31 Aralık 2013 Salı

Çiğdem der ki ben alayım



Bir koro değilse de yayla, konuşur.
Konuşur çiçeklerle, 
Çiçeklerin konuştuğudur, sırayla:

Çiğdem der ki… Çiğdem hep
Kendini der, kendinden der
Orada, çimenlerin arasında
Bir arıya, bir kelebeğe
Bela, yiğit başına bela
Gitmeyi de unutur, dönmeyi de
Bir gördü mü... Bir göründü mü
Kendine gurbet, gayrıya sıla
Böyle der çiğdem
Derken mavi dağlar arkada


Çok söz aldılar laleden
Çok söz sordular
Çok gezdirdiler soğanın
Lale de der diyeceğini
Ne sana, ne bana
Onun seslendiği başka
Saksıda, kaldırım kenarında, yol boyunda:
Lale der ki “Behey tanrı!”
Eğip boynu sorar
Benim boynum, “Benim boynum neden eğri?”
Beklemez yanıt hiç
Soruların çiçeği

Nazlıdır
Söyler de bunu nevruz
Nazını gizlediği görülmemiştir
Kayalardan bulmuştur yüzü
Sarp kayalardan
Kayalar onun gizi, gizleyeni
Mavi donlu, gök gözlü

Bir koro değilse de yayla, konuşur çiçekler, bilmediğimiz sırayla

Gidenin Söylediğidir



Nedir aradığı siz geride kalanların?

Her yerden yittik biz, baktığınız, dokunduğunuz her yerden, gittik.

Bir çınlama, köpüğünü patlatan dalgınlık anlarının; kahkahaydı bir zamanlar, bir zamanlar çığlık.

Bir ezan? Binlerce ufak çandan.

Birkaç sözcük: Bitmemiş bir konuşmadan, başlamamış. Akla gelip söylenmemiş. Söylenip de unutulmuş.

Günlerin uzağı, yavaşça oturtur yerine, kalbin de uzağında kalanı; ah unutmayan sizsiniz, hiç hatırlamayan biz.

Ne kalır, ne silinir dünyadaki izlerimiz.

Bir geçtiğimiz kalır yol yol hevesle; kendimizden geçtiğimiz vadilerden.

Söyleyin sözlerinizi. İlk sözlerinizi. Son sözlerinizi. Söyleyin şimdi, nedir aradığı siz geride kalanların?

Üzülmeyin ve, gittiğimiz değil, geldiğimiz gündü, yarım kalan.



29 Aralık 2013 Pazar

Roboski: Kucağımızda iki yıldır yanan boşluk


Uludere'den sonraki iki yıl 
adalet talepleriyle geçti. 
Ne var ki ne Meclis komisyonlarında, 
ne adli süreçte 
tatmin edici bir yere varılabildi.

Yara ile derman



Yoldayız. Bitsin istediğimiz
Hiç başlamasın
(Yaraların bendedir)
Acı bir sızı, ince
Yol değil ömür
Tozlu ikisi de

Sayfasız bir defter gün
Defter edilemeyen
Dokunuyoruz. Geçmiş
Bir yazıdan mı çıktık biz de?
Bir yaradan mı sızdık ne?

İlk sayfalarda daha
Sevdiğimiz biri
İzlerinden belirip yitiyor
Anlıyorum. Bir şeyler sızacak
Hep böyle böyle
Yaramdan. Doğduğum

Bir şarkı açıyorum işte
Gülden, gülizardan bağlanmış
Eski bir dilde, çıkarken
Ben şehirden, şehir benden
Gülümseyip alıyorum
Yamaçtaki selamını
Güneşin

Dermanım sendedir

28 Aralık 2013 Cumartesi

Madem kurt idi, niye emzirdin?




Şimdi bize 'Bu operasyonu yapan 
kurttur. Maksadı da bizi yemektir' 
diyorsanız, vaktiyle ona niye 
kuzu dediğinizi anlatmanız gerekmez mi?


‘Faiz lobisi. Karanlık odaklar. Uluslararası ilişkiler. Türkiye düşmanları.’ Cevap? ‘Yolsuzluk bu. Adalet. Hukuk. Hak. Kurallar.’ Birbirine cevaben salvo edilen laflar. Çarşı karıştı ve kavgada ne yumruk sayılıyor, ne küfür kâfir.

