28 Şubat 2011 Pazartesi

Kırıklar7

33

Sana bakma gözü
Değil benim gözüm
Sende bakma gözü
Seninle bakma gözü
Seni bakma gözü

34

Tavşan
Korkusunu yazar
Kara

Kurt
Açlığını okur
Karda

Örter
Kızıl sayfayı
Fırtına

Hazır dünya
Yeni yazışmaya


35

Nice yaz geçti
Nice kış

Nice yaşam
Dağıldı, toplandı

Toplanıp dağıldık biz de
Sözlerle, sözcüklerle

Ömrün mırıltısı
Kardaki harflerde

36

Sürüyor gün
Ne başı düşün
Ne sonu
Çiçeklenip solarken
Alnının kayalıklarında dünya


37

Görmüş sayılmaz
Kimse yaşamı
Görmeden
Sonbaharı


38

Yük hafifletir gibi
Alıyor toprak
Yeterince sevemediklerimizi

Bunun için alamıyoruz
Yığdığımız kesekten
Diktiğimiz taştan
Gözlerimizi

39

Kalem
İhanette en sadık

40

Dil
Bir hece
Tek harfi
Seslendirir insan
Ömrünce


41

Tek günü var
İnsanın
Akşamla sabahı
Sayıp dursa da


42

Boşluğa uzanıyorum
Gidenin bıraktığı
Uyanır mıyım diye
Düşünde

43


Kesindir
İki bahar
Yazla kış
Gelip geçen


44

Esinti ve dalga
Kıpırtı ve ısı
Yaşam diyelim
Ve susalım
İzlerken
Bizi gereksinmeyen çevrimi



45
Güneş
Bir sap çiçek

21 Şubat 2011 Pazartesi

kırıklar6


28

Damgadır dünya
Silinmez
Siliniriz böyle, yavaşça
Okurken bizi
Birbirimize
Birbirine yazılı
İki dünya

29
Düş
Yıldızlardan düşen

Görmediniz mi yükseleni düşten?

Çimenlerin yıldızı, benim dediğim
Çimenlerin gözü, gören...

Şarkısı için esintiyi beklemeli
Sözü için susmayı

Sadece insan umar unutmamayı...

30
Yolda göreceksin
Dağda deniz arar biri
Başkasıdır
Her zaman
Yolun beklediği
Çoklar kayboldu
Bilir
Kendi gibi

31
El
Döver düşünceyi
Bir el, bir düşünce
Döv
Sen de döv
Yolun buralara düşünce

Çok el gerek bize
Çok düşünce
Ölmek için
Dilediğimizce

32

Kara bakıyorum
Kızılağaçlara inen
Sabah unuttuğum düşteyim

17 Şubat 2011 Perşembe

Dört Kitap


Deniz kitabını okudum
Su dilinde, tuz dilinde...
Balık dilinde konuştum
Yosun oldum, kabuk...

15 Şubat 2011 Salı

baba tahir uryan


(Zi dest i dide u dil herdu feryad
Ki her çi dide bined dil koned yad
Besazem hanceri nişiş zi fulad
Zenem ber dide ta dil kerded azad)
Baba Tahir Uryan

Kaba bir çeviriyle:

Göz ve gönülün elindendir feryad
Göz ne görse gönül onu eder yad
Kaldırayım sivri çelik hançeri
Vurayım göze, gönül olsun azad

Aşırı serbest bir çeviriyle:

Çığlıklarım
Gözden, gönülden

Gözün gördüğüdür
Gönülde işlenen

Vur hançeri göze
İstediğin özgür gönülse







11 Şubat 2011 Cuma

Bağ

Sendeyim. İçine doğdum
Öfkenin doğduğu yerde
Sevincinin, sevişinin

Bulutlarının gittiği yöne mi gideyim, sularının?

*
Elin uzansa elimi bulur
Beni ittiğin yerde bulursun. Çektiğin
Gölgenin içinde gölgeyim

Seninle oldum, seninle niçin ölmeyeyim?

