30 Kasım 2012 Cuma

MEŞKLER: Yoğurt, barış ve gizli mahkeme



Barış içinde yok olunmaz.
Barış içinde bir arada yaşama başarılmamış bir iş değildir; tüm çatışmalara rağmen birçok toplumun barış içinde bir arada yaşam örneği oluşturduğunu söylemek mümkün, hem tarihte hem bugün. Fakat barış içinde yok olma mümkün değil. Kimseden barış içinde yok olmasını isteyemezsiniz. İsteseniz de başaramazsınız.
Bir ülkedeki birçok sorunun aslı budur:

29 Kasım 2012 Perşembe

İstanbul'un içinden felsefe sesi geliyor

Haydi, "Demokrasiler Çağında Uygarlık Konferansı"na




İstanbul'a felsefe sözü var. 
İstanbul'da felsefe sözü var. Fakat felsefe sadece söz değildir. 


İstanbul'un içinden felsefe sesi geliyor. 


Dost sesi. Bilgi dostu. Bilme dostu. Çünkü felsefenin sözü var. Dostun sözü var. 
Felsefe sestir. Birbirinin içine giren sesler, birbirini izleyen sesler, birbirinin boşlukların dolduran sesler, birbirine boşluk bırakan, yaratan sesler. Karşılıklı sesler. Karşı be karşı çıkarılan sesler. İstanbul'da üç gün boyunca bu sesleri duyacağız. "Demokrasiler Çağında Uygarlık Konferansı" 30 Kasım Cuma günü başlıyor. 

Felsefe yüzdür de.

Birbirine dönmüş yüzler. Birbirinden dönmüş yüzler. Bir ufka bakan yüzler. Çok ufka bakan yüzler. Yere, göğe, karşıya, geriye bakan yüzler. Konuştuğuna bakan yüzler. Dinlediğine bakan yüzler. Seslendiğine bakan yüzler. Ses verene bakan yüzler. Sözle, sesle değişen, dönüşen, içinden yeni sözler, sesler, yazılar geçen yüzler. 

İstanbul üç gün boyunca bu yüzleri ağırlayacak.

Bu yüzleri: 
Gianni Vattimo, Joan Copjec, Jodi Dean, Frederic Neyrat, Alain Brossat, Bernard Stiegler, Thomas Metzinger, Jean-Luc Marion, Jean-Luc Nancy, Giorgio Agamben, Joan Copjec, Jean-Luc Marion, Bernard Stiegler, Gianni Vattimo....

Ağır yüzler. Sesleri, sözleri olan yüzler. Ağırlanacaklar, çünkü felsefenin yüzü, sesi ve sözü bir bedene bağlıdır; en sonunda uçup gitse de ve en sonunda bize bir isim ve bir metin kalsa bir beden. Ağırlanması gereken bir beden. 

Bu ağır işi üstlenenler: Volkan Çelebi, Murat Erşen, Ahmet Soysal...

Kurumlar var bir de, düzenleyiciler: Bakırköy Belediyesi ve MonoKL Yayınları

30 Kasım Cuma, 1 Aralık Cumartesi,  2 Aralık Pazar ve 3 Aralık Pazartesi günü "Demokrasiler Çağında Uygarlık Konferansı" var. 

Bir yerde bu konferans:


WOW Istanbul Hotels & Convention Center 



Nasıl giderim diyorsanız, işte yol: 

Demokrasiler Çağında Uygarlık Konferansı için Kadıköy, Bakırköy ve Beşiktaş'tan sabahları konferans merkezine servisler kaldırılacaktır: 
Monokl @MonoklYayinlari
Sabah 8.30'da Beşiktaş'ta, Üsküdar İskelesi'nden kalkacak 3 otobüsle ilgili iletişim için: 0 507 565 24 81.
Monokl @MonoklYayinlari
Sabah 8'de Kadıköy'de, Beşiktaş İskelesi'nden kalkacak 3 otobüsle ilgili iletişim için: 0 537 232 22 13.




