27 Ekim 2015 Salı

Bin polis operasyonlarda çocuklar gibi şendik!

En çok konuşulup tartışılanı Cizre olan olağanüstü hal uygulamaları sadece Kürdistan'a özgü değil. Daha doğrusu, diyaspora Kürtleri olağanüstü hal uygulamalarından muaf değil.
Manisa'dayız. Fevzi Çakmak Mahallesi'nde.

Haber şöyle, Hürriyet gazetesinden:
"Manisa Emniyet Müdürlüğü seçim güvenliğini sağlamak amacıyla bin polisin katıldığı operasyonda kahvehanelerde GBT sorgusu yaptı. Polis, Fevzi Çakmak Mahallesi’nin tüm giriş ve çıkışlarını kontrol altına alarak, araçları tek tek inceledi."

26 Ekim 2015 Pazartesi

Üç kahraman baro

Barolar ne iş yapar? 
Dilek Doğan

Devlete bağlılıklarını her fırsatta kanıtlamak mı hukuk kurumunu ayakta tutar? 
İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve tüm baroların merkezi, Barolar Birliği, bu üç sayısal dev, AK Parti kadrolarıyla ve hükümetiyle tartışmayı pek mi pek sever. Sever sever de iş hukukun püf noktasına, bam teline gelince hükümetten, devletten daha hükümetçi devletçi kuruma niye düşer?
Tahir Elçi'ye yönelik a'sından z'sine hukuksuz işlemleri eleştirmeye yönelir gibi oldular ama ilk cümleleri devlete ve hükümete "ne yapıyorsunuz siz, böyle bir hukuk yok" demek olmadı. Fırsattan istifade PKK'yi ne kadar terör örgütü olarak gördüklerini ilk cümleleri olarak sarfettiler. İlk işleri, Tahir Elçi'yi paylamak oldu yani. Sonra sözüm ona Elçi'ye yönelik işlemleri eleştirdiler.


12 Ekim 2015 Pazartesi

Öldür, sürükle ama çekme!

Hacı Lokman Birlik (Siyabend Zana) 3 Ekim'de öldürüldü.
Başbakan konuşuyor, affınıza sığınarak, biraz uzun bir alıntı: 
 "O gün iki fotoğrafı görünce gerekli talimatı verdim. Sorumlusu kimse gereken işlem yapılacak dedim. Tahkikat sonuçlandı bugün de iki görevli bu videoyu çektiği için bizim şu ana yürüttüğümüz terör operasyonlarının meşruiyetine zarar verdikleri için iki polis görevinden alındı. Soruşturma tamamlandı, gereği yapıldı. Güvenlik toplantısında dile getirildi yerini söylemeyeyim kırsal alanda yapılan bir operasyonda 5-6 teröristin cenazesi helikopterle morga getirildi ailelerine teslim edildi. Bu görülmüyor. Söyleyeyim Tunceli'de bir operasyon Malatya'ya getirildi."

Başbakan konuşuyor. Hacı Lokman Birlik'in katledildikten sonra bir de bedeninin zırhlı araçla sürüklenmesi hakkında konuşuyor. Her zamanki gibi, tane tane, kendisi inanınca biz de inanmış sayılmışız gibi konuşuyor.

Ne diyor? "iki görevli bu videoyu çektiği için" görevinden alınmış. Başka bir şey için değil, videoya çektiği için. Öldürdükleri için değil. Ölü bedeni sürükledikleri için değil. Ölü bedenin başında toplaşıp büyük zaferler kazanmış gibi fotoğraflar çektirdikleri için değil. Çektikleri görüntüleri, Kürt halkının ve duyarlı bir avuç insanın aklını ve ruhunu incitmek amacıyla yayınladıkları için değil. "videoya çektikleri için."
Zaten suçları, "terör operasyonlarının meşruiyetine zarar" vermekten öte değil Başbakan'a göre. Sonra bir de fırça atıveriyor hemen, medyaya tabii. "Kırsal alanda yapılan bir operasyonda 5-6 terörist cenazesi helikopterle morga getirildi ailelerine teslim edildi."

