23 Ocak 2012 Pazartesi

Jameson meydan okuyor


Amerikalı Marksist düşünür Fredric Jameson Varoluşçuluk batıda ve batıyı izleyen ülkelerde düşünce dünyasını derinden sarsan bir moda olduğu sıralarda genç bir adamdı. Gençliği ve olgunluk çağları, varoluşçuluğun yerini yapısalcılık, ardından yükselen post-yapısalcılık ve post-modernizmin alışına denk düşer. Fransız filozof Alain Badiou’nun “yeni sofistler” dediği post-yapısalcı yangın ortalığı kasıp kavurduğunda Jameson ve (bazıları bazı yönleriyle yapısalcılar ya da post-yapısalcılar arasında sayılan) Louis Althusser, Ernest Laclaou, Terry Eagelton, Jürgen Habermas gibi düşünürler teorik itirazlarını yükselten isimlerdi.
Jameson, hem aynı düşünsel cephede yer aldığı bu isimlerle hem de post-yapısalcılarla kıyasıya bir mücadele içinde eserini hazırlamış bir düşündürdür. İngiliz-Amerikan düşünce dünyasını ören üç ana ipliğin ampirist, pragmatist ve mantıkçı-pozitivist ekollerin karşısına, Avrupai düşüncelerle çıkar. Onun, İngiliz-Amerikan düşünce dokusuna Avrupa aşısı yapan en yetkin isim olduğunu söylemek mümkün.
Geçen yüzyılın son 20 yılında, önce soğuk savaşın ardından tarihin bittiğinin ilan edildiği zamanlar, post-modernizmin akademi koridorlarından gazete köşelerine, stand-up’çılardan tv dizilerine ve demek ki kahvehane muhabbetlerine kadar yayıldığı zamanlardı. Jameson’ın Türkiye’ye ilk eseri de bu yıllarda geldi: Marksizm ve Biçim.
Marksizm ve Biçim ağırlığına rağmen belli bir ilgi gördü, uzun sayılmayacak bir sürede tükendi, birkaç defa basıldı. Kitabın, “Tarih bitti” bilgiçliğiyle her düşünce girişiminin, özellikle de verili dünyanın dönüştürülmesine yönelik imkânların peşindeki muhalif düşüncelerin küçümsendiği günlerde gördüğü ilgi, Türkiye’de hem düşünceye hem de özellikle Marksist düşünceye yönelik hevesin bir göstergesiydi. Marksizm ve Biçim, 20. Yüzyılın önemli Marksist/diyalektik düşünürleri hakkında bir çalışma. Adorno, Benjamin, Marcuse, Bloch, Lukacs ve Sartre gibi başlıca Batı Avrupa düşünürlerini konu alır. Yüzyılın etkili düşünce sistemlerinin edebiyat alanındaki uygulanışının, işleyişinin eleştirel bir tasvirini ve yeniden konumlandırılmasını içeren kitap, Amerikalı düşünürün tipik özelliklerini de sergiler: Jameson daima diyalektik düşünür, her ele aldığı, hesaplaştığı düşünürde diyalektik modelini yeniden elden geçirir. Bu çerçevede, “Dil Hapishanesi/Yapısalcılığın ve Rus Biçimciliğinin Eleştirel Öyküsü” adlı kitabı da Marksizm ve Biçim’in tamamlayıcı bir eki gibi okunabilir.
Jameson, ilgilendiği düşünceyi, düşünürü daima (bütünsellik adını verdiği) bir sistem içinde kavrar ve daima ondan kendi düşüncesine, sistemine bilgi, görüş ve bakış açısı taşır; en Türkçesi, ilgilendiği düşünceden ve düşünürlerden yararlanarak onları aşmaya yönelir. Daima ilgilendiği, hesaplaştığı düşünürü özenle tanımlayacağı bir tarihsel bağlama oturtur. Ve daima bütün çalışmayı Marksist/sosyalist bir perspektife yerleştirir, kendi eserinin akademik bir “edebiyat eleştirisi” olarak tanımlanmasına izin vermeyecek siyasi bir perspektif. Kavgacı, iddialı ve kararlı bir perspektiftir bu: Siyasal mücadelenin, sınıfsal mücadelesinin teorik alandaki cephe savaşçısı, mevzi tutucusudur Jameson. Buna karşılık, karşısına dikildiği düşünürleri ya da akımları toptan yok sayacak bir reddiyecilikle çalışmaz; aksine, onlara bir tarih, bir siyasal konum, bir düşünsel/kültürel bağlam tanımlayarak, deyim yerindeyse onlara dünyalı ve tarihli olduklarını hatırlatarak, aşma çabasına yönelir.