Program bu da:

30 Kasım Cuma/ November 30 Friday/ Vendredi 30 Novembre

10.00
Açılış Konuşması/ Opening Speech/ Discours d'ouverture
10.30-12.00
Gianni Vattimo

12.00-13.00
Öğle Yemeği/ Lunch/ Pause déjeuner

13.00 – 14.20
Joan Copjec
Sexual Compact
Cinsel Sıkışma/Sözleşme

Jodi Dean
From the Dictatorship of the Proletariat to the Sovereignty of the People
Proletaryanın Diktatörlüğünden İnsanların Egemenliğine

14.20 – 14.30
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

14.30 – 16.00
Açık Oturum/ Open Session/ Table-Ronde
Kapitalizme Başkaldırının Mantığı ve Mekanizmaları: Felsefenin Yeni Bir Konumuna Doğru?
The logic of revolt against capitalism and its mechanisms: Toward a new position of philosophy
Logique et mécanismes de la révolte contre le capitalisme: Vers une nouvelle position de la philosophie?

Moderator: Nami Başer
Giovanni Vattimo, Frederic Neyrat, Alain Brossat, Joan Copjec, Jodi Dean, Bernard Stiegler, Thomas Metzinger, Jean-Luc Marion

16.00 – 16.20
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

Alain Brossat, Bernard Aspe, Erich Hörl, Giorgio Agamben, Jean-Luc Nancy, Volkan Çelebi, Murat Erşen, Ahmet Soysal, Emre Şan, 

16.20 – 17.40
Alain Brossat
Le paradigme El Aswany: La révolution égyptienne
El Aswany Paradigması: Mısır Devrimi

Fredric Neyrat
C/AP. Eléments pour un Antagonisme Vital –
C/AP – Yaşamsal bir Çatışkı için Öğeler

17.40 – 17.50
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

17.50 – 19.20
Açık Oturum/ Open Session/ Table-Ronde
Açık Oturum: Politik Ekonomi, Teknik ve Küreselleşme: Felsefe ve Yeni Komünizm
Political economy, technique, globalisation: Philosophy and New Communism
Economie politique, Technique et Mondialisation: La philosophie et le nouveau communisme

Moderator: Nami Başer
Bernard Stiegler, Jean-Luc Nancy, Bernard Aspe, Jodi Dean, Erich Hörl, Gianni Vattimo, Volkan Çelebi


1 Aralık Cumartesi/ December 1 Saturday/ Samedi 1 Decembre

10.00 – 11.20
Özgür Platform/ Free Platform/ Platform libre
Monokl ve Türkiye’de Felsefe.
Düşünürlerin Yeni Kitaplarını Tanıtımı/İmzalaması
Monokl and Philosophy in Turkey. The presentation/signing of the new books by thinkers
Monokl et Philosophie en Turquie. Séance des signatures-présentations de nouveaux livres des penseurs



11.20 – 11.30
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

11.30 – 13.00
Açık Oturum/ Open Session/ Table-Ronde
Özne, Tinsellik ve Arzu: Felsefe ve Uygarlığın Sınırları
Subject, Spirituality and Desire: Philosophy and the Limits of Civilisation
Sujet, Spiritualité et Désir: La philosophie et les limites de la civilisation

Moderator: Emre Şan
Joan Copjec, Jean-Luc Marion, Gianni Vattimo, Jean-Luc Nancy, Giorgio Agamben, Ahmet Soysal

13.00 – 14.00
Öğle Yemeği/ Lunch/ Pause déjeuner

14.00 – 15.30
Jean-Luc Marion:

15.30 – 16.10
Ahmet Soysal:

16.10 – 16.30
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

16.30 – 18.00
Bernard Stiegler
Relire l’idéologie allemande et repenser l’idéologie après la révolution conservatrice
Alman İdeolojisini Yeniden okumak ve Muhafazakar Devrimden Sonra İdeolojiyi Yeniden Düşünmek

18.00 – 19.30
Açık Oturum/ Open Session/ Table-Ronde
Teknoloji, Medya ve İktidar: Felsefe ve Zamanın Ruhu
Technology, Media and Power: Philosophy and the Zeitgeist
Technologie, Médias et Pouvoir: La philosophie devant le “Zeitgeist”.