Aman Allahım, ne büyük iyilik, ne incelik, ne medeniyet. Ama körler sağırlar bu erdemli davranışları görmüyor, başbakan ondan ötürü az hüzünlü. Öyle ya, operasyon üstüne operasyon yapmak, 1984'ten bu yana gördük kü çok erdemli, gerekli, doğru, yerinde, sorunlarımızı çözen bir davranış. Cenazeleri taşıyıp ailelerine vermek emsalsiz bir erdem. Bu siyasal heyetin böyle bir güzel huyu var, artık cezaevindeki görüşlerde Kürtçe konuşulabildiği için övünebildiler mesela, niye onlar cezaevinde sorusuna gerek yok. Eski köhne cezaevi yerine yeni modern cezaevi yaptıkları için övünebildiler mesela, o cezaevlerindekiler niye orada sorusuna gerek yok.

Yargısız infaz örtülüyor

Açıklamada el çabukluğu marifet, göz bağcılığı var. Bir yargısız infazı gizlemeye dönük göz bağcılığı.

Hacı Lokman Birlik, "kırsal alandaki operasyonlar sırasında" öldürülmedi.
Hacı Lokman Birlik, şehrin içinde vuruldu. Görgü tanıkları var, diyorlar ki, "Yaralıydı, alıp götürdüler."
Adli Tıp raporu var, diyor ki: "28 kurşun isabet etmiş. 26'sı yakın mesafeden atılmış."

Adli Tıp, benim değil, PKK'nin hiç değil, devletin kriminal tıp kurumu. İşin bu yönüne ilişkin hiçbir açıklama yok, orası geçiliyor. Sanki Hacı Lokman Birlik gerillaymış da, çatışmada öldürülmüş de, bir video çekmek kusurmuş gibi...

Ey Başbakan, Hürriyet'e baksana

Başbakan yalnız değil. Başbakan'a, partisine, dönemin iktidarına sözüm ona eleştiri getiren, "Bize baskı yapıyor. Biz güzide medyaya..." diye bağırışanlar da yanında bu meselede.
Misal, Hürriyet Gazetesi. İçişleri Bakanlığı'nın bugünkü açıklamasını şu başlıkla vermiş: "Terörist cenazesinin sürüklenmesinde iki personele görevden uzaklaştırma." Haberin kendisi de "terörist cenazesinin..." diye başlıyor. Başbakan da şikayet ediyor, "Görmüyorlar" diye. Ey başbakan, görsene Hürriyet'in inceliğini, boşu boşuna kızmasana ona...

Terörist cenazesi? Nereden bildin? Dağda mıydın, orada mı gördün? İstihbarat teşkilatları kulağına mı fısıldadı? Şehir içindeki bir polis saldırısında vurulmuş, yaralıyken alıp götürülmüş, 28 kurşun sıkılmış, ikisi uzak, 26'sı yakın mesafeden atılmış, sen ona terörist mi diyorsun? Gazete misin, teröristle terörist olmayanı ayıran siyasi noter misin? "İddia" ile "vaka" arasındaki fark senin için önemsiz değil mi?

Evveliyatı da var

Evveliyatında da maden var bu öykünün, yaşadığımız savaşın sürmesine yol açan cevherlerin gömülü olduğu bir maden bu.

*
Aynı Hürriyet, 4 Ekim'de şöyle vermişti konuyla ilgili bir haberi:
"İçişleri Bakanlığından, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın Twitter hesabından paylaştığı fotoğrafa ilişkin soruşturma açıldığı bildirildi. Sosyal medyaya düşen fotoğrafta, bir cenazenin güvenlik aracının arkasına bağlanıp sürüklendiği görülüyordu."
Bu, spotu haberin. Haber şöyle başlıyor:

"ŞIRNAK’ta güvenlik güçlerinin Terör örgütü PKK’ya yaptığı operasyonların ardından HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik’in kayınbiraderi Hacı Lokman Birlik’e ait cesedin zırhlı araçla sürüklenmesi tepkiye neden oldu...."

