29 Mayıs 2015 Cuma

Ört ki ölem

Cumhurbaşkanının artık 
örtülü ödeneği var. 
Cumhurbaşkanı kendi 
kırmızı kitabını da yazdırdı. Kırmızı kitap, 
anayasadan büyük bir kitap, 
28 Şubat’ta öğrendik. 
Yani başkanlık sistemi 
tıkır tıkır işliyor aslında, 
seçimde adı konulacak sadece

İktidar partisi seçimde 330'u geçerse başkanlık mı gelecek? Korkarım, durum o kadar iyi değil! Seçime zaten hayli kurulmuş bir başkanlıkla gidiyor olmayalım? Kurulmuş işliyor. Tıkır tıkır. Kırmızı Kitap ve örtülü ödenek, bize öyle diyor.
Kırmızı Kitap ile başlayalım. Namı diğer Milli Güvenlik Siyaset Belgesi: "İç" ve "dış" düşmanları tanımlayıp, haklarında, haklarından gelmek için elbette, yapılması gerekenleri yazıyor.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Selahattin deyip geçme

YüzdeOnMecmua, diğer adıyla yuzdeon.org , diğer türlü söylersem, Nazan Özcan ve Tuğrul Eryılmaz istedi, ben de yazdım. 
Ahan da adres.




24 Mayıs 2015 Pazar

Yeni Türkiye: Devrim mi, karşı devrim mi?

Yeni Türkiye, bir öykü.
İktidar kadroları, destekçileri, müttefikleri açısından
bir devrim bile değil, bir devrim sonrası olarak anlatılıyor.
Artık millet hâkim olmuş. Devrimini yapmış,
“eski”nin sorunlarını çözmüş,
olmuş bitmiş maşallah.
Sadece yenilmiş eskinin köhne çatışmacı,
Ergenekoncu, komplocu, uluslararası işbirlikçi
unsurları ortalığı karıştırmak istiyor. 


20 Mayıs 2015 Çarşamba

En kötü meslek hastalığı: Vicdan ölümü

2014'te bir gecede 301 kişi madene gömüldü. Ağladık. Sızladık. İsyan ettik. İtiraz ettik. Manşetler attık. Ağıtlar yaktık. Küfrettik. Sonra? Korkarım, unutmaya koyulduk. Çoğumuz. İşimiz gücümüze döndük. İş cinayetlerini tasarlayanlar, işleyenler, üstüne bir de tekme koydular. Acısını unuttuk mu? Unutmaya koyulduk. Kabul edelim, çok az kişi var hatırlayan. Hatırlamamızı sağlayan. Hatırlamamız için çalışan. Unutulmaması için. Ölenlerin. Ölenlerin çocuklarının, karılarının, kocalarının, kardeşlerinin, anne babalarının, yoldaşlarının. Ve yeni öleceklerin. Hatırlamak, unutmamak, tekrar tekrar aynı acıları yaşamamak için en önemli gereklerden biri. Hafıza lazım. Hafıza ve dayanışma. "ADALET ARAYANA DESTEK GRUBU" iş cinayetlerinin, demek sınıf suçlarının önlenebilmesi için gerekli hafızayı kuran bir grup. Kuran. Taşıyan. Yaşatan. Hafıza, zaten dayanışma demek. Destek. 1886 işçinin iş cinayetine kurban edildiği bir senenin almanağı İŞ CİNAYETLERİ ALMANAĞI 2014. Bu kötü senenin hafızası, önceki kötü seneden daha kötü olan bu kötü sene ve ondan da öncekinden. Bu hafıza güçlenmeli. Bu dayanışma güçlenmeli. Adalet arayanların karşısında çok kişi var: Patron, patronun beslemeleri, patronun polisleri, patronun siyasetçileri, patronun tekme atıcıları, patronun manşet atıcıları, patronun yalan atıcıları... Adalet arayanlar az ama... Az ama, az kalmamalı...
2014 Almanağı, yılın İş Cinayetleri Raporu'nu içeriyor. Olan biteni, raporu işçiden, emekçiden yana gözle toptan okumanın kıymeti, okuyunca bir daha anlaşılıyor.
İş Kazası Durumunda Ne Yapılmalı. Bir başlık da bu. Biliyor muyuz? Bilmeliyiz.
Meslek Hastalığı Nedir? O kadar önemli ki, ani ölümlü iş cinayetlerinden çok daha fazla cana ve acıya yol açan bir sorun. Bilmeliyiz.
Ailelerin Adalet Mücadalesinden Kesitler. İşin en zor yanlarından biri. Canları yananların adalet ararken bir daha, bir daha, bir daha canlarının yandığı bir alan. Ama adalet ancak mücadeleyle gelir. Bilmeliyiz.
Vicdan ve Adalet Nöbeti. Her ayın ilk pazar günü tutuluyor. Az kişiler ama vicdan, adalet sayıya bakmaz. Nöbet bekliyorlar. Çoğalana, engel olmaya güç yetecek kadar çoğalana dek nöbet. Bilmeliyiz.
Meslek Hastalıkları Ropörtajları. En kötü meslek hastalığına tutulmamak için bilmeli, öğrenmeli, takip etmeli, desteklemeli, dayanışmalı, destek istemeli, saf tutmalıyız. En kötü meslek hastalığı: Vicdanın ölmesi...
Çocuk İşçiliği. Çocukları çok çalışır bu memleketin, çok çalışır, erken büyür, erken ölür, Büyük İnsanlık dedikleridir. Biliyoruz. Bilmeliyiz değil, bilmezden gelmemeliyiz.
Çizgilerin Diliyle İş Cinayetleri. Alın, bakın, görün.