Moderator: Nilgün Tutal
Erich Hörl, Bernard Stiegler, Thomas Metzinger, Volkan Çelebi, Gianni Vattimo, Alain Brossat, Jean-Luc Marion




2 Aralık Pazar/ December 2 Sunday/ Dimanche 2 Decembre

11.00 – 12.30
Giorgio Agamben

12.30 – 13.50
Thomas Metzinger
Being No One: Towards a realistic anthropology for political theory
Hiç Kimse Olmak: Siyaset Teorisi İçin Gerçekçi Bir Antropolojiye Doğru

Bernard Aspe
Soleil noir: vers un renouveau de la dialectique matérialiste
Kara Güneş: Maddeci Diyalektiğin Bir Yeniden Doğuşuna Doğru

13.50 – 14.50
Öğle Yemeği/ Lunch/ Pause déjeuner

14.50 – 16.10
Volkan Çelebi
The birth of a new space: Being-in-the-internet
Yeni bir mekanın doğuşu: İnternet-te-olma

Erich Hörl
Towards a General Ecology: An Emergent Paradigm
Genel Bir Ekolojiye Doğru: Baş Gösteren Bir Paradigma

16.10 – 17.40
Jean-Luc Nancy
Quelques affirmations simples pour le temps qui vient
Gelmekte Olan Zaman İçin Bazı Basit Olumlamalar/Önesürümler

17.40 – 18.00
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

18.00 – 19.30
Açık Oturum/ Open Session/ Table-Ronde
Yazı, İmge ve Mekan: Felsefeden Edebiyat ve Sanata
Writing, Image, Space: From Philosophy to Literature and Art
Ecriture, Image et Espace: De la philosophie à la littérature et à l’art

Moderator: Ahmet Soysal
Bernard Stiegler, Jean-Luc Nancy, Jean-Luc Marion, Giorgio Agamben




3 Aralık Pazartesi/ December 3 Monday/ Lundi 3 Decembre

10.00 – 11.15
Bir Diyalog: Jean-Luc Nancy ve Giorgio Agamben
A Dialogue: Jean-Luc Nancy and Giorgio Agamben
Une dialogue: Jean-Luc Nancy et Giorgio Agamben

11.15 – 11.30
Kahve Molası/ Coffee Break/ Pause-Café

11.30 – 13.00
Açık Oturum/ Open Session/ Table-Ronde
Demokrasi, Hukuk ve Komünote Felsefe, Toplum, Aşk, Dostluk
Democracy, Right and Community: Philosophy, Society, Love, Friendship
Démocratie, Droit et Communauté: La philosophie, la société, l’amour, l’amitié

Moderatorler: Nami Başer, Ahmet Soysal, Volkan Çelebi
Jean-Luc Nancy, Giorgio Agamben, Bernard Aspe, Fredric Neyrat, Erich Hörl

13.00
Kapanış/ Closing/ Clôture

28 Kasım 2012 Çarşamba

Tarihin ağır kapağı: Ecdadın ezdiği yurttaşlık


“Tarih aşırı bir güç kazanırsa 
yaşam parçalanır ve soysuzlaşır, 
bu soysuzlaşma sonunda ise tarihin 
kendisi de yeniden soysuzlaşır.”
Friedrich Nietzsche



İşçilerin suyla, elektrikle, taşla, ateşle ölümlerden ölüm beğendiği bir yıl geçirdik. Dizginsiz kalkınmacılığın (Deyim Arif Dirlik’ten) böyle şeyleri normalleştirdiği yerde lafı mı olur insanın? Nihayet geçen hafta Samsun’da beş işçi, 300 tonluk kapağın altında ezildi. Biraz üzüntü, biraz kınama, biraz kızgınlık, sonra unut gitsin.
Böyle şeylerin yerine her 15 günde bir yükselen bir büyük “mevzu”yu konuşuyoruz. Bu haftaki payımız tarihten.
AT SIRTINDAKİ ECDAD
Başbakan tarihi pek seviyor. “Muhteşem Yüzyıl” dizisini yerden yere vurdu, yönetmenini ve yayınlayan televizyonun sahibini kınadı. İş bununla da kalmayacak, yargı kararı beklediğini söyledi.
Erdoğan’ın 46 yıllık iktidarının “30 yılını at sırtında geçirmiş” yani öyle haremdi, eğlenceydi, aşktı, meşkti filan, bu işlere pek zaman ayırmamış olduğunu iddia ettiği 2. Süleyman’ı şedit bir dille ve yargı tehdidi eşliğinde sahiplenmesinin olası anlamlarını aramaya çalışalım.

25 Kasım 2012 Pazar

Haydi paşalar Galatasaray'a



Gerçek 12 Eylül iddianamesi 
Cumartesi Anneleri’dir. 
Kenan Evren ve hempalarını 
mahkum ettirmek isteyen 
ya paşaları Galatasaray’a getirir, 
ya anneleri duruşmaya götürür.