Aynı haberden:
"Soruşturma başlatan İçişleri Bakanlığı,'İlk gelen bilgi, bubi tuzağına önlem için cenaze kısa süre çekilmiş ve morga kaldırılmıştır' dedi."
Cenaze, operasyonların ardından sürüklenmiş, ama operasyonda mı ölmüş, bilgi yok. Leyla Birlik ile akrabalık, bir arkaplan bilgisi değil, ölenin tanımlayıcı öğesi olarak kullanılıyor. PKK'ya operasyonda, Leyla Birlik'in akrabası ölmüşse, Leyla Birlik'le akrabalık, PKK üyeliği gibi bir şey oluyor. "Operasyon"un neliği, nasıllığı da araştırılmamış ya da aktarılma gereği görülmemiş. "PKK'ya operasyon"sa, kim nasıl ölmüş, kime ne? Maksat öldürmek. Maksat hasıl olmuş işte. Dahası kime ne?

'Törör örgütü..."


Tarih 5 Ekim 2015, haber şu:
"Baro Başkanı Tahir Elçi, PKK törör (imla hatası mı, artık öyle mi diyecekler, merak konusu, sitede duruyor) örgütü mensubu olduğu öne sürülen Hacı Lokman Birlik'in cesedinin zırhlı araca bağlanarak sürüklenmesi olayı ile ilgili..."

Elbette, "törör örgütü mensubu olduğu"nu ileri süren Tahir Elçi değil, o hukuki hesap sorma imkanı peşinde. Peki kim? Yok haberde. Birileri, bir yerlerde...
Birileri, Başbakan (ve majestelerinin propaganda otomatı AA diye eklemek lazım) tabii ki, aynı gün, Davutoğlu'nun sözlerinin haberi:


"Başbakan Ahmet Davutoğlu, Şırnak'ta polise roketatarla saldırıda bulunurken emniyet güçleri tarafından etkisiz hale getirilen bir terör örgütü mensubuyla ilgili görüntüleri tasvip etmelerinin mümkün olmadığını belirterek, olayla ilgili hukuki ve idari soruşturma için gerekli talimatların verildiğini bildirdi."

Cümle güzel, güzel de "Şırnak'ta polise roketatarla saldırıda bulunurken (...) etkisisiz hale getirilen" ifadesi Davutoğlu'nun . AA, ilk gün, 3 Ekim'de bu iddiayı ortaya atmıştı. Gazete, AA'nın hakikatine geç de olsa ulaşıyor, "roketatarla saldırıda bulunurken" bilgisini Başbakan'ın iddiası değil, "hakikat"mış gibi veriyor. Sonra artık "terörist"e giden yol açılıyor. Veriyor ama Başbakan, "görmüyorsun" diyor.
Görseler, severler birbirilerini. Ne kadar yakışıyorlar aslında değil mi?

10 Ekim 2015 Cumartesi

Oluk oluk

Kanlı mektuplar devam ediyor.
Rize'de bir mafya babası, "Oluk oluk kan akacak"diyor. 
Tebliğ midir? 
Mafya bu adam demişti mahkemeler, mahkum etmişti, ama belki de başbakandır bu adam, bilmiyoruz. Bildiğimiz, mafya babaları miting yapmazlar. Yapıyorlar ama. Devletin en üst makamıyla el sıkışıp görüntü verebiliyorlar. Ondan kuşkulanıyoruz, belki de başbakandır.

*
Oluk oluk kan akıyor. Dediği oluyor. Mektuplardan akıyor. Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda açılmıştı bir mektup. Kürtlere diyordu ki, "Baraja doğru yürüme."

*
Baraj yıkıldı. 
Suruç'ta açıldı. Genç sosyalistlere diyordu ki, "Kürtlere doğru yürüme. Kürtlerle birlikte olma."

