31 Ocak 2012 Salı

MEŞKLER-Muhalif Osmanlı şairleri


Bilgi birikimi de sermaye birikimi kadar sorunlu bir birikim; tek vergisi de muhalefettir.
Osmanlı’nın da güzel muhalifleri vardı.

Benim sevdiklerimden yetimi, şöyle diyor:
Fukarayla ki oldum pa-daş
Eğmedim beylere ağalara baş

30 Ocak 2012 Pazartesi

KIRIKLAR-49

İki ölüm var
Baştan beri iki ölüm


İlk canlının biri
Biri son


Yaşattı  ilki
Her canlıyı


İkincisi 
Yaşar her canlıda


Böyle böyle döner dünya
Canla cansız arasında


...................................






KIRIKLAR... TOPLU HALDE OKUMAK İÇİN 50'Sİ BİYERDE

29 Ocak 2012 Pazar

Zizek: Filozofun reel politik hali


Salvoj Zizek bir süredir Türkiye’yi komşu kapısı yaptı. Hoş gelmiş, sefalar getirmiş. Gelip gitsin. Faydası var, ziyanı yok. Memleket görür, ufku açılır. Bize de konuşulacak laflar bırakır. Nitekim Zizek son gelişlerinde Türkiye’nin ve bölgenin tarihi-politik meselelerine dair ilginç cümleler kurdu. Kursun, filozofların tarihi politik meselelere girmesi iyidir, güncelde söz alması iyidir. İlginçlik burada değil. İlginçlik kurduğu cümlelerde.
İlk güzel cümlesi, Balkanlar için bir Osmanlı önermesiydi, dahası Avrupa için Osmanlı deneyiminin model olabileceğini söyler gibi de oldu. Bu son gelişinde Kürt meselesine de girdi, buradaki cümlesi de ilginçti: “Kürtler dört ülkeye bölünmüş. Türkiye Cumhuriyeti’nde birleşebilirler.”
Cümlelerin ilginçliği, filozofun politikaya bulaşmasıyla ilgili değil; aksi daima şaşırtıcı olmalı. Felsefenin sözü daima politiktir, politikaya dairdir. Filizoflar, evet, politikacılardır, katıksız hem de. Uzun vadenin politikacıları. Güncel, aktüel meselelere dair söz almaları da hiçbir zaman şaşırtıcı olmamalı, hep yaptılar bunu, yapacaklar, yapmalılar da.
Zizek’in sözlerinin ilginçliği şurada: Hiç ilginç değiller!

28 Ocak 2012 Cumartesi

KIRIKLAR-50

Yorgunluğuna yaslandı
Dağ yolcusu


Kertenkelede gördü
Kayaların neşesini
Arıda çiçeğin...

Ben ölmeye geldiydim”
Dedi uyumadan önce
Gölgenin sevincinde
Hep doğruyor oysa
Deniz gibi dağ da.”

Yol da değişti
O uykuda
Yolcu da


......................................




KIRIKLAR-TOPLU HALDE

27 Ocak 2012 Cuma

MEŞKLER- İnsan, yasa ve özgürlükler


İlk yasa, ilk devrimdir ve ilk hukuksuzluktur. Devrimdir, önceki tüm kurallar değişmiştir, hukuksuzluktur, önceki tüm hukuki düzenleme ve imkanlar artık yasaya tabidir. Hukuk ilerledikçe hedef adalet olmaktan çıkar, düzenlerin düzenlemelerinin selameti olur. 

Hukuk, hayatını hepsini kaplar. Kefenin cesedin hepsini kapladığı gibi; Carl Schmitt derinin bedeni kaplaması gibi derken yanılıyordu, hukuk sonradan olandır derinin aksine... 


24 Ocak 2012 Salı

MEŞKLER-Şairler ve Zaman

Her şairin zamanla bir derdi vardır. Goethe onu durdurmek istemişti: "Dur ey zaman, ne güzelsin!" Voznesenskiy seneler sonra ona itiraz etti: "Yürü ey zaman, ne güzelsin." Sahi, Goethe istemiş miydi zamanın durmasını, yoksa onun durdurulamazlığına karşı poetik bir jest miydi sadece dizeleri?

