24 Nisan 2015 Cuma

"Türk milleti adına" insan ezmek!


Bu ne hınçtır arkadaş! İnsan ezme sanatını nerede öğretiyorlar bu valilere?

Timur, Tüzükat'ında "Onların mizâc ve tabiatlarına uygun gelen, kendi diledikleri kişileri vali koydum" diyor.
Şu Topal Timur. Şu ömrü istiladan istilaya koşmakla geçmiş, "gökte tek tanrı, yerde tek sultan" şiarıyla iş gören kıyıcı fatihler ordusunun hakimi, sultanı. Vali atarken, valinin görev yapacağı yerin özelliklerini, o yerin ahalisinin isteklerini dikkate almayı önemsemiş. Çünkü "yer"in yönetimini sadece kendi sevdiği, beğendiği, istediği valilerle yapmanın zorluklarını biliyor, demokrasi fikrine sahip olduğundan değil elbette, daha kolay yönetmek için. Fakat o tür zorluklar değil midir zaten "demokrasi" fikrinin de oluşmasına yol açan?
Valilerin nobran, üsttenci, hınç dolu çıkışlarına, gösterilerine giderek daha sık şahit oluyoruz. Hizmet ettikleri devletteki heyetin ortalamasının ve o heyetin başının gösterdiği celal, bürokraside tomurcuklanıyor elbet. Çorum Valisi, devletin giyim kuşam normlarına uymayan mühendisi itap ederken, "söz hakkı vermemek"le, "söz hakkı"nın devlete ait bir mülk olduğunu güzelce ilan ediyor. "Memur"un disiplin suçunun, disiplin cezasıyla cezalandırılması yetmiyor valiye, "kınama"yı, "Kınıyorum!" nidasıyla fiilen, bizzat ağzıyla yapıyor. Sonra, kilit cümle, şah cümle çıkıyor ağzından: "Bu Türk milleti adına da ayıptır!"

Türk milleti? Türk devletinin giyim kuşam yönetmeliğine uygunsuz giyinmiş bir memurun, kanun ve usullere uygun biçimde cezalandırılması değil de, o memurun hınç dolu bir yöntemle, sultanî bir usulle ezilmesi "Türk milleti" denilen şeye daha uygun mu görülüyor? "Türk milleti" anlaşılan, kanuni usul ve esaslara göre değil, yöneticilerin kişisel mizaçlarıyla belirledikleri cezalara göre iş görmenin bir kodu haline geliyor.
Valiler, demokrasi yokluğunun en kaba, en tarif gerektirmez, en ortada, en saklanamaz göstergeleri. Demokrasisizliğin tecessümü valilik. Valiler, demokrasi yokluğunun heykelleri. Zaten, arkaik heykeller kadar arkaikler demokrasi açısından.
HDP, seçim bildirgesiyle valilerin seçimle geleceğini ilan etti. Diğer partilerin valilerle pek sorunu yok anlaşılan. AK Parti'nin niye olsun, valiler AK Parti ruhuna uygun davranabilmek için elden geleni yapıyor zaten. Mühendisi "Türk milleti adına" azarlayan vali, milli irade şampiyonu AK Parti'nin en etkili ve yetkili isimlerinin mukallidi değil mi sadece? MHP zaten demokrasiyi "Türk"süz algılamamaya yeminli. CHP nedense valilerin iktidara çalışıp çalışmamasını daha çok dert ediyor; oysa iktidarın atadığı vali zaten iktidara çalışır, kime çalışacak?


22 Nisan 2015 Çarşamba

Tülbent

Ben bir çöl biliyorum, içinde bir kavim yatıyor.
Ölmemişler. Öldürülmüşler, evet, ama ölmemişler.
Çocukları tülbent emiyor, öyle bir çöl.
Etrafında, çitinde, çeperinde naneler bitiyor, nanenin kokusu dünyaya yetiyor.
Bir çocuk tülbent emiyor, hep emecek. Öyle sonsuzca. Hep.
Ben bir çöl biliyorum, bir kavim yatıyor.
Bir kavim yatmış, akmış. Irmak akar gibi.
Öldürülmüş, ama ölmemiş bir kavim.
Çölde biten ırmakları biliriz, kavimleri bilmezden geliriz.
Ben bir çöl biliyorum, içinde bir kavim yatıyor

Bir kavmin ölüsü üstünde yatan bir kavim olmayayım. Olmayalım.
Öldürülmüş bir kavim var bir çölde, ama ölmemiş
Ölenlerine ağlamak istiyorum ama öldükleri kabul edilmemiş
Çölde bir kavim var, nane kokulu çölde
Nanenin kokusu dünyaya yeter
Bir bebek tülbent emer, sonsuza kadar
Fırat suyu kan akar
Bildiniz mi
Kan akar Murat suyu

Çölde biten ırmaklar, yeraltında akar
Akıyor göğsümün üstünde bir ölüm
Bir kavim
Ölüyor
Her
gün


Utanıyorum
Utancımdan
Susuyorum
Susamıyorum
Utancımdan

Bir kavim biliyorum. İçinde bir çöl yatıyor.
İçindeki çölde yatan bir kavim biliyorum


Tanrım, boğazımdan geçen öldürülmüş ama ölmemiş bir kavmin eti olmasın.
Tanrım


21 Nisan 2015 Salı

Siyasetin şiiri, şiirin siyaseti


HDP’nin seçim bildirgesi hakkında değil aşağıdakiler, bildirgeyi dinlerken, salonda dururken, aklıma gelenlerin, aklımda uçuşanların az genişletilmiş hali.