*
Kürdistan il, ilçelerinde, köylerinde açılıyor. Sokağa çıkma yasağı olarak açılıyor.
Fırın işçisi çocuklara mermi yağmuru olarak açılıyor. Buzdolabındaki ölü çocuk olarak açılıyor. "Yediden yetmişe hedefimdesin" diyor.
Soyulup atılan çıplak beden olarak açılıyor. Ellerinden zırhlı araca bağlanmış xortê gel olarak açılıyor. "Gençlerin, xort'ların, canik'ların ölmekten beter olacak" diyor.

*
Ankara'da da açıldı. Barış, demokrasi ve emek diye benim karşıma çıkma diyor. Barış, teslim olmandır, ya da yoktur. O yüzden Yalçın Akdoğan "çatışmasızlık" ihtimalini bile hemen reddetti. Demokrasi ben başına kazanana kadardır diyor, o yüzden 7 Haziran seçimleri hiçe sayıldı. Emek, rekabet gücümün ayak bağıdır diyor. O yüzden mahkemeler "işçi lehine yorum"u bile çöpü attı.
Çıkma benim karşıma diyor. Sokağa çıkmak yasak diyor. Kürt illerinde halkı eve hapsetmeyi vali ile kaymakam eliyle ilan ediyor. Ankara'da edemiyor. Edemeyince bomba yağdırıyor. Ankara katliamı, barışa, demokrasiye ve emeğe Ankara suikasti, aynı zamanda bir yasak emridir: Sokağa çıkma. Kürtlere yaklaşma. Birlikte yürüme.

*
Sokaksız siyaset, bu iktidarın en büyük hayali. Mimarisinde de var: AVM'lerle sokaksız kent hayalini gerçekleştirme peşinde, bombalarla da sokaksız siyaseti.

*
Biz devlet diyoruz, belki de mafyadır. Mafyadır, arzusu yerine gelene kadar şiddeti hak görür, gücüne güvenir, hakkı gücündedir, adalette değil.
Başbakan Sedat Peker'in dediği oluyor.
"Terör örgütü sıkıştığı zaman, kış üslenmesine gideceği zaman veya siyasi uzantısının işine yarasın diye bu tür siyasi taktik hamleler içerisine girdiğini çok gördük. Buna karnımız tok"
Bu tok adam, iktidarın önemli bir adamı. Yalçın Akdoğan. Karnı tok, Alparslan Türkeş'in sözlerini bize yedirmeye çalışıyor. Biz açız. Savaşa değil ama... "Savaştayız" dedi bir komutan geçen gün, "İki cephede savaştayız." Başkomutan izin vermeden konuşmamıştır. Tebliğdir. Meclis'e sormadan alınmış bir savaş kararı var demek ki. 
@sorgevez yolladı, teşekkür ederim kendisine.
*
"Cunta" diyor ansiklopediler, "yönetime kuvvet kullanarak el koyan askeri ya da siyasi grup." 

*
Toklar. Yememiz için laflar koyuyorlar önümüze. Bombalar da işte bunları yemeyenlere yağıyor.
Halk ölüyor. Kadınlar. Çocuklar. Gençler. Yaşlılar. 
Kiminle savaştasınız, halkla mı? 

Teslim olmamızı istiyorlar. Her şeyimizi teslim etmemizi. Çekilmemizi. Sokaktan çekilmemizi. Siyasetten. Barış istemekten. Demokrasi peşinde koşmaktan. Emek mücadelesi vermekten. Buna da barış diyecekler.

*
Yayın yasağı var bir de. Ölmek serbest, ölümümüzden söz etmek yasak. 

*
Cuntalar hep gittiler. Mafyalar hep yok oldular. "Eşkıya dünyaya hakim olmaz" dedikleridir, yaşadıklarımız.

*
"Güvenlik açığıyla ilgili hiçbir şey söz konusu değildir" diyor İçişleri Bakanı. Biliyoruz. Güvenlik açığı yok, fazlası var. Fazla güvenlikten, fazla güvenlikçiden geliyor başımıza ne geliyorsa....

5 Ekim 2015 Pazartesi

Kürt insanlığa dahil mi?