Türkiye, açık davaların ülkesi. Açık yaralar gibi. Kapanmayan davalar.
400 haftadır her cumartesi Galasataray Lisesi’nin önünde bazı insanlar oturuyor. Ellerinde fotoğraflarla. Kayıplarını arıyorlar. Yas tutma hakları bile ellerinden alınmış. Devletin güvenlik güçlerinin alıp vermediği kayıplarını arıyorlar. Oğullarını, kızlarını, kardeşlerini, sevgililerini, yoldaşlarını.
Ağır bir kötülüğün mağdurları onlar; Türkiye Cumhuriyeti devleti yönetimine el koyan 12 Eylül cuntasının topluma karşı suçlarının mağdurları. İnsanlığa karşı suçların.
Kayıplarının akıbetini öğrenmenin yanında bir istekleri daha var:
Bu suçları işleyen kişilerin yargılanması. 12 Eylül generallerinin tesis ettiği “yeni nizam”da “suç” değilmiş de sıradan devlet faaliyetiymiş gibi algılanan işkence, kaçırma, kaybetme, sokak ortasında kurşuna dizme suçlarının yargılanmasını. Hem tek tek kendi kayıp sevgilileri için, hem de aynı akibete uğramış yoldaşları için. Kendileri de, kayıp sevgilileri gibi, uzun yıllar “terörist” muamelesi gördüler, zaman zaman yükselen destekler, devletin ilk kaş çatmasında, olmadı gazında, olmadı kurşununda geriledi. Yalnız kalmak, “bir avuç” kalmak onları yıldırmadı. Israr ve inatla talepleriyle gelip oraya oturdular.
O talepler, açık bir davanın açık iddianamesidir. Evet, Cumartesi Anneleri, gerçek 12 iddianamesidir. Gerçek duruşma da oradadır. 12 Eylül’ün kurumlaştırdığı gözaltında kayıp, faili meçhul ve yargısız infazların deşifre edilmesi, sadece faillerinin ceza alması açısından değil, mekanizmanın kullanılamaz hale gelmesi açısından da 12 Eylül’e karşı açılacak bir davanın gerçek zemini olurdu. Bu yapılmadı.
Bu yapılmadı ama 12 Eylül’e bir dava açıldı. Şu günlerde Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya adlı eski generaller yargılanıyor. O davanın en önemli eksiği, giderilmediği taktirde her şeyi berbat bir ortaoyunu görüntüsüne sokacak eksiği, iddianamesinin yokluğudur. İçinde Cumartesi Anneleri olmayan bir iddianame, olsa olsa 12 Eylül’ü aklama işini görebilir.
Sözü uzatmaya gerek yok.
Cumartesi Anneleri gerçek 12 Eylül iddianamesidir. 12 Eylül davasındaki “insanlığa karşı suç” eksikliğini tamamlayan gerçek iddianame. 12 Eylül’ü yargılıyorum diyorsanız, ya Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya paşaları ve onların zehirli emirlerini uygulayan devlet çetelerini toplar getirirsiniz bu meydana, ya da bu “anne”leri alıp duruşmaya katarsınız.
Son bir söz: Cumartesi Anneleri’nin yalnızlığı, 12 Eylül’ün kurduğu toplumsal düzenin başarısını gösterir. Paşaların ve adamlarının kibri ve küstahlığı da bunu bilmelerinden olsa gerek; savcısıyla, toplumun çoğunluğuyla, her tür suçu görmezden gelmeyi başarabilen toplum değil miydi zaten onların hayali? 
(24 Kasım 2012 Radikal)

21 Kasım 2012 Çarşamba

Güzel Uçurum



1

Güzel uçurum
Sözün yosunuyla kaplı
Çoktan solmuş yosun

Bir düşüş kalmış canlı

İlk ve son çığlık
İç içe, düşerken
Boş göğe

16 Kasım 2012 Cuma

'Meram'ınız hakkı öldürüp vermek mi?



