30 Eylül 2015 Çarşamba

Başbuğ’un halifesi Bahçeli

Devlet Bahçeli’nin
7 Haziran sonrası
“hayal kırıklığı” yaratması,
hayal kırıklığına uğrayanların hayalciliğini gösterir.
 Bahçeli, “Ne mozayiği ulan, mermer”
diyen Başbuğ’un izinde gider.


Alparslan Türkeş
ölünce yapılan MHP kongresinde MHP’li, ülkücü olmayan kamuoyunun en az tanıdığıydı
 Devlet Bahçeli. Birdenbire ortaya çıkmış, partiyi ele geçirmişti sanki. Kongrede kıyamet kopmuş, masalar, sandalyeler uçuşmuş, yumruklar, tekmeler konuşmuştu. Siyasette fizik şiddete yatkınlığıyla ünlenmiş bir parti, kendi içinde de aynı enstrümanla konuşuyordu işte. Kongrenin en sakiniydi. “Türkeş” soyadının mirasını alıvermiş, “Başbuğ”un halifesi oluvermişti.
Hiçbir şey birdenbire olmamıştı elbet.

17 Eylül 2015 Perşembe

Dostlar ortamda görsün



Sokak serbest mi yasak mı? Yasak ise yasak diyenler sokağa niye çıkar? Serbest ise sokağa çıkana niye girişilir? Gaz, cop, tazyikli su, keskin nişancı ateşi, yerine, yurduna göre seç beğen uygula...

*
Boynukalın, AK Parti kongresinde divan üyesi seçilmişti.
Hürriyet gazetesinin önündeki "gösteri", gösteri miydi? Cam çerçeve indirme, içeriye girmeye çalışma ve darülharpte olduğu düşünüldüğünden muhtemelen, tekbir... "Liderlerine söz söylenince çok öfkelenmiş bir kalabalık" deyip tasvir yoluyla "gösteri" kapsamında tutsak, oradaki taşları, sopaları, milletvekili ve koca teşkilat başkanını sıfatına sahip zatı ne yapacağız? Tamam, Selahattin Demirtaş hariç herkes sokağa çıkabilsin, sokağa çıkma çağrısı yapabilsin de, bu gençlik teşkilatı başkanı milletvekilinin çıkışlarını ne yapacağız? Şiddet yoksa, tüm sözlerine amenna, biri başkan yaptırmak istemiyorsa diğeri de yaptırmak ister, şimdiki gençliğin sevdiği gibi atara atar, gidere gider... "Ben kalabalığı sakinleştirmeye geldim" teviliyle "Bunlara alışın" gözdağı arasındaki çelişkiyi unutsak, bize "dost ortamında söylenmiş sözler"le hatırlatırlar. Dost ortamı pek dost ortamı değilmiş ki, konuşma kaydedilip servis edilmiş. İzlerin birbirine karıştığı günlerdeyiz, normal.

10 Eylül 2015 Perşembe

15 yıla mektup

Cemal'e... ve önce 
elleri mi yürekleri mi 
büyüyor 
bilemediğim işçi çocuklara






Eğilip öptüm yanağından. Dudaklarımda alınmış canın kaldı. Kim ölüydü bilemedim bir zaman. Hafızamda son bakışının âh’ı kaldı.

3 Eylül 2015 Perşembe

Kıyıdaki uçurum




Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan
rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.
(İsmet Özel)


*
"Kıyıya çocuk vurdu."
Nasıl bir cümle bu? Nasıl bir deniz? Nasıl bir kıyı?
Kıyıdayız. Yaşamla ölümün. Barışla savaşın. Kıyı dediğiniz uçurum. Uçurumdayız. Çocukların sonsuz düştüğü . Yüzükoyun. Acımasızlığın uçurumu. Hep düşecek o çocuk.
Acımış gibi yapmış bugün bazı gazeteler. Canları yanmış gibi. Kimi fotoğrafı vermiş, kimi verememiş.





Hürriyet, "Dünyayı sarstı" manşetini atmış. Dünyadaki sarsıntıyı nasıl ölçmüşler bilmiyoruz, fakat "uygarlığın beşiği" olmaktan "barbarlığın beşiği" olmaya, bir ölüm denizine dönüşen Akdeniz'deki ölümlerde dünyanın kılını kıpırdatmadığı açık. Koca koca AB'nin liderleri toplandı denizde boğulanların fotoğrafları kamu oylarını homurdanmaya itince, çıka çıka üç kuruş para, beş on kişilik teşkilatlar kurma kararları çıktı. Vermeyi bilmezler onlar, almayı bilirler, normaldir. Para, can, alınteri, alıcıdırlar. Irak'ı, Suriye'yi, Libya'yı altüst ederken, sattıkları "özgürlük ve demokrasi"ye karşılık ortaya çıkan kan ve gözyaşı, "Ortadoğu ve Afrika bataklıkları"nın olağan ürünüdür onlara göre. Geri toplumlarda geri işler olur. Kan gibi, gözyaşı gibi. İleri toplumlarda ileri işler, para pul gibi.

1 Eylül 2015 Salı

İki Numan Kurtulmuş’un farkı


HAS Parti'nin
 Numan Kurtulmuş'undan 
AK Parti'nin Numan Kurtulmuş’u 
çıkarsa, 
geriye bir deve kalır. 
Kalbi kırık bir deve. (Fil Dergisi, Ağustos 2015)