Hacı Lokman Birlik, Siyabend Zana
IŞİD kafa kesme, suda boğma, damdan atma gibi öldürme yöntemlerini görüntüleyip yaymayı seviyor. Niye? Çünkü, Susan Sontag'ın bildiğini o da biliyor: "Fotoğraf musallat olur." Zihne çakılır. Zihne, ruha, kalbe. Tasallut eder. Tasallut altındayız biz de.
Ulus Baker bir keresinde, "Görüntü zihne saldırıdır" demişti. Görmek, duymaktan, okumaktan ve sair bilme yollarından farklı olarak, daha sert bir darbe üretiyor insanda. Zihinde. Ruhta. Kalpte. Saldırı altındayız.
"Kör olaydım da görmeyeydim" denilir ya . Hasan Hüseyin, deyimi tersine çevirmişti: "Kör olma da gör beni." Şair, vahşetin görülmesinden kendi insanlık anlayışına uygun bir umut görmüştü: Belki, görmen seni de etkiler. Seni, katili. Seni, katilin yaptığını görmek istemeyeni.
IŞİD, görüntüleri savaşın bir parçası olarak kullanıyor, sistematik biçimde. Görüntü, söz, ses, her tür bilgi, savaşın bir parçası çünkü. Biliyor. Kafa kesiyor, suda boğuyor, damdan atıyor, taşlıyor ve görüntülerini yayıyor. Böylece kendi gitmediği, ulaşmadığı yere korkusunu salıyor. Korku salıyor.

1 Ekim 2015 Perşembe

Kürt kimdir? Bilen kim?

"Burada Kürt kardeşlerim var ama siz tanımıyorsunuz. Bilmediğiniz bir şey var. Kürt kardeşlerimi onlar temsil etmiyor." 




"Burada var olan" Kürt kardeşler, CHP'dekiler değil elbet, AK Parti'dekiler. Söylenme sebebi de, HDP'lilerin TBMM açılış oturumunu terk etmeleri. "Kürt kardeşlerimi onlar temsil etmiyor" diyor onlar için. "Bilmediğiniz bir şey var" diyor, o biliyor. Bu "bilme" meselesi önemli, yazının sonunda oraya geleceğim. 
Sözleri söyleyen Cumhurbaşkanı. Recep Tayyip Erdoğan. Söylenme sebebi, nutkunun "Kürt kardeşlerim..." diye başlayan bölümüne karşılık, MHP sıralarından gelen "Kürt kardeşlerin dışarı çıktı" yollu sataşmaya cevap verme arzusu. 

Özet? Yeni yasama yılının açılışında, parlamento çatısı altında, parlamentoya girmeye hak kazanmış 80 milletvekili yok sayıldı. Çoktur da sayılıyor. "Terör" etiketiyle. 80 milletvekili yok sayılınca, haliyle onlara oy vermiş 6 milyonu aşkın yurttaşın iradesi de yok sayılmış oluyor. 
Hepsi birden parlamento çatısı altında oldu, oluyor. 

Seçimle gelen rütbeler

Aynı konuşmada cumhurbaşkanı şunu da söyledi: "Milletim beni dünyada rütbelerin en büyüğüne Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhrubaşkanlığına layık gördü."
Nasıl? Seçimle.
Kendisini, politikalarını, söylemlerini, hal ve hareketlerini beğenmeyenler, sevmeyenler, karşı çıkanlar, hatta kendisinden her durumda nefret edenler, düşmanlık duyanlar bunu kabul etmek zorundalar. Seçimle gelinen rütbelerin en büyüğü de en küçüğü de, seçim sonucuna saygı duymayla anlam kazanır. Herkesin bildiği gibi Erdoğan'la yarışıp yarışı kaybedenler, "O cumhurbaşkanı değil, ben cumhurbaşkanıyım" diyemezler. Demediler de zaten. (Belirtelim, tek tek yurttaşların bir seçimi tanımıyor gibi yapması başka, bir makamın, hem de 1 no'lu protokolun böyle yapması bambaşka)
Fakat o, Erdoğan, seçimle gelmiş 80 milletvekilini kabul etmiyor. Hem milletvekili olarak kabul etmiyor, hem Kürt olarak kabul etmiyor, hem de Kürtlerin temsilcisi olarak kabul etmiyor. Yani? 6 milyon seçmenin seçimini beğenmiyor. O 6 milyon yok sayılıyor.