22 Aralık 2013 Pazar

Şantiyedeki tören

Kare biçimindeki şantiye kuzey ve batı yönlerinden dimdik inen iki yokuşun kesiştiği zeminde kuruluydu; her iki tepeden de şantiyenin duvarlarına kadar birer yol iniyordu ancak kuzeyden inen tepenin dışında hiçbir yerden içerde neler olduğunu görmek olanaklı değildi. Şantiyenin üç yanında 50"şer metre yüksekliğinde duvarlar örülmüştü, dördüncü yanında, yani kuzey tarafında ise doğu ve batıdakilerle aynı yükseklikteki duvarlar 30"ar metre uzandıktan bitiyordu. Bu iki duvarın arasında, 40 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğinde bir eşik bırakılmış, eşiğin iki yanına da, diğer duvarlardan 30"ar metre daha yükseğe çıkan birer sütun yerleştirilmiş ve sütunlar yukarda bir kemerle birleştirilmişti. Ancak eşiğe tırmanmak için herhangi bir şey yapılmamıştı; sanki sadece kuşlar içindi yapılan bina.

21 Aralık 2013 Cumartesi

Yakalı Toy: 100 senelik kayıp

Toy ama yakalı toy. İnsanlık yakasından tutmuş. 100 sene önce son görülmüş. Bir de şimdi görülmüş. Yaralıymış. 100 yıldır.

Yarası insan, bileceksiniz. Eli tüfeklisi. Eli fenerlisi. Altı ciplisi. İnşaatçısı. Yolcusu. Su başını tutanı. Suyun altını bekleyeni.

Toy ama yakalı toy. 100 yıl sakladığı yarayla, aramıza düşmüş. Uçabilen en büyük kuş. Uçanı kaçanı vurabilen en büyük hayvan elinden yaralı.

En son 1912'de görülmüş. Sonra saklanmış 100 yıl. Ama işte saklanamamış, taşımızdan, tüfeğimizden. Rüzgarla güçlü kanatları mermiye, taşa, oka zayıf.

Sevgiliye kur için coşan tüylerini toplamış. Uzun ince boynu boşluğa ayarlı. Çökmüş kalmış masamıza. Kaybolmak için yeterince yüzyıl var daha önünde.

Toy ama yakalı toy.

"Toysun sen daha" derlerse, bil ki başın belada, dertte, tehlikede. 

Ne çok "toy" var imiş buralarda, ne çok toy var! 100 yıldır saklanan, yaralaryıla.

Toy, acemi. Rüzgarda usta, dalda usta, çayırda usta, milyon yıldır. İnsanda acemi. 100 yıl önce saklandı bundan.Yakalandı, 100 yıl da geçse unutmayan taştan, tüfekten.





Yarası tedavi edilip, korunacakmış, buradan buyrunuz

20 Aralık 2013 Cuma

MEŞKLER, Yol, yolsuzluk


Yolsuzluk? Yolsuzluk ve devlet? Her devlet yolsuzdur da azı var, çoğu var,  gemi azıya almışı var, gemlenmişi, hizaya getirilmişi var, hizadan çıkmışı var. Var oğlu var.
Birileri yolsuzluk var diyor, birileri de yok canım o operasyon diyor. Operasyon zaten, adı üstünde, bu yolsuzluk olmadığını göstermiyor. Yolsuzluk, zaten kural buralarda da bu operasyon olmadığını göstermiyor. Falan filan… Bu çelişkili görünüm, bir çelişki değil, işleyişi böyle dükkanın.
“Yolsuzluk” istisna değil, kural. Sistemin arızası değil, sistemin kendisi. Hal ve durum şu merkezde değil mi:
Yolsuzluk sadece akçe işi değil.
Kamu kadrolarına "sizden olmayan"ı almadığınızda da yolsuzsunuz. İhaleleri sadece "siz" paylaştığınızda da.
Yolsuzluk sadece akçe işi değil, vergimizi alıp dilimizde eğitim öğretim görmemize engel olduğunuz zaman da yolsuzsunuz.
Yolsuzluk sadece akçe işi değil, canımıza kıyıp katillerimizi yargılamadığınz zaman da yolsuzsunuz.
Yolsuzluk sadece akçe işi değil, vergimizi alıp ibadetimize, ibadethanemize, ibadetsizliğimize otorite koyduğunuz zaman da yolsuzsunuz.
Yolsuzluk sadece akçe işi değil, oyumuzu alıp, oyumuzu vermediğimizle yetki paylaştığınız zaman da yolsuzsunuz.
Evet, yolsuzluk buralarda tek çekimli bir fiildir kamu bakımından: Yolsuzsunuz, yolsuzsunuz, yolsuzsunuz…
Yani, yolunuz yol değil, gününüz günse de…


