10 Eylül 2015 Perşembe

15 yıla mektup

Cemal'e... ve önce 
elleri mi yürekleri mi 
büyüyor 
bilemediğim işçi çocuklara






Eğilip öptüm yanağından. Dudaklarımda alınmış canın kaldı. Kim ölüydü bilemedim bir zaman. Hafızamda son bakışının âh’ı kaldı.



*

Ah, o son bakışın, ben seni ararken sen sonsuza nazar attın. Hep açık.

Niçin kapansındı gözlerin, dünya senin alacağınken?

Annenin çığlığıyla bölündü dünya, saçta çevirdiği ekmeği yağlayıp böldüğü gibi. 

*

Bir dünya kaldı bana, bir yarım ekmek, hiç tamamlanmayan borç. Alıp verdiğim her nefeste biriken alacağın kaldı. Bir de dolmayan boşluğun. Üç kardeş yan yana gelince annemin baktığı dördüncü yer. Elleriyle yonttuğu bir heykeli arar gibi. Hep bir lokmayı uzatır gibi uzanır oraya bakışları, “ka, Gulo”, bir gülüşü görmek ister gibi. “Şuna Gul ê min tijî nabî. Ne li dinê, ne jî li dilê min. Şuna gulên Gulê min.”

*

Hiçbir çiçek doldurmuyor yerini getirdiklerinin. Hiçbir öpüş kandırmıyor dizlerindeki ellerini. Hanemiz büyüyor. Soframız büyüyor. Bıraktığın boşluk hiç kapanmıyor. Adına sığınıyoruz biz de. Korka korka söylediğimiz adına. Söylemek ağırıma gidiyor. Söylememek ağırıma gidiyor. Ağırıma gidiyor ilk günkü gibi dünya.

*
Kedileri seviyor hâlâ, biliyorsun. Bir ara kirpiler geldi ziyaretine bahçede, su istediklerini bildi, bir akşam biz de tanıştık. Artık uğramıyorlarmış. Biber, domates, hıyar, çiçekler elbette ve bir de qirmut var bahçede. İncir de duruyor, dediğin gibi, "gel hisseni al." Elimizde paylaşamadığımız hissen kaldı. 


*

Aramızdaki bir yıl büyüdü ne çok büyüdü, her yıl biraz daha. Senin saya kese kese büyüyen ellerin gibi. Ellerinin her kesiğinde büyüyen gülüşün gibi. Gülüşün battaniye gibi örterdi yaraları, yetiştiği her yerde. Güneşten, yağmurdan koruyan çadır gibi. Aklımızda unutumadığımız gülüşün kaldı.

*

“Sürme mi çekme mi?” Ne sürme, ne çekme. Bir daha görmedim o karanlığı. O ateşböcekleriyle doldurduğumuz karanlığı. Beyaz ineklerin kor kızıl ateşlerle dağladığı karanlığı. 

*

Beyaz inekler artık arkalarında hayal yolu bırakıp gitmiyor. Ateş indiriyor dağlarımıza. Ne çok özledik dağlarımızı. Ne çok ağladık. “Stenbol tijî malik e” dedin. “Çavmalik tijî ye li Stenbolê de” dedin. Ateşböceklerini aradık geçen, hafızamızda, ateşböceklerini andık, senin adını söyleyemeyince. Dikenlerine bayıldığımız böğürtlenlerin yerine dikilen yüksek evler arasında ufacık kaldık.

*

Ne büyüktü ellerin, yüzümü kaplardı. Gülerdin, “Yüzün kuş kadar kaldı senin.” Dediğin gibi oldu sonrası, hep, hâlâ, senin ellerinde nasırlar büyüyor, benim aklımda, yüreğimde. 

Her işçi çocuğun ellerinde ellerini arıyorum, yüzünde yüzünü. 


*

Ne şaşırmıştık yaş incire! “Hêjîra nerm” dedin, “Nerm e lê çi xweş e.” Dönüştü kent, incirlerin yerine süslü evler, ışıklı direkler kaldı.

*

Ne çok gün geçti, ne çok gece
Hepsi bir. Bir eksik.
Baktığım ayda, baktığım yıldızda, baktığım uzakta, baktığım yakında. Üstüne attığımız toprağa hasret kaldık.



*
Eğilip öptüm yanağından. Dudaklarımda alınmış canın kaldı. Kim ölüydü bilemedim bir zaman. Hafızamda son bakışının âh’ı kaldı.


0 yorum:

Yorum Gönder