Denizim. Seni yansıtırım
Sen ağlaşırken maviyle yüz yüze
Yüzün, mavide pencere

Seni gördüm, daha ne göreyim?

Işığım. Senden yansırım
Sen uçarken katlar açıp
Göğün içinde kendine

Sığındığın buluta nasıl imrenmeyeyim?

Hiç dokunulmamış bir yer var sende
Baharın geçerken keşfettiği
Baştan yarattığı belki de

Sen taştıysan, ben sınırı nereden bileyim?


Bu senin akılda kalma biçimin
Biliyorum, beyaz oluyorsun
Beyazla karışıp, siyah, siyahla

Silahımsın, niçin ilk kendime çevirmeyeyim?

*
Ağırlığını tartıyorum
Boy verirken gölünde bir ömür
Günlerini saymadım, yine saymıyorum

Senin dünyam olduğunu kime söylemeyeyim?

 *
Acılı bilincinim senin
Her gün yeniden acıttığın
Acım ve bilincimsin

Kendim için sustum, senin için mi dillenmeyeyim?

Gül kızılı bir esrime yayılıyor
Vaktiyle bizim olduğumuz bahçeden
Artık bizde olan bahçeye

Bakıyorum, gülümseyerek, döktüğümüz yaprakların tarihine...

8 Şubat 2011 Salı

kırıklar5

24
Yaşam
Yüzdeki leke
Güneşten, kardan, rüzgardan

Görme sen
Herkesin göreceğini

Yaşam
Kandaki pıhtı
Sudan, buğdaydan, üzümden

Söyleme sen
En başta söyleneni

Yaşam
Tendeki yangı
Elden, dikenden, kılıçtan

Dokunma sen
Hiç dokunmayacağına

25
Karacümlesi yaşamın
Dizüstü çözülür

Mevsimsiz işlem:
Toplandım, sıfırda
Çıkarıldım, çıktığım kara parçalarından
Çarpıldım, çarpanlarına zamanın
Bölündüm:
Bir ben benden içeri
Bin ben senden içeri

26
Akar hep insan
İnsandan taşra



27

Düş görüyor evren
Hepimizin yerine:

Yüzüyor bulutlar
Tomurcukla dağ arasında:
Yaslandığın ağacın düşü
Oturduğun taşın

Dağılıyor
Düşüncenin sisi
Kaparken bizi
Sisin düşüncesi

4 Şubat 2011 Cuma

Bakıyoruz, Sam Amca

Ne düşünüyorum diye sordum kendime Mısır'da olan bitenlerden görebildiklerimi izlerken?
Buldum: Düşünemiyorum, bakıyorum.
Bakıyorum, mesela, devrim yeterli sayıda kişinin büyük bir meydanda bir o yana, bir bu yana koşması mı imiş?
Amerikalıların en büyük müttefiklerinden birine, "Haydi, vakit" demesi mi imiş?
Askerlerin mahçup damatlar gibi sokaklarda yanak öptürmesi mi imiş?
-Bakıyoruz dedik, beğenirsek alacağız, kızma Sam Amca...
Ama şu laf çok güzel, kabul: Defol Mübarek...
Defolun, Mübarekler...

Büyüleniş

yaşamın büyüsü, dedilerdi, yaşanmamışta
dedilerdi, söylenmemişte sözlerin büyüsü

düşüncenin büyüsü düşünülmeyende
benim büyüm sende
seninki diğerinde...

böyle ayakta durur kubbe
büyüleyerek bizi birbirimize

Üç Kapı

içe doğru açılır
ölüm kapısı
bakan kendini görür
gidenden önce
kapandı mı bir

açılır dört yana
yoksulluk kapısı
kapanmaz
ne soğukta, ne sıcakta
açıldı mı bir

ayrılığın yoktur kapısı
içle dış karışır
kişi kendinin yabancısı
yabana atıldı mı bir

3 Şubat 2011 Perşembe

meşkler

MEKTUP

Şu insan
Ne kötü yazılmış bir mektup!

