Bu haberi seçmemin sebebi ne konuyla ilgili en kötü haber olması ne de en iyi haber olması; diğer ajansların, gazetelerin ve televizyonların verdiğinden belirgin biçimde ayrılan hiçbir yanı yok, bir tür ortalamayı temsil ediyor, özetle. Seçim sebebim sadece yazılarımın yayınlandığı radikal.com.tr sitesinde yer alması. Orada yazıyorum ya, en çok orayı okuyorum.
Haberde, sadece sonlarda bir yerde “Kürt” deniliyor. O da “olayın Türklük-Kürt çatışması olmadığı”nı söyleyen “bazı ilçe sakinleri”nin söylemi aktarılırken. İşçilere saldırılırken ortada olmayan “sağduyulu ilçe sakinleri”, saldırı amacına ulaştıktan sonra söyleyivermiş bunu, yarım ağızla; utangaçça haberin dibine konulmuş bu laf da. Söyleyen de, yazan da, yayınlayan da yalan olduğunu biliyor çünkü. Herkesin paylaştığı yalan. İdeoloji yani.
Daha giriş cümlesinde şöyle bir ifade yer alıyor: “… çıkan tartışmanın ardından, ‘PKK bayrağı açıldı’ söylentisi üzerine toplanan bini aşkın kişinin saldırmak istediği 16 inşaat işçisi, memleketleri Van’a gönderildi.” Haberin tamamında, önce pazarda gezen iki işçinin saldırıya uğradığı, ardından sığındıkları yerde diğer 14 arkadaşlarıyla beraber saldırıya uğradıkları anlaşılıyor, fakat bir nefret saldırısının söz konusu olduğunu gösteren bilgiler, haberin içinde tanınmaz hale getirilmeye çalışılıyor: Çarşıdaki durum, şöyle aktarılıyor: “İddialara göre işçiler karşı taraftan özür diledi, ancak gerginlik sürdü.” İki kişi, çarşıda “omuz atma” nedeniyle tartıştıkları (İşçiler omuz atmış olsaydı, bunu çok iyi biliyor olurduk, hem belediye başkanının hem de kaymakamın söyledikleri bunu çok iyi ortaya koyuyor) en az beş kişiden ve bu türden bir tartışma gürültüsüz olamayacağından bütün pazardan özür dilemiş midir? Sayılar böyle olduğunda elbette, omzu yiyen siz de olsanız, güvende olmayacağınızdan emin olduğunuz çarşıdan bir an önce kaçmak için dilersiniz o özrü. Haber “eşit iki yurttaş kavgası” olmadığının çok iyi farkında olan kişilerce yazılmış, ama “iki taraf” mantığını korumak için basit yazım hilelerine girişmiş, sebebi de var, haberdeki hileli yazım, belediye başkanı ve kaymakamın konuşmalarının her satırındaki mantığın bir ürünü. Yani yerel muhabirler, yerel yöneticilerinin akıl ve mantık sınırlarını zorlamamayı seçmiş. Anlaşılır, ama kabul edilebilir mi? Gizlenen Kürtlük, “PKK bayrağı” söylentisi etrafında aktarılıyor. “Memleketleri Van’a gönderildiler…” Tabii haberin hiçbir yerinde “memleketlerine giden” ya da “gönderilen” işçilerin görüşü yok. Yine de biz omuz atmadıklarını, PKK bayrağı asmadıklarını haberden öğrenebiliyoruz! Görüşleri olsaydı daha başka şeyler de öğrenecektik, muhtemelen daha vahim şeyler.
Van, sadece Kürtlerin yaşadığı bir il değil, koca bir il ve örneğin hatırı sayılır sayıda Karadenizli yurttaşımız oturuyor orada, ama biz hiç “Kürt denilmeden” işçilerin Kürt olduğunu anlıyoruz. “Kürt” denilmiyor, çünkü “Emet halkının Kürt yurttaşlara saldırdı, saldırı PKK bayrağı açıldı söylentisinin eşliğinde linç kampanyasına dönüştürüldü” bilgisini doğrudan aktarmak, konu Kürt meselesi olunca herhangi bir bilgiyi doğrudan aktarmanın sakıncalı sayıldığı yönetim ve onun biçimlendirdiği gazetecilik anlayışına uygun görülmüyor. Haberde en dibe sıkıştırılan, “PKK bayrağı açıldığını gören olmadı…” ifadesi de, haber yazıcıların gerçekliği tüm çıplaklığıyla vermeye çekinip, işin özünü utangaçça aktarma anlayışının bir sonucu.
Haberin Radikal’deki başlığı şu: Kürt işçiler gitti!
Spotu da şöyle:
“Kütahya'da okul inşaatındaki gerginlik işçilerin güvenli bir şekilde Kütahya'ya gönderilmesiyle bitti. Belediye Başkanı Koca: "Bu tür olayların tekrarlanmayacağını biliyoruz.”
Öylesine, kalktı gitti öyle mi? Güvenli bir şekilde Kütahya’ya gönderildiler. Oradan da memleketlerine, Van’a. Kendilerini çaresiz bırakan depremle katmerlenmiş yoksulluğa. “Gitti”ler.
Oysa anlıyoruz ki öyle değil, haberden anlıyoruz, haber anlatmaya utansa da. Mızrak çuvala sığmıyor çünkü.
Oysa gitmediler, kovuldular. İstanbul’daki inşaat işçilerinin “öbür dünyaya gitmedikleri” gibi, düpedüz sınıfsal tutum cinayetinde öldürüldükleri gibi.
Ne yazık ki, sorun sadece haber değil, hatta Belediye Başkanı ve Kaymakam’ın sözlerine bakılınca, haber son derece masum duruyor. Cuma günü, yarın, Radikal internette devam edeceğim. Kim nereden geliyor, nereye gidiyor, onu yazmayı deneyeceğim. “Kürt gitsin: Nüremberg’den Emet’e emekçi, yurttaş ve ırkçılık” başlığıyla…

3 yorum:

Yorum Gönder