10 Mayıs 2015 Pazar

Kenan Evren Öldü Demekle Ölmüyor

Kenan Evren ölmedi, içimizde yaşıyor. Fazlasıyla yaşıyor. Çok
fazlasıyla..



Seçim var ya yakında, işte oradaki yüzde 10 barajı olarak yaşıyor. Barajı beğenen herkes olarak yaşıyor. Barajlı demokrasiyi beğenen herkes olarak yaşıyor. Yaşıyor, savaşıyor Kenan Evren.

Okullarda din dersleri var ya, oradaki mecburiyet olarak yaşıyor. Mecburi din derslerini beğenen herkes olarak yaşıyor. Alevileri Sünnileştirmek isteyen herkes olarak yaşıyor. Alevi köylerine cami yapma arzusu olarak yaşıyor.  Yaşıyor, sataşıyor Kenan evren.

“Kürt sorunu diye bir şey yok” lafı var ya, orada yaşıyor. Rahmetsiz, “Kürt yoktur” derdi; “Türk ile Kürt kardeştir” derdi, “Bakın ismin içindeki harfler bile aynı, T, Ü, R ve K… O kadar kardeş. Başka da sorunumuz yok zaten” derdi. Şimdi de “Sorun yoktur” deniliyor. “İkisi de Müslüman. Sorun var diyenler Zerdüşt” deniliyor. Yaşıyor, bulaşıyor Kenan Evren.

İçimizdeki Ertuğrul Özkök olarak yaşıyor, misal. Bir zamanlar Ertuğrul Özkök’ten nefret edenlerin kurdukları gazetedeki yeni Ertuğrul Özkök’ler olarak yaşıyor, hani şu namaza gittiği için namaza gitmeyen Ertuğurul Özkök’ten farklı olduklarını sananlar. Yaşıyor, yavşıyor Kenan Evren.

Kenan Evren, soykırım inkarcılığı olarak yaşıyor. Ortaokul öğrencisi olarak, “Ermeni uşağı ipne Fransa” diye bağırtılan kalabalığın nasıl, nerede, niye kurulduğunu iyi hatırlamıyorsam da, zaten öldürülmüş olan Ermenilere üzülmek yerine, henüz ölmemiş olan Ermeniler bulunduğu için üzülmek gerektiğine dair dersleri o dönem aldığımı iyi hatırlıyorum.

Soykırıma karşı üç parti birleşirken, üç liderin fotoğrafı üst üste konulsa, altında Kenan Evren çıkabilirdi. Yaşıyor, klonlaşıyor Kenan Evren.

Kenan Evren yaşıyor. Aldığı oy oranıyla meşruiyet arasında bağ kuran ne ilk, ne son kişiydi, ama Napolyon ile alaturka Napolyonlar arasında bir yerde önemsiz bir kilometre taşıdır. Ocağımıza dikili incir gibi. Kenan Evren yaşıyor, yayılıyor.

Kenan Evren yaşıyor. Meydanlarda Kuranı Kerim sallamayı icat eden ikinci kişidir tarihte, “Ne yapayım ben öyle aydını” formülünü icat eden birinci kişi de olabilir, kim bilir? Kenan Evren yaşıyor, yanaşıyor.



....


NOTLAR: 
Uzar gider bu. Uzatmak gelmedi içimden. Şu kadarını söyleyebilirim ama, Ertuğrul Özkök "her durumda en dürüst şeytan" olma düsturunu bırakmayarak, bir daha şaşırtmadı beni. "O hiç değilse dürüst" demeyeceğim elbette, tüm çıkışları gibi bu da "dürüst olma" gösterisinden ibaretti.
Bir de iş dünyası/iş adamları, kadınları, her neyse o cins için söz etmek gerekli belki. Ne söz edilecek, onlar kârlarına bakar, Kenan Evren'i de, Recep Tayyip Erdoğan'ı da aynı ölçüyle sever, kullanır, emer, vergilerini verir, sonra da hiç sevmemiş, görmemiş, bilmemiş gibi yaparlar. Neticede Kenan Evren, onların tatlı kârlarının bekçi Murtazası idi, onlar kârlarını artıran Evren'in resimlerine para bayılan kanlı cahillerdi. En çok parayı, Evren'in çizdiği kanlı "Türkiye ve Kürdistan" resmine verdilerdi...

Bir de şunlar var:

Giyotin yılı 1980

Haydi paşalar Galatasaray'a!

Kenan Evren'e ne soracaksınız?

Kenan Paşa'nın savunması iddianame oldu

Kenan Paşa çok mutludur şimdi!

Nasıl Kenan Paşa'nın avukatı oluverdim?



1 Mayıs 2015 Cuma

Ebedi üçüncü adam: Bülent Arınç

Gücü, gücünü geri çekmesinden, kenara almasından geliyor gibi. Bir ricat uzmanı. Bireysel olarak temizliğinden emin, kolektif suçların kendisini kirlettiğine inanmıyor çünkü.