29 Kasım 2013 Cuma

Kanıksatılmış işkence


'Çıplak arama' 
anayasaya ve yasalara aykırıdır. 
Kanunsuz yetkiler 
yönetmelik hileleriyle 
hepimize normal gibi gösteriliyor.


28 Kasım 2013 Perşembe

Gönül kendini yurttaş mı sanırsın?

Türkiye Cumhuriyeti'nin 
yazılı anayasası dışında 
bir de yazısızı var. 
Bu ikinciye göre 
'TÜİK' denince insan hakları biter. 
Polis, Aleviliğe kamu önünde 
mücrim iması yapabilir. 
Güvenlik istediğini alır, istediğini bırakır. 
Biz de bunları görmeyiz, 
çünkü devletin bir eli 
gözümüzü çıkarmıştır.

21 Kasım 2013 Perşembe

Kürt, Kürtçe, Kürdistan



Başbakan Erdoğan'ın 'Kürdistan' 
deme tabusunu yıkması 
iyi elbette, 
fakat Kürtlerin beklentileri 
iyi sözlerle değil, 
hukukla karşılanır ancak: 
Dağ da 
 cezaevi de 
kalplerdeki kırıklıklar da 
hukuk ve adaletle 
boşalır.


18 Kasım 2013 Pazartesi

Hayrettin Eren için çağrı


BASINA VE KAMUOYUNA

Hayrettin Eren 12 Eylül faşist cuntası döneminde gözaltında kaybedilen devrimcilerden biri.

26 yaşındaki Hayrettin Eren, 21 Kasım 1980’de gözaltına alındı. Günlerce Gayrettepe’deki siyasi şubede sorgulandı. O dönemin birçok tanığı olmasına rağmen devlet Hayrettin’in gözaltına alındığını hep inkar etti.
Eren ailesi, Cumartesi Anneleri, İHD İstanbul Şubesi Kayıplara Karşı Komisyon, insan hakları savunucuları ve Hayri’nin dostları 21 Kasım 2013’te onun gözaltına alındığı yerde Saraçhane’de buluşuyor. Hayri’nin gözaltına alındığı Haşim İşçan geçidinin üzerinde saat 11.00’de gerçekleşecek buluşmada “Kayıplarımızın gömüldüğü yerler açıklansın, sorumlular yargılansın” denilecek.

14 Kasım 2013 Perşembe

Dünya gözümde Kerbela'dır


Erdoğan'ın Sünni Kerbela algısının 
Alevilerin Kerbelası'yla ilgisi 
sadece tarih ve isimlerde. 
Muharrem İnce'nin 
isimlerle kurulu söylemiyse 
söylediğinin tersini gösteriyor.



Siyasette isimler günlerindeyiz. İktidarıyla, muhalefetiyle... İsimler üzerinden mesajlar yollanıyor, sorular soruluyor, cevaplar veriliyor. 

11 Kasım 2013 Pazartesi

Bir neşe şarkısı: Dewo Dewo



Uyku tutmayınca, çoktandır aklımda olan bir şeyi yaptım. "Dewo" şarkısı için aklımdan geçenleri not ettim. 
Önce şarkı, sonra güftesi ve en son notlar...



Dibên li lê çiyayên me bi hobe bî
(Derler dağlarımız obalı olsun)
ava gundê me bi nobe bî
(Köyümüzün suyu nöbetle olsun)
Mala me li handa mala we bî
(Evimiz evinizin yanında olsun)
Diwarê orte bila tune bî
(Ortadaki duvar da olmasın)
Can ser canê te ra wêy tobe bî
(Canın üstüne can töbe olsun)

Dewo dewo bibe ez te dakim
(Ayran, ayran seni ben çalkalayayım)
Bejnika fitoz paş te bakim
(İnce boyumu ardından sallayayım)
Wan cahîlan ji xewê rakim
(Bu cahilleri uykudan uyandırayım)
Wan xortikan li xwe şakim
(Bu gençleri kendileriyle seviştireyim)

Dibê li lê tu qewaxa mina li serê kanîyan
(Derler ki sen çeşmelerdeki kavağımsın)
Top hev bun insanê buyan
(Bir araya gelmiş düğün insanları)
Yekî kî dikevî ara min û te
(Seninle arama girerse biri)
Dudan biweşi bimînî tudîyan
(Dökülsün dişleri kalsın damağı)

