29 Mayıs 2014 Perşembe

Yaşayana kurşun, ölene GBT

Başbakan'ın grup nutkundaki Alevilerle ilgili cümlelerin tamamı vahim. Fakat polisin vurduğu birinin 'GBT kayıtlarına' bakıldığının ilanı bir eşiğin daha çoktan aşıldığını gösteriyor.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Düşene devletlû tekmesi, konuşana Başbakan sillesi

ÖNNOT: 
Tekmeci beyefendiyi sadece kendisi değil, iktidar partisinin yetkilileri onayladı. Bir milletvekili, "savunma durumu"nda olduğunu söyledi, göremeyen gözleri kınadı. Elleri, kolları tutulmuş insanlara tekme atmanın ne türden bir savunma olduğunu sormak gerekli mi, bilemedim.
Başkan yardımcısı Hüseyin Çelik de, aynı şekilde saldırıya uğradığı imasıyla "yedi günlük iş göremezlik raporu" aldığını söyledi. Doğrudur. Rapordan kolay ne var? Zaten sonra başbakan (Şimdiki genişletilmiş cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan) ile birlikte dolaşırken görüldü, cuma namazı ve Soma işçileri için kıyılan gıyabi cenaze namazında görüldü. İyi iş gördüğünün teyidiydi bu hareketler, iş görmezlik raporu da ne dersek diyelim, efendinin koruma altında olduğunun katmerli ilanıydı. Ayrıntıya girmek gereksiz bence, esas o kadar vahim ki: Denetimsiz şiddeti böyle onaylayan bir iktidar, ne yazık ki tam da tahmin ettiğim gibi yeni sistemi test etmekten ötesini yapmıyordur. İktidarların sözel şiddetleri, fizik şiddeti davet eder, fizik şiddeti ne yapar peki? Bu sorunun cevabını vermeye dili varan söylesin... Ellerinde, bellerinde otomatik silah bulunan özel harekatçı iki kişinin derdest ettiği bir yurttaşı tekmeleyen kişi iktidar tarafından böyle kollanıyorsa, sadece Anayasa değil, olası toplumsal barışı mümkün kılacak yerel, küresel tüm ilkeler gözden çıkarılmış demektir. 
Ha, adını yazmadım hiç, yazmayacağım da. Çünkü mesele hınç ve hırs dolu karnıyla istikbal peşinde olan bir kişi değil, mesele iktidarın onayladığı, bugün itibarıyla teşvik ettiği davranışların bizi nereye götürdüğü. Onaylayan sadece iktidar olsaydı, iyiydi, ne yazık ki... 



Başbakanlık müşaviriymiş. Devletlû yani.
Özel harekâtın yere indirdiği kişiye vurduğu tekme,
TCK'nın birçok maddesini ihlal ediyor.
Fakat bundan ibaret değil:
Kurulmakta olan sistemi test ediyor aslında efendi.



16 Mayıs 2014 Cuma

'Cehennem deliğine gir dediler'

Can işlerinde 
her sistem cinayetine 
‘kaza’ denilmesinin tek sebebi var: 
Aynