26 Ekim 2015 Pazartesi

Üç kahraman baro

Barolar ne iş yapar? 
Dilek Doğan

Devlete bağlılıklarını her fırsatta kanıtlamak mı hukuk kurumunu ayakta tutar? 
İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve tüm baroların merkezi, Barolar Birliği, bu üç sayısal dev, AK Parti kadrolarıyla ve hükümetiyle tartışmayı pek mi pek sever. Sever sever de iş hukukun püf noktasına, bam teline gelince hükümetten, devletten daha hükümetçi devletçi kuruma niye düşer?
Tahir Elçi'ye yönelik a'sından z'sine hukuksuz işlemleri eleştirmeye yönelir gibi oldular ama ilk cümleleri devlete ve hükümete "ne yapıyorsunuz siz, böyle bir hukuk yok" demek olmadı. Fırsattan istifade PKK'yi ne kadar terör örgütü olarak gördüklerini ilk cümleleri olarak sarfettiler. İlk işleri, Tahir Elçi'yi paylamak oldu yani. Sonra sözüm ona Elçi'ye yönelik işlemleri eleştirdiler.




Tahir Elçi hukuksuzluğa uğrayan ne ilk, ne son, ne de tek kişi. Başka, "hukuk"un erbabının sessiz kalamayacağı vahim hukuksuzluklar da var. Bunlara sesleri az çıkıyor beylerin. Yargısız infaz mesela.
Dilek Doğan 25 yaşındaydı. İstanbul'da, Küçükarmutlu'daki evlerini polis bastı. Baskında ağır yaralandı. Emniyet, "Polisin silahını almaya çalışırken çıkan arbedede vuruldu" dedi. Onlarca polisin üstüne çullanıp, silahını kapıp hepsini tepelemek üzereyken, kahraman bir polis tarafından etkisiz hale getirilmiş, inanmamız istenen şey bu. Ağır yaralıydı. Kurtarılamadı. Aile, "Polise galoş giymesini söyledi..." diyor.
Günay Özarslan
Polis evlere ayakkabıyla girer, medeniyet ve hukuk bunu gerektirir değil mi? İstanbul Barosu, Ankara Barosu, Barolar Birliği, ne dersiniz bu işe? PKK'ye terör örgütü diyemeyeceğiniz bir iş olduğu için mi sustunuz, susuyorsunuz? Peki hukuk devleti diye bağırdınığınız zaman ne istemiş oluyorsunuz, en temel hakkın, yaşam hakkının en ağır ihlali, canın alınmasına sessizseniz, hangi hukuka ses veriyorsunuz siz?
Lice'yi görmediniz. Sınırda bekletilen cenazeleri görmediniz. Çatılarda, balkonlarda, sokaklarda vurulanları görmediniz. Çünkü, "PKK terör örgütüdür" ya, terör örgütlerinin olduğu yerlerde kuru yaş karışır, anladık. Hacı Lokman Birlik'i görmenizi de beklemedik, devlet "Terörist o" dedi, Anadolu Ajansı'na güvenmeyeceksiniz de kime güveneceksiniz? Ne demişse o...
Hacı Lokman Birlik
Onlarca polis bir eve girmiş, çıkmış. Ortada silah yok. Anadolu Ajansı'na servis edilecek, "Terörist bu kız. Ev terörist kaynıyordu" yalanı için bir alamet yok. Polis girmiş, çıkmış, çıkarken 25 yaşında bir genç ölüm yolculuğuna çıkmış. Barolara ne? Hukuk, sadece PKK'ye bomba yağdırmak, terörist demek, hukuku savunmak da PKK'ye laf saydırıp, sonra yarım ağız "Bu pek iyi olmadı" demek. Sonra? Sonra, gelsin en iyi muhalif hukukçu pozları, gitsin diktatöre kafa tutan profesör havaları. Gençler mi ölmüş? En birinci vazifeleri... 
Günay Özarslan İstanbul'da ev baskınında öldürüldü. Duymadık sesinizi. Diyadin'de yoksul Kürt proleter iki genç, Orhan Arslan ve Muhammed Aydemir kurşuna dizildi. Duymadık sesinizi. Şırnak'ta Hacı Lokman Birlik zırhı aracın arkasına bağlanarak sokaklarda sürüklendi, duymadık sesinizi. En son Dilek Doğan katledildi. Çıtınız yok. Hani basın açıklamanız? Hani temel hak vurgunuz? Hani hukuk ihlaline isyanınız? Hani takip mekanizmanız? Hani kamuoyu huzurunda hukuku savunma misyonunuz? Hani her açıklamanızı süsyelen "evrensel hukuk"unuz? 
Orhan Arslan ve Muhammed Aydemir
İyi böyle. Hakla, hukukla bir işiniz olmadığı, sadece iktidar ortaklığı derdiniz olduğu iyi anlaşılıyor böyle. İktidara eleştirileriniz, laflarınız, sadece sizin ve ideolojik sevdiklerinizin iktidardan uzak düşmesiyle ilgili. Parti başkanlığı, olmadı yöneticiliği yeter değil mi size? Oralara taşımayacak işlerde yoksunuz değil mi? Hukuksuz operasyonlarda düşenlerden size ne? Çırpınıp duran avukat gruplarından, küçük barolardan size ne? "PKK terör örgütüdür" diyemeyeceğiniz konularda niye konuşasınız, değil mi?

Hukukçu musunuz ki siz dert edesiniz? 

0 yorum:

Yorum Gönder