23 Ocak 2012 Pazartesi

Jameson meydan okuyor


Amerikalı Marksist düşünür Fredric Jameson Varoluşçuluk batıda ve batıyı izleyen ülkelerde düşünce dünyasını derinden sarsan bir moda olduğu sıralarda genç bir adamdı. Gençliği ve olgunluk çağları, varoluşçuluğun yerini yapısalcılık, ardından yükselen post-yapısalcılık ve post-modernizmin alışına denk düşer. Fransız filozof Alain Badiou’nun “yeni sofistler” dediği post-yapısalcı yangın ortalığı kasıp kavurduğunda Jameson ve (bazıları bazı yönleriyle yapısalcılar ya da post-yapısalcılar arasında sayılan) Louis Althusser, Ernest Laclaou, Terry Eagelton, Jürgen Habermas gibi düşünürler teorik itirazlarını yükselten isimlerdi.
Jameson, hem aynı düşünsel cephede yer aldığı bu isimlerle hem de post-yapısalcılarla kıyasıya bir mücadele içinde eserini hazırlamış bir düşündürdür. İngiliz-Amerikan düşünce dünyasını ören üç ana ipliğin ampirist, pragmatist ve mantıkçı-pozitivist ekollerin karşısına, Avrupai düşüncelerle çıkar. Onun, İngiliz-Amerikan düşünce dokusuna Avrupa aşısı yapan en yetkin isim olduğunu söylemek mümkün.
Geçen yüzyılın son 20 yılında, önce soğuk savaşın ardından tarihin bittiğinin ilan edildiği zamanlar, post-modernizmin akademi koridorlarından gazete köşelerine, stand-up’çılardan tv dizilerine ve demek ki kahvehane muhabbetlerine kadar yayıldığı zamanlardı. Jameson’ın Türkiye’ye ilk eseri de bu yıllarda geldi: Marksizm ve Biçim.

22 Ocak 2012 Pazar

Kara Işıltılı Kareler-8


Kıvrıldığı kar karası karanlık da onun
Saçıldığı ay aydınlık da

Yeni bir adaya yerleşiyor
Yeni bir adla
Öncesiz, sonrasız bir kıtaya
Sarmaştığı bedenle

Sıçrıyor
Su kesiminden
Hazzın mest balıkları

Limansız yelkenlileri
Gidip geliyor geçmişin
Her nefesle
Ayrı yönlere

20 Ocak 2012 Cuma

MEŞKLER-YÜRÜYÜŞ


Özü öze bağlayalım
Sular gibi çağlayalım
Bir yürüyüş eyleyelim
Tevekkeltü taalallah
(Pir Sultan Abdal)


Türkiye’de son beş yılın en kalabalık, en etkileyici yürüyüşleri Hrant Dink için yapıldı. En acılı, en öfkeli yürüyüşleri belki de. Nedir siyasi yürüyüş? Protesto ya da anma yürüyüşü? Gösteri?
Kendini gösterme anlamıyla gösteri; eylem anında daha önceki aidiyetleri dışında eylem halinde bütünleşmiş bir “biz”in, katılımcıların tek tek benliklerinin toplamı olması itibarıyla bir “biz”, bir siyasal özne olarak aslında tüzel bir “ben”in sergilenmesi. Yürüyüş sloganı da böyle bir “biz”ler kümesinin, böyle bir siyasal “ben”in söz alması.

17 Ocak 2012 Salı

Afedersiniz ama sorun 'biz'de değil mi?

“Bizde ayrımcılık olmaz. Bizde ırkçılık olmaz. Bizim kültürümüz, tarihimiz, dinimiz bunlara karşı. Biz yüzyıllardır çeşitli milletler hep birlikte yaşadık. Biz hoşgörü toplumuyuz… Biz…”


Doğru mu bunlar? Bakalım.

BİR SPİKER
Bir spiker (Müge Anlı) Van depreminden sonra şunları söyledi:
“Herkes haddini bilecek. Yeri geldi mi taş atacaksın, Mehmetçik’i kuş avlar gibi avlayacaksın sonra zor günlerde canım cicim deyip, yardım isteyeceksin. O polisler hemen yardımına koştu oradakilerin. O taş atanların eli kırılsın. Askerlerimize polislere zeval vermesin.”
Suç duyurusu yapıldı. Savcılık takipsizlik verdi bu hafta. Yani artık herkes, örneğin bir savcı da bu sözleri rahatlıkla söyleyebilir.
Devlet, hükümet yetkilileri hep “Biz PKK ile Kürt yurttaşlarımızı ayırıyoruz” diyor. Spikerin sözlerinde ayrılıyor mu? “Taş atan ve Mehmetçik’i kuş gibi avlayan” kim? “Kürt yurttaşlar” mı, “PKK’lılar” mı? Van depreminde evi başına yıkılıp yardım çağrısı yapan kim, “Kürt yurttaşlar” mı, “PKK’lılar” mı?

15 Ocak 2012 Pazar

Kara Işıltılı Kareler-7


Çıkmış yuvasından bir kere
Dişleri, tırnakları bileyli
Yaban kedisi
Sokulgan ve kaçak
Mırıldanıyor
Arkasına kaçtığı ağaçtan

Hem avcı o
Hem av şimdi

Çağla yeşili
Bir çağrı
Gözbebeklerinde
Bal kokulu
Yarısı geçmişte
Yarısı gelecekte
Unutuluveren günahtan
Pençelerini yalarken
Ansızın geliveren sabahta

Kara Işıltılı Kareler-5


Kara Işıltılı Kareler-4


Kara Işıltılı Kareler-3


Kara Işıltılı Kareler-2


Kara Işıltılı Kareler-1


(Mayıs-Haziran 2007'de yazıldı. Tamamı 18 şiirdir. Cumartesi Şiir'de yayınlandı. http://www.cumartesisiir.com/


12 Ocak 2012 Perşembe

Kenan Paşa çok mutludur! (12 Eylül iddianamesi üzerine)


Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın adlarının sanık hanesinde yazılı olduğu 12 Eylül iddianamesini nihayet gördük.
“Hani yargılanamazdı, bak yargılanıyor işte” diyenlerin, diyeceklerin iddianameyi okumamış olduklarını varsayıyorum. Çünkü iddianame, yargılama için değil doğrudan yargılamama için yazılmış. Ne mi demek istiyorum? Gelin iddianamenin üzerinden adım adım gidelim. Uzun bir yazı olacak, ama uzun bir tarih var arkamızda; ona bakarsak yazı da iddianame de hayli kısa…
Saded.

ŞÜPHELİLER BU KADAR MI?
İddianamenin “Şüpheliler” kısmında Ali Tahsin Şahinkaya ve Ahmet Kenan Evren isimleri var. Pek güzel. Güzel de dönemin sıkıyönetim komutanları nerede? Vali olarak, belediye başkanı olarak atanan askerleri nerede? Ceza ve tutukevlerini yöneten komutanlar nerede? İnsanların toplanıp işkence edildiği, sorgulandığı emniyet birimlerinin sorumluları nerede? Ölen öldü, tamam, ya kalanlar? Mesela darbenin başbakanı, emekli oramiral Bülend Ulusu beyefendi nerede? Çeşitli bakanlıklar, bakanlar vardı, onlar nerede? Yoksa bu bir suç teşkilatı değildi de beş generalin rüya görmek suretiyle yaptıkları bir iş miydi? Üçü öldü, kaldı ikisi, onunla mı idare edelim diyorsunuz?

11 Ocak 2012 Çarşamba

Kenan Evren'e ne soracaksınız?


Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 12 Eylül darbe beşlisinden kalan son iki isim. Yargılanacaklarmış. İyidir. Yargılansınlar. Fakat yargılanabilirler mi?
Hukuken yargılanabilirler. İnsanlığa karşı birden fazla, Türkiye’ye, Türklere, Kürtlere ve ikisinin sosyalistlerine karşı binden fazla suç işlediler. Yargılanmalılar da. Fakat onları yargılayabilecek hukuk ve yargı makamı var mı sahiden?

24 OCAK NEDİR?
12 Eylül 1980’e gelmeden önce bir tarihe bakmalı: 24 Ocak 1980. 12 Eylül aslında tek gündür, üç ayrı gün gibi görünse de. 2 Ocak’ta muhtıra verildi, 24 Ocak’ta en büyük neoliberal programlardan biri olan (pogrom deseydim dilim sürçmüş olmazdı) iktisadi kararlar alındı.
12 Eylül’de toplumun, solun yolunu kesen generaller işte bu kararların bekçileriydiler. Has adamları da ekonomiyi teslim ettikleri Turgut Özal’dı. Hani şu Başbakan Erdoğan’ın kendi soykütüğünü sıralarken sık sık yad ettiği başbakan, cumhurbaşkanı.
24 Ocak kararlarını yargılayamayacak bir iktidar 12 Eylül’ü yargılamış olmaz. O kararları savunan o generalleri de savunur. Ekonomik aklın, ekonomik rasyonelin, siyasi akıldan üstünlüğünün ilanıdır o kararlar. Bugünkü vahşi “tüccar siyaset”i yaratan kararların ebeliğinden ve bekçiğilinden başka ne yapmış Kenan Evren? Bugün üstünde tepinilen, yanına din ve etnik savaş eklenerek örtülenmeye çalışılan sınıfsal uçurumların mimarı o, oturduğunuz evin mimarı.
ANAYASA’YI KİM YAPTI?
Mesele sadece 24 Ocak değil, sorulara devam edelim:
Kenan Evren’i, Kenan Evren’in yaptığı anayasayla ve onun tesis ettiği hukukla mı yargılayacaksınız? Onun tahkim ettiği DGM’lerle mi? Adını değiştirdiğiniz diye DGM’ler değişti mi? Özel yetkili mahkemeler, DGM ve sıkıyönetim mahkemelerinin toplamı değil mi?
Kenan Evren’i, Kürtleri savaşa iten idari, hukuki ve söylemsel saldırganlığı nedeniyle mi yargılayacaksınız? “Tek vatan, tek bayrak, tek dil” sloganını atmasını mı suçlayacaksınız, aynı sloganı atıyorken kendiniz? Genelkurmay Başkanınız Kürtçe konusunda daha dün Kenan Evren’in duysa gözlerinden öpeceği cümleyi sarf etmedi mi? Onu da birlikte yargılar mısınız?
KCK, FAİLİ MEÇHUL ve YARGISIZ İNFAZ
Diyarbakır cezaevindeki zulmü sorarken, politikaya bulaşan bütün Kürtleri ve onlarla dayanışmaya çalışan Türk sosyalistlerinin bugün neden hapse atıldığını da ona mı soracaksınız? Solun her türünü toplumun kılcal damarlarından temizlemek için canla başla kanla çalışmış Kenan Evren’e, İdris Naim Şahin’in arkaik komünizm düşmanlığını da soracak mısınız duruşmalarda? Bugün aynı şeyleri yapıyorken, sola, muhalefete ait nerede kıpırdayan ne varsa her tür silahla tepesine biniyorken, ona neyi soracaksınız? Neden daha erken yapmadığını mı?
Faili meçhul dosyalarını açmadan neyi soracaksınız? O size sormayacak mı, niye dosyaları açmıyorsunuz o zaman diye? “Teröristtiler, vurduk” diyecek size; siz Uludere’den sonra özetle sadece, “Terörist sandık, vurduk” demediniz mi? Duruşmada yanındaki sandalyeye mi oturacaksınız?
Cezaevindeki Türk-Kürt sosyalistleri, akademisyenleri, gazetecileri mi soracaksınız? “
DİN DERSLERİ
Neyi soracaksınız, onun mecburi hale getirdiği din derslerinin halen mecbur olduğu yerde? Onun Alevi köylerine diktiği camileri niye küçük yaptığını mı? Maraş’ı soracaksanız mesela, Maraş’ı anmak isteyenlerin neden şehre alınmadığını kime soracaksınız?
Meydanlarda iple dolaşırken, “Neden asmadınız” diye milliyetçi kin pompalarken, Kenan Evren’e idamların hesabını mı soracaksınız? Aylarca hücrelere tıkılmış mahkûmları sorarken, cezaevinde hastalıkta ölenleri, tecrit tutulanları soracak mısınız?
OY ORANI
Daha sayılacak çok şey var: Sansür, emek örgütlerinin tasfiyesi, muhalifleri işsizleştirme, bugün gözbebeğiniz saydığınız YÖK… Bütün kurumlarına sahip çıktığınız birini niçin yargılıyor olabilirsiniz ki?
Darbeciler, demokrasiyi getirmek için yargılanır, götürmek için değil. Kenan Evren anayasasının aldığı oy oranıyla hep övündü. Demokrasiyi sadece oy oranı sayanların da atasıdır o.
E peki niye çıkarılıyor Kenan Evren mahkemeye?
Basit bir nedenle, işi bitmiş tetikçiyi çöpe atmak suretiyle maddi, manevi cineyetlerinin yükünden arınmış gibi yapmak için:
“Çıkarları tehlike altındayken, büyük mafya babaları, dün kendileri için hizmet edenlere karşı acımasız olmasını bilirler. Medeniyet mecbur bırakır.” (Alain Badiou, Tarihin Uyanışı s. 184, Monokl yayınları)