19 Aralık 2013 Perşembe

Yılbaşı gecesinden bayram gününe




Türkiye'de artık genişçe bir toplumsal kök bulduğunu kanıtlayan kurucu modern cepheyle, bütün toplumu derinden kavrayan köklerini modern araçlarla buluşturarak tarihsel bir gövdeyi yeniden canlandırmak isteyen geleneksel dinci çevrelerin iki kritik sembolünün çakıştığı yılbaşı gecesinde Beyoğlu, her iki tarafın da hem izlediği hem de katıldığı bir şölen (ve küfür) yeri havasına bürünme eğilimindeydi. 

Diyarbakır'dan herkese vurulan kelepçe

Beş Kürt vekile ilişkin karar, 
hem milletvekillerinin 
hem seçmenlerinin 
hem de Anayasa Mahkemesi'nin 
eline kelepçe vuruyor. 
'Barış sürecinin hukuku' 
üretilmeden de 
o kelepçeler çıkmaz.


18 Aralık 2013 Çarşamba

Hükümet rehin mi?

Başlangıçta kral yargıçtı. Sonra kralın yargıçları oldu. Rahipti sonra rahipleri oldu. Komutandı komutanları oldu. Bilgeydi, bilgeleri oldu vs. Bilgeler, vergi memurları, polisler hep o kral fonksiyonundan çıktı. Birinci, kral, dilediğinde ikincileri harcar. Fakat ikincilerden birilerinin ya da hepsinin bir araya gelip birinciyi harcadığı da çok oldu...

16 Aralık 2013 Pazartesi

Meşkler: İhlal, yasa, Anayasa Mahkemesi...



Bugün Diyarbakır’dan gelen haberlerle bir zirveye, hukuksuzluk zirvesine ulaşan durumu şöyle izledik, tivitır nam mecrada:

Anayasa Mahkemesi kararı, "temsil hakkı" ve "tutukluluk süresi"nden bahsederken, utangaç biçimde "seçildikleri gün bırakmalıydınız" diyor.
Anayasa Mahkemesi, "seçildikleri gün bırakmadınız bari bugün bırakın" diyor. Yine utangaçça ama... (4 Aralık)
Anayasa Mahkemesi kararını sündüren yargıç ve savcı sınıfı, aferin! Burda Aslolanın "sürdürülebilir ihlal" olduğunu bir daha kanıtladınız. (12 Aralık)
Anayasa Mahkemesi kararına karşı yol mu aranıyor? 12 gün geçti, her gün bir ihlal. Adalet için titiz olana yargı derler, adaletsizlik değil. (13 Aralık)

Ne dedi mahkeme vekilleri tahliye etmeyerek? "Bize ne Anayasa Mahkemesi'nden. Bizim anayasamız az başka."
Tahliye taleplerine ret, sadece Kürt vekillere yönelik hukuksuzluğu devam ettirmiyor. Anayasa Mahkemesi'ni tek hamleyle çöpe atıyor.
Türkiye'de bütün mahkemeler Anayasa Mahkemesi'dir. Öyle güçlüdür buralarda yargı. Sulh mahkemesi yayın yasaklarsa, ağır ceza ne yapmaz?
Terörle Mücadele Kanunu var ya, o varken olağan hukuk olmaz. Onu uygulasın diye yetişen personel var ya, onlar varken demokrasi olmaz.


Gündeme düşen bomba Hakan Şükür mü oldu yani? Adaleti çöpe atan ÖYM kararları değil yani? Yani kimseye adalet lazım değil bu memlekette?

Mevzuya Çarşamba günü devam edeceğim, Radikal’deki yazıyla…

14 Aralık 2013 Cumartesi

Sokaktaki Kürtçe: Koma Sê Bira

Koma Sê Bira. İlk Şirinevler'de metrobüse koştururken, üst geçidin ayağında gördüm.
Şaşırtıcıydı.
Bir çok nedenle.