Onun “Biricik Modernite” ve “Postmodernite” adlı kitapları tartışmacı, meydan okuyucu tavrının belirginleştiği iki önemli eser: Post-yapısalcı, post-modern düşünce akımları ve düşünürlerle tartışmasını, modernizm ve post modernizm kavramlarını ve kavramlara önerilen her farklı içeriği yeniden tarihselleştirerek sürdürür. “Dil Hapishanesi”nde neredeyse münhasıran Derrida’yla kapışır, örneğin.
Siyasal Bilinçdışı da yazarın teorik/politik mücadele kitaplarından biri. Israrla öyle tanımlansa da, bir “kültür ve edebiyat kuramcısı” olmakla yetinmek istemeyen Fredric Jameson’ın hem yöntemini açıkladığı, hem onu oluşturma biçimini hem de uygulanışını örneklediği çalışmalarından. Önsözün ilk cümlesi, bir yandan kişi olarak Jameson’ın bir ilkesini açıklar, bir yandan da kendisini oturttuğu büyük Marksist perspektifin manifestosu işlevini görürür: “Daima tarihselleştirin!” Tarihselleştirme ve toplumsallaştırma, kendisinin “Bütünsellik” diye andığı düşüncesinin iki önemli aracı ve görünümüdür aynı zamanda.
Tarihselleştirme işlemi, sonunda aynı yerde bitecek iki yol izleyecektir: Nesnenin yolu ve özneni yolu. Kitap, “öznenin yolu”nda ilerler. Hedef, elbette siyasal ve devrimci bir estetik önermektir; bir başka deyişle, Jameson’ın kitapta hem eleştirel diyalektik bir bakışla yeniden tarihselleştirdiği hem de sırtını yasladığı Althusser’in deyişiyle, “teori içinde sınıf mücadelesi” vermektir.
“Siyasal Bilinçdışı”, bir yanıyla geçen yüzyılın çok farklı, çoğu birbirine zıt sayılan akımlarına ait düşünürlerinin ortak eğiliminin, Marks’ın ve Freud’un çalışmalarından yola çıkarak kültürel, kuramsal ya da siyasal açılımlar üretme eğiliminin tekrarlandığı eserlerden biri gibi görünür. Fikri muarızlarının hemen hemen tamamında da görünen, benimsenen bir tutumdur bu ve “daima tarihselleştiren” Jameson’ın kendisinin tarihselleştiği nokta olarak ele alınabilir. Tartıştığı kişilerden aldıklarıyla yoluna devam etme anlayışı, kitabın Fransız filozofların özgün (Hayli özgün, örneğin Hıristiyan) isimlerinden Paul Riceour’e borçlu olduğu yönlerinde iyi örneklerinden birini bulur. Fransız filozofun Yoruma Dair-Freud ve Felsefe adlı Freud çalışması, Alman doktoru, “biyolojinin dilinden konuştuğumuz dile geçişin ilkelerini keşfeden” adam olarak tanımlar. Jameson da Ricoeur’ün okumasını ve yorumlama işlemine dair kurallarını, onun yöntem ve tarihine dair çalışmaların yardımıyla eleştirdikten, yani tarihselleştirdikten sonra sanat yapıtlarının ve sanat teorilerinin dilinin politik dile çevirisinin kurallarını önerir.
Terry Eagleton, Salvoj Zizek ve Edward Said gibi Türkiye’de hayli ilgi gören düşünürlerin çok borçlu olduğu bir isim Jameson. Bunların zaman zaman Jameson’a sert eleştiriler yöneltmesine doğal olarak engel olmasa da bu borç. Türkiye’nin kıymetli çevirmen ve editörlerinden Tuncay Birkan,  Jameson’ın düşüncelerinde pay sahibi olduğu yukarıdaki düşünürlerin Türkiye’de üretilen işlerde çok başvurulan isimler olduğunu, ancak Amerikalı kuramcından bu anlamda yararlanılmadığını saptar. Bunun önemli nedenlerinden biri Jameson’ın düşünme biçiminin ve onun serimlendiği eserlerinin çetinliği olabilir; bir neden daha var gibi görünüyor ama: Jameson, sözü geçen isimlerin yapmayı sevdiğinin aksine teorik alanın dışında kalem oynatmaz; bir başka deyişle popüler, güncel sayılacak alanlarda boy göstermez. Bunu bir çelişki saymak mümkün mü? Yani daima tarihselleştirme ve toplumsallaştırma yanlısı olan bir düşünürün örneğin Zizek ya da Said gibi güncel meselelere uzak görünmesi bir çelişki midir? Kuramsal çalışmaların güncelinin, siyasal, toplumsal tartışmaların günceliyle ilgili olmadığını, onları belirlemediğini kabul edersek, ancak o zaman bunu çelişki sayabiliriz.
(Radikal Kitap, 20 Ocak Cumartesi)



................................................................
MERAKLISI İÇİN AYRICA BENZER YAZILAR:



RADİKAL KİTAP

0 yorum:

Yorum Gönder