Önce, ilk önce, “Büyük İnsanlık” lafını duyduğumda, şiire gitti aklım. İster istemez. 12 başlıklı bildirge, sayıların mistisizmine bir gönderme mi? Kim bilir. 12 İmam, 12 kabile… Belli mi olur, hayli ince ince düşünülmüş bir metin elimdeki, kulağımdaki.
Şiir, edebiyatçıların sosyal, siyasal yükleri yüklenmekte tereddüt etmediği zamanların şiiri. Müzik eşliğinde, sol-sosyalist tahayyülleri, arzuları güçlendirmiş, beslemiş, tahrik ve tatmin etmiş bir şiir. “Büyük İnsanlık”, bir de, “yer”i, “ülkesi” olmayan bir şiir. Gemi, dünya zaten. Enternasyonel de değil de, evrensel bir şiir. Siyasal bir şiir elbette. Bildirgedeki politik cümlelerin arkasında, kozmosta algılanan kesintisiz mırıltı gibi, şiir de algılanıyor.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Köpekbalığı uygarlığı

“Köpekbalıklarına yem oldular.”
Göçmenler Akdeniz’in tuzlu sularına gömülürken medyanın kara sularında başlık şehveti göçmenleri “yem” derekesinde görecekti. Haklılar. Onlar, sudakiyle kıyaslanmayacak kadar doymaz köpekbalıklarıdır ve işte yem gelmiştir kendilerine. Sulara gömülen bedenler üzerinden duygu löpleri söküp satacak editörlük dişlerini kullanıyorlar. Bir de göçmenlerin yurtlarını terk etmelerini mecburi bırakan köpekbalıkları var, yine iki ayaklı, yine karada yaşayanlar.


*
İnsansoyu göçmendir. Hicret, İbrahimi geleneğin ta başlangıca koyduğu öykü değil midir: Cennetten kovulmakla başlar göç. İnsanı insan yapan hatanın bedelidir burada hicret. Ölümsüzlüğü kaybetmiştir belki ama hiç değilse bir dünyası olmuştur. Nuh meseli, ikinci hicret, bu kez cezanın kalanlara kesildiği öykü.
Dağın, denizin, çölün aşılış öyküleri çoktur bu gelenekte. Hepsinde de bir çıkış, bir ulaşma, bir kurtuluş vardır.
İnsansoyu göçmendir. İlahi mesellerin dışında da sayısız göç öyküsü vardır. Ordulardan kaçanlar, artık boğazı doyurmayan topraklardan kaçanlar…

İnsansoyu göçmendir. Göç, kavimler yaratır. Hiçbir kavim, ulaştığı yerde artık baştaki kavim değildir.

15 Nisan 2015 Çarşamba

Kürt Meclis'e girmesin!

Çok mu konuşuldu? Daha da çok konuşulabilir, hak ediyor.
“HDP’nin barajı geçmesi ya da geçmemesi… Bütün mesele bu değil” başlıklı yazıyı kast ediyorum, diken.com.tr’de çıkan. Mert Yıldız imzalı.

İnsan yazının girişinde “Ülkemizde çok ciddi bir temsiliyet krizi yaşanıyor. Yüzde 10 barajı pek çok seçmeni istediği partiye değil, istemediği partiye en karşı partiye oy vermesine yol açıyor” cümlesini görünce, barajın yol açtığı temsil adaletsizliğiyle hesaplaşma filan çıkacak sanıyor. Halt ediyor.

Sonra, sonra laflar geliyor, geziyor filan, yazıcının ulvi bir arzusu beliriyor: “Amacım siyasi tercihinizi etkilemek değil, tercihinizin doğru nedenden kaynaklandığına emin olmanızı sağlamak; ana akım medyada pek çok yazarın atıp tuttuğuna bakıp siyasi tercih yaparak sonra pişman olmanızı engellemek.”
Bir tür kurtarıcı. Hilaliahmer namına iyilik yapıcı. Deniz Baykal da bugün HDP'nin oy meselesini "Kızılay yardımı" gibilerinden değerlendirmedi mi? Deniz Baykal, bütün oyları CHP'nin sanıyor, yazıcımız da bütün akılları kendisinin sanıyor; istediğine istediği kadar dağıtıyor. Sadece HDP'ye yok.