Sokak şarkıcılığının "merkezi" sayılacak yerler dışında, örneğin işte elbette Taksim, metro istasyon giriş çıkışları, Kadıköy, Eminönü, Beşiktaş ve Bakırköy gibi yerler dışında görüldüğü yok. Görünmesi zordur da: Bu merkezler dışında zaten çok az yerde durup bir etkinlik yapacak ve onu izleyecek yeter sayıda insanın akışı engellemeden durup izleyebileceği alanlar var. Üstüne bir de hem gelen geçenlerin hem alanın denetimini elde tutan emniyet ve belediye zabıtalarının huyları da eklenince, merkez-dışı yerlerde bu türden işleri görmenin imkanmsıza yakın zorluğu anlaşılır oluyor.
Fakat şaşırmamın başka nedenleri de var: Elbette, Kürtçe söylemeleri. İstanbul, dünyanın en büyük Kürt metropolü, "eğlence mekan ve bölgeleri" hariç, Kürtçeye pek duyarlı değildir, malum. Ne bir yazı, ne bir tabela, ne bir anons, ne bir etkinlik görürsünüz Kürtçe, seçim dönemlerini saymazsak.
Metrobüsten vazgeçip yarım saat kadar izledim. Sonra bir de Taksim'de rastladım. Televizyonda gördüm. Youtube'dan anlaşıldığı kadarıyla merkez-dışında icra konusunda kararlı gibiler.
İçerikleri çok radikal, fakat bana en önemsiz gelen yanı bu: Sözlerin Kürt siyasal mücadalesinin en sert çekirdeğine selamla dolu olmasını önemsiz bulduğumdan değil, fakat icralarının buraya gelene kadarki kısmı nedense hâlâ bana daha önemli geliyor: Sokak icrasını, buna alışık ve bir tür dilenci gözüyle bakan merkez(ler)de değil, kenarda, kenarlarda yapmayı tercih etmeleri, sözlerine gelmeden önce işlerini "politik" kılıyor. Kasetin, radyonun, televizyonun dışında Kürtçeyi derkenarda icraları ise bu politik'in etkisini güçlendiriyor.
Gördükleri iltifat, videolardan pek anlaşılmıyorsa da, şaşırdığım bir başka noktaydı. Taksim'de daha az, fakat Şirinevler'de hayli dinleyici vardı. 


Kılıç Artığı



K  k
I  ı
L  l
I  ı
L  l
I  ı
Ç  ç

A  a
R  r
T  t
I  ı
Ğ  ğ
I  ı

Kılıç artığı
kılıçartığı
kılıçartığ ı
kılıçartı ğı
kılıçart ığı
kılıçar tığı
kılıç artığı
kılı çartığı
kıl ıçartığı
lıçartığı
k ılıçartığı

kıl kıç kır kıt kığ kal kar kat kağ çar çağ çat çal tak tar taç tağ tık tır tıl tığ
tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ tığ
ağıl alıç ağır çakı
ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır ağır
ağıt
ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt ağıt
ağır ağıt ağır ağıt ağır ağıt ağır ağıt ağır ağıt ağır ağıt ağır ağıt ağır ağıt ağır
çalık çarık çakır çıkar çırak kalıç kığır çırağ
çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ çırağ
tığ
ağır
ağır
ağıt
çığ çığlık
ağ ağır ağıt

 



12 Aralık 2013 Perşembe

İmralı'dan Gever'e sürecin provokasyon kapıları




Yüksekova'daki 'provokasyon',
sadece karanlık güçlerin 
kötü emellerinin tezahürü değil,
süreçteki sorunları da ortaya koyuyor.
Tıpkı İmralı'yla görüşme prosedürü gibi.



9 Aralık 2013 Pazartesi

MEŞKLER Hizmet, tahakküm, linç, keçi, çöl



Kolektiflik, demokratlığı ya da demokrasiyi kendiliğinden getiren bir şey değildir, öyle olsaydı linç en demokrat eylem olurdu.

*
Sportif gösteri ve sportif söylem: Hem savaşı simgeselleştirme (simgeselleşmiş savaş olma) vasıfyla hem de ait olunan (tutulan, desteklenen, taraftar olunan) öbeğin yüceltilmesini güvenceye alma yoluyla çağdaş ayrımcılıkların laboratuvarı ve modelidir.

8 Aralık 2013 Pazar

GBT: Gel Bakalım Tosun!

Çok kanıksadığımız 
GBT işlemi hukuksuzdur. 
Sorun sadece 
'hatalı uygulama' da değil: 
İşlemin dayandığı yönergenin gizli olması, 
hukuksuzluğun hukukunu 
sindirmiş yerlerde mümkün ancak.