Serxaw bibe ez te didakim
(Üstün yağlansın ben sesi süzeyim)
Bejnik a fitoz paş te bakim
Wan cahîlan ji xewê rakim
Wan xortikan li xwe şakim

Li lê welle den’ dikim bukê den’ dikim
(Vallahi söylerim gelin söylerim)
Qezî û qonuşman den dikim
(Sözleri, konuşmaları söylerim)
Zava û bukan ji hev dikim
(Damatları gelinleri ayırırım)
Keya mixtar ra den’ dikim
(Kahyaya, muhtara söylerim)

Şeve şeve kerbaw şeve
(Gecedir gece eşek-babalı gecedir)
Nika’m herim pîrê dar e
(Gidemiyorum ihtiyar (kadın/kaynana) darda)
Nika’am herim dew li dar e
(Gidemiyorum ayranım yayıkta)

Li lê bin ê malan da keş u peşe
(Evlerinin altı pılı pırtıdır)
Baran dibarî heva xwaşe
(Yağmur yağar hava güzeldir)
Ar bi merê kotî kevî
(Kötü erkeğe ateş düşsün)
bişev biro cem jin a rindik da naxwaşe
(güzel kadının yanında gece gündüz uykuda)
Hulpo da hulpo ez te dakim
(Çalkalan da çalkalan seni süzeyim)
Bejnika fitoz paş te bakim
Wan cahîlan ji xewê rakim
Wan xortikan li xwe şakim

… kar e qirik a belek lê qar u qar e
(…? Saksağan ona gak gak ötüyor)
Ar bi jin a kotî kevî
(Kötü kadına ateş düşsün)
Wekî ker a topal pê nêxur nare
(Topal eşek gibi sığırların ardından gidemez)

Dew dew bibe ez te dakim
Bejnik a fitoz paş te bakim
Wan cahîlan ji xewê rakim
Wan xortikan li xwe şakim

Li le binê malan da çamê
(Evlerinin altı çamdır)
Min lê ra kir zokê dargamê
(Onu dürttüm döven çubuğuyla)
Ar bi jina kotî kevî
(Kötü kadına ateş düşsün)
Ramusana xwe wekî postikê toraqa xame
(Öpüşü ham çökeleğin tulumu gibidir)