ESKİL ÖYKÜLER

"Çocuklar", dedi Adem, "Biz aslında kovulmadık cennetten, kaçtık. Dünya ceza değil ödüldür, dişle, tırnakla da olsa burayı yurt yaptık..."

"Tek sorun şuydu ki çocuklar" dedi, "Yerimizi öğrendiler. Tek çaremiz de burası bizim, biz kardeşler ulusunun. Size, babalara, sultanlara, efendilere, krallara, firavunlara, başkanlara, beylere, paşalara bırakmayacağız demek."

*
İlk cinayetin çözümlenmesi: Suçu baba işledi, yaşı küçük olanın üzerine yıktı.

*
Nuh'un gemisi filan yoktu. Katliam tasarlandığında bazılarımız yüzmeyi öğrenmiştik, bazılarımızın dostları vardı, bazılarımızın da vicdanı.


*
RASYONALİZM ve FAŞİZM
İnsan aklının devlet aklıyla eşitlenmesine rasyonalizm diyoruz; insan vicdanının devlet vicdanıyla eşitlenmesine de faşizm.
Zulüm düşünmeyi gerektirmez, hazır düşüncelerle yetinebilir pekala; ama "yeni" zulüm biçimleri, yeni düşünceler gerektirir. Örneğin rasyonalizm olmadan binbir çeşit zulüm olabilse de faşizm olmaz.

1 Şubat 2011 Salı

Kırım Soruları

(Ne çok kan akmış, kanımız şu ocakta!)

Ardıç ağacı
Ağaçların dilini bilmeyiz
Dibinde senin
Kaç dil konuşuldu
Bilmeyiz
Dibinde senin
Kızılçam
Kaç dil tutuldu
Bilebilir miyiz?
Kaç isim unutuldu?

Yapraklarında senin
Çınar
Yapraklarının güzelliğinde
Kaç yüz resmoldu son acısıyla?
Kaç kafile yitti
Gölgende, atlıların önünde?
Ah atlılar, toynaklarının döktüğü kanı duymayanlar
Kaç kahkaha
Boğazladı çığlığı
Kovuğunda senin?

Senin kokun
Ihlamur
Kaç günde
Sildi kan kokusunu
Korku kokusunu?

Çürüyen etleri
Kaç günde temize çektin iğde?

Reyhan
Kaç göğüste açtın?

Kaç ganimet
Üleşildi gölgende mersin?

Kaç gözü
Ele verdin çitlembik

Kaç alnı sakladın
İnce dallarınla böğürtlen?

Kaç evle yandın kestane
Kaç ipeği yaktın, pazeni?

Kaç divitini tutuşturdun meşe
Kaç ciğeri tütün ettin?

Kaç hayale tüttün ceviz
Yemiş diye dallarında
Kaç bebe büyüttün
Kaç aksaç tuttun?

Kaç sevdalı
Lal oldu dalında gül?
Nefeslerini
Kaç rüzgarla paylaştın?

Kaç can çırpındı
Suyunda Murat
Kaç el
Yıkadı al günahlarını?
Kaç gövdeyi
Teslim ettin Fırat’a?

Aldıklarının
Kaçını denize ulaştırdın Dicle
Kaçını
Toprağın anılarına bıraktın?

N’ettin allı gelinleri Kızılırmak
Melul yiğitleri
Hangi kıstakta topladın?

Kaç can sekti
Su kesiminden Van Gölü
Balçığında kaç kemik uyuttun?

Kaç adın oldu Ağrı
Ne zaman çekildi
Kan tufanı
İçinde gemi gibi
Kaç zaman yalpaladın?

Kaç vakit taşıdın
Çor toprak
Çıplak ayakları
Göz göz yaralı?
Kaç kere doldun boşaldın?

Kaç gün örttün
Anadolu göğü
İncinmiş yatanı?