NOT:
Uludere’de “gizlilik” kararı alındı. Ne diyorlardı? “Her şeyi araştıracağız, bakacağız.” Ne demiş oluyorlar gizlilik? “Bakacağız ama siz göremeyeceksiniz.” 
(6 Ocak 2012, Radikal, Radikal)




2 Ocak 2012 Pazartesi

Yürüyüşler-6


Yeni yılın ilk günü. Pazar. Eminönü meydanı canlı yine de. Meydan bugün mütevazı  ama, her günün telaşı değil, boş bir günün sükuneti var.

Vapur usul usul boşalıyor. İnsanlar sakin, koşturmuyor. Oysa Eminönü koşturma mekânı, yeraltı geçitlerinde de, yerüstü geçitlerinde de, otomobillerinde de, seyyar satıcılarında da hep bir acele var.

Bu acelenin sadece kapitalizmin kentin ruhuna nüfuzuyla oluştuğunu söyleyebilir miyiz? Bilmiyorum. Eski fotoğraflardaki gibi yavaş seyrediyor sanki bugün her şey.

Acelesiz Eminönü, Pazar gününün Eminönü, eski Eminönü’nün, yoksul İstanbul çağlarının Eminönüsü’nün ruhunu mu geri çağırıyor?



Kara Işıltılı Kareler-6

Biliyor
Dönerken yüzünü
Eriyecek mührü dudakların
Her aşımda

Biliyor
Düşlediği kadardır
Etrafında dönen dünya
Düşlendiği kadar

Ne gören soğur
Geçip gitse de
Kendi oyunlarına dalmış günler
Ne görünen

Ne de tasanın hükmü olur
Tenlerin yangınına

.....................................................
Kara Işıltılı Kareler-13

Kara Işıltılı Kareler-12

Kara Işıltılı Kareler-11

Kara Işıltılı Kareler-10

Kara Işıltılı Kareler-9

Kara Işıltılı Kareler-8

Kara Işıltılı Kareler-7

Kara Işıltılı Kareler-5

Kara Işıltılı Kareler-4

Kara Işıltılı Kareler-3

Kara Işıltılı Kareler-2

Kara Işıltılı Kareler-1

(Mayıs-Haziran 2007'de yazıldı. Tamamı 18 şiirdir. Cumartesi Şiir'de yayınlandı. http://www.cumartesisiir.com/