Koçgiri ağıtlarıyla bilinir ya neşeli şarkıları da boldur. Ağıtlar cenaze ve yas demekse elbette neşeli şarkılar da düğün dernek demek. Düğün ve cenaze bir toplumun toplum oluş ölçüsü değil mi? Kim demişti, düğün ve cenaze yapamayan toplum, toplum değildir diye?
Bu şarkı, neşeyi ritminde, melodisinde ve sözlerinde taşıyanlardan biri. Aynur ile hayli ünlendi de. Cihan Çelik ve Cemil Koçgiri/Koçgün de az farklı versiyonlarını yaptı. Cihan Çelik, Koçgiri şarkılarının neşeli olanlarına acılı olanları kadar değer vermiş müzisyenlerden biri olarak bir adım öne çıkıyor. Hatta Cihan'ın neşeli şarkılara asılması, derlemesi, söylemesi ve söyletmesi, emsalsiz bir çaba aslen.
Buradaki versiyon ise bildiğim en eski kayıt. Mexsudê Çekolî söylemiş. Arkadan az az gelen seslerle bir düğün (ya da kına) ortamında kaydedildiğini düşündürüyor. Fakat düğün, cenaze dışında iki neşe ortamı daha var: Uzun kış gecelerinin kiminde kurulan meclislerde de neşe öne çıkar. Bir de elbette konuk gelince. Yakın zamanda bir yas söz konusu değilse, konuk için kurulan meclis düğün sofralarının neşesini taşıyabilir. Çekoli’nin söyleşiyi, nedense bana bugünlerde şarkıyı yeniden güncelleştiren, albümlerinde kullanan sanatçı dostların söyleyişlerindeki işveden fazlasını taşıyor gibi. “Iskalıyorlar” diyemeyeceğim, haksızlık olur, fakat sanki şarkıda yeni yorumlarını aşan bir “işve” var gibi geliyor bana. Kim bilir, belki çocukluğumun seslerine yakınlığı, bana bu haksızlığı yaptırıyor!
Şarkındaki “jina kotî” (kötü/değersiz kadın) kesiti “cinsiyetçi” tonlar taşımıyor değil; fakat “merê kotî” (kötü erkek) kısmı denge kurmuyor da değil.
Şarkının bana en güzel gelen yönü, güftedeki söz oyunlarıyla desteklenen absürtlükler. Dhaa girişteki yaylalarla köyün su nöbeti arasındaki bağlantısızlık, bağlantısız sözlerle gideceğinin alameti. “Gelemiyorum ihtiyar darda” ile “Gelemiyorum ayran darda” kısmı, kaynana sevgisi(!)ne yaslanan şakalardan biri. Şarkı, neşesinin hakkını, şarkı kuruş yollarıyla da eğlenerek gösteriyor aslında: “Evlerinin önü” kalıbı, devamında tutarlı dizelerle sürer, burada dizelerin tutarsız oluşu şarkıcının asıl hedefi gibi.
Şarkının gizlenmek yerine absürte sarılan cinselliği de bu oyunlardan çokça payını alıyor. “Cahil” Koçgiri’de doğrudan “genç”in karşılığı olarak kullanılan kelimelerden biri; “uykudan uyandırılacak” gençler, elbet “sevişecek”lerdir! “ji xewê rakirin” doğrudan “li xwe şakirin” ile bağlanıyor. E finaldeki “kötü kadın” ve “kötü erkek” tarifleri de düşünülünce, “cahiller”in sevişmek yerine uyumalarına daha baştan itiraz edilecek muzır bir ruhun iş başında olduğunu görmek zor olmuyor.
“Evler yan yana olsun, ama ortadaki duvar olmasın” duasıysa, şu günlerde yürüyen “kızlı erkekli ev” tartışmasına çok önceden Koçgiri meşrebiyle verilmiş bir cevap gibi sanki J






9 Kasım 2013 Cumartesi

'Komşular, siz neredesiniz?'


Hiç görmediğim ağabeyim Hayrettin Eren'e 
ve hep görmek istediğim 
sevgili kardeşim Faruk Eren'e. 


Komşu kimdir?
Cumartesi Annelerinin bugünkü oturumundan bu soru. “İnsanın kaidesi insandır” dediydi Novalis. İnsan, insan üstünde durur. İnsan insan yanında durur. İnsan insanın yanındadır. Yan yanalık, bugünüdür insanın. Üst üstelik, geçmişle bağı.
Cumartesi Anneleri “geçmiş”te ellerinden, kucaklarından, ocaklarından alınmış insanlar için buradalar. 450 haftadır. Yanlarının boşluğundan yakınıyor Mikail Kırbayır. Cemil Kırbayır’ın ağabeyi.
Bir sitem mi söyledikleri? Komşuluk hukukuna yolluyor, ağır, acılı sesiyle dinleyenleri. “Komşular, siz neredesiniz?”

7 Kasım 2013 Perşembe

Bekârlık sultanlıktı bundan sonra karakolluk



Bekâr tekinsizdir. 

Anne-babalarından 
çeşitli otoritelere 
herkes onlar adına kaygılanmış, 
giderek onları kaygı konusu saymıştır. 
Bugün yine başları dertte.





Başbakan Erdoğan’ın öğrenci evlerine çekidüzen verme tartışmasında birbirinden şaşırtıcı (En çok da bazı hükümet üyeleri şaşırmış olmalı, örneğin Bülent Arınç) boyutlara giden unsurlar var. En kaba özetle, öğrenci (bekâr), ihbar, valiliğin müdahalesi-gereğini yapması, muhafazakâr demokrat anlayışa terslik. Bir de emanet. Tuhaf, kaldırılamayacak bir tehlike imasının eşliğinde. 

5 Kasım 2013 Salı

MEŞKLER: Gün, gece, el...


Bazı günlere bir gece yetmiyor.

*
Günün siyaseti yara açmak, gecenin siyaseti dağlamak yarayı. Gündüz yarayı yüzden okutur, gece yarayı elde taşır.
Gündüz karar gözündür. Uzanan eli, uzanmayan eli görerek karar verirsin.