Yoklar ülkesi

Cumhurbaşkanlığı yetkileri arasında seçim sonuçlarını tanımamak, seçilmişlerin bir kısmını kabul edip bir kısmını etmemek yok; kimin Kürt olduğunu kimin olmadığını tespit etmek yok, kimin Kürtlerin temsilcisi olduğunu kimin olmadığını ilan etmek yok.
Yok ama oluyor. Çünkü yoklarla var bir ülke burası. Yeni Türkiye dedikleri biraz da yoklarla var olma derdinde bir siyasal tasavvur. Misal, Yüksek Seçim Kurulu'nun sandık taşıma yetkisi yok. Valilerin, kaymakamların sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkisi yok. Bu ikisinin vekillerle tartışma, onlara laf yetiştirme, hakaret etme yetkisi yok. Gümrükçülerin-talimat veren bakanlıkların, cenazeyi kabul etmeme yetkisi yok. Yok ama oluyor. Yapıyorlar oluyor. 
Aynı konuşmadan:
"Bir şeyi birbirinden ayırmak lazım. Kürt sorunu ve terör sorunu ayrıdır bunu ayırt edemediniz. Kürt ayrıdır, terörist ayrıdır. Mücadlemiz etnik kökenle değil terörle, terör örgütü ile teröristledir... terörden en büyük zararı gören Kürt kardeşlerimizdir."

Eski retorik, yeni Türkiye

Bu retorik hiç de yeni değil, yeni Türkiye'nin eski Türkiye'den aldıkları hiç de zannedildiği kadar az değil. Yeni değil, 1984'ten beri, makul konuştuğu intibaını uyandırmak isteyen herkes bu lafa yapıştı: "Kürt başka, terörist başka." Peki siz neye Kürt sorunu diyorsunuz? Neye "Kürt sorunu" denildiği söylense, neyin "terör" olup olmadığı belki biraz belirginleşir. Bu söylenmiyor mu? AK Parti'nin kuruluş bildirgesinde örneğin bu söylenmişti: "Terörün sebep değil sonuç olduğunu biliyoruz" filan... 
Fakat geçtik o günleri. Onlar geri demokrasi zamanında söylenmişti. Şimdi ileri demokrasi zamanı.

Tek parti, tek lider

Aynı nutuktaki "millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan" kadim sağcı teklemelerinin üstünde durmayalım, bunun arada söylenip atlanmış "tek dil" ve "tek din"li versiyonlarını da unutmuş gibi yapalım. Hepsinden bağımsız, "Kürt sorunu" denilen şeyin özüne ilişkin bir yan var cumhurbaşkanının açılış nutkunda. Kimin Kürt olduğuna, kimin olmadığına, kimin Kürtlerin temsilcisi olduğuna, kimlerin olmadığına, demek ki kimlerin terörist olup olmadığına karar verme. Kürt'ün ne olduğunu devlet söyler. Devletin söylediği olur. 
(Bu kararla, sadece 80 vekil değil, 6 milyonu aşkın seçmen de TC kütüğünden düşülmüş oluyor. Ne gam? Kürtler hakkında toptan tanımlamalar de perakende ihraçlar da serbesttir) 

Bir zamanlar sorun, "Herkes Türk'tür. Değilse de olacaktır" netliği altındaydı, şimdi tanımlama yetkisi yine tek elde tutularak aynı retoriğin ileri versiyonları üretiliyor. Kürt kimdir, kim değildir, yine devlet ve onun başındaki kişi biliyor. Kürt bilecek değil ya kendisini? Kim olduğu kendisine bildirilendir Kürt. 

Teklerin bir de söylenmeyen kısmı yok mu: Tek parti, tek lider, tek zihniyet. 
Siz yeni diyorsunuz buna, Kürtler biliyor ki başından beri bu böyle...