Meram nedir? Konya’da güzel belde adı. Bir de hukukta yeri olan bir kavram.
Sözlüklerde, “Maksat, niyet, arzu, istek, içten tasarlanan” gibi anlamlar taşıyor. Bu anlam yükü, hukuk açısından önemli. Medeni hukuku pas geçip, cezaya bakalım:
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 202’inci maddesi, sanık için “Tercüman bulundurulacak haller”i sıralarken “Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa” der, “mahkeme tarafından atanan tercümen aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.”
Madde ayrıca, bu hakkı duruşmalarla da sınırlı tutmaz: “Bu madde hükümleri soruşturma evresinde dinlenen şüpheli mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır.” Bu evrede tercümanı hâkim ya da savcı atar, maddenin emridir.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Erdoğan anayasasını ilan etmeye başladı


İdam, sadece 63’üncü güne giren 
açlık grevlerini etkisizleştirecek 
bir nutuk değil, 
bir siyasal kararın sözüdür. 
Başbakan, öldürme dahil devletin 
yetkilerine hiçbir hukuki sınırlama 
istemeyen bir devlet tasavvuruna yönelmiş durumda.



11 Kasım 2012 Pazar

Yüzün yazısıdır


Kalemin yaptığı acıyı silmek. Yazan hayattır.
Acı, hayatın el yazısı. İnsan defteridir
sadece dünyanın.

Eli insana ait değildir, ağzı olmadığı gibi. Yorum-
lamak bile büyük iddia, biz yankırız, yankılanırız-
Yankıyız biz.

Ölüm, mürekkeptir. Hayatın kullandığı
Hayata asılan, ölümü çağırır-ölüme asılan hayatı.

Acı, hayatın el yazısı
Okunur yüzlerde

Yüzü yoktur, acısı olmayanın

Nelly Sachs: Hayata davet olarak ölüm



“Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz.” 
Böyle hükmetmişti Adorno. 
“Hayır, yazılır” diyenlerse düşünürler değil, 
şairler oldu. Bunlardan 
Nelly Sachs’tan yeni bir çeviri var artık Türkçede.




Nelly Sachs ölümün şairidir. Tendeki, candaki, nefesteki ölümün değil sadece, tozdaki, taştaki, yıldızdaki ölümün de. Külün içinden, külden önceki yaşamın ağır, acılı, yanmış acısını yeniden canlandırır; dipteki közü harlar gibi. Şiirdeki hareket, ruhtaki hareketi verir. Yaslı ruh, küller arasında ateşi arar hep. Şiirdeki ve ruhtaki hareket, dünyadaki hareketi verir:
“Siyah kartlarını ölüm
Rüzgârdan tez karıyor”

Babil'i yıkan inşaat arzusu



Bir ülkenin gündemine 
“kutup ayısı” nasıl 
damga vurur? 
Yüzlerce insanın 59 gündür 
ölüme yürüdüğü bir ülkenin?



Son Erdoğan-Kılıçdaroğlu atışması, iki liderin birbirilerini çok iyi anladığı bir diyalog gibiydi. Anlaşılan Türkiye’de sadece hakaretin, şiddettin, kabalığın, ayıbın dili karşılıklı manidar cümleler kurdurabiliyor. Ayrımın ve şiddetin dili dışında diyalog yasak sanki.

12 EYLÜL’ÜN MİRASI: ÖLÜM ORUCU

Örneğin, ölüm yürürlükte. En ağır, en vahim haliyle. Açlıkla. Açlık grevleri, darbecilerin 12 Eylül günlerindeki işleri güçleriyle Türkiye’nin yakından tanımaya başladığı eylemlerden. Bir ölüm yolu evet, ama izin verilen hayatın ölümden beter olabileceğini gösteren bir hayat arzusunun eylemi. 12 Eylül sonrasında da neredeyse üç beş yılda bir yeniden yüz yüze geldik.
Her felakette iki tutum oldu, sonuç hep aynı olsa da (yani devlet ve hükümetleri, insanları ölümü yeğleyecek hayatlara razı etmeye çalışmaktan hiç vazgeçmese de) farkları önemli olan iki tutum:
Biri eylemcilerin haksızlığını, teröristliğini, şantajcılığını zevkle tekrar edip devletin boyun eğmezliğini, uzlaşmazlığını, pazarlıksızlığını vurgulayan devletlu aklın tutumu. “Talepler haklı olsa tamam da...” Hak terazisini doğarken getirmiş sanırsınız az kulak verirseniz. Canı tek kendine tatlı onların çünkü. Çünkü onlara göre “devlet en gerçek hayattır”, gerisi teferruattır.
Diğeri, eylemcilerle aynı fikirde olsa da olmasa da, candan vazgeçecek kadar kuşatılmış yurttaşını anlamayı, devletin işlem ve eylemlerini yurttaşın hak ve taleplerinin önünde tutmayı hedefleyen tutum.