7 Şubat 2015 Cumartesi

Âlim, sultan ve emanetçi: Bir Davutoğlu portresi


Bilen kişi. Siyasete bilen olarak girdi. Danışman. Abdullah Gül’ün davetiyle. 2002’den başlayarak (Gül’e ve
Tayyip Erdoğan’a) danışmanlığını, “Büyükelçi” sıfatıyla yürüttü. AK Parti kararnamelerine hayır demeyi siyaset sayan Ahmet Necdet Sezer, ona evet diyecekti.
28 Şubat günlerinde siyasal İslamcılığa savaş açan askeriye, onu ders vermeye çağıracaktı. 1998–2002 arasında Silahlı Kuvvetler Akademisi ve Harp Akademilerinde misafir öğretim üyesiydi. Belki asker onun ev sahibi olduğunu bilmiyordu. Bu da bir tür elçilikti. Sık kullanılan “cami-kışla” karşıtlığının bir retorikten ibaret olduğunu gösteren bir elçilik. Camideki kışlayı ve kışladaki camiyi görmeyenlerin çözmekte zorlanacağı sözde karşıtlık.
Alman liseli, ama “Doğu kültürü”nü ihmal etmemiş. Batı eğitimli ama İslami değerlere sadık. Boğaziçi mezunu, ama çalışmak için tercihi ABD değil, Malezya. Sakallı Celal’i anmalı: “Doğu’ya giden gemide Batı’ya koşan insanlar”la dolu güvertede iradi bir terslik. Batılı gramere razı: Bulunduğu yere takılan “Ortadoğu” adını telaffuzda epistemolojik sakınca görmüyor; ama ekliyor: “Biz merkezdeyiz.” Üç Tarz-ı Siyaset geliyor akla: İslamcılık da, Türkçülük de, Osmanlıcılık da “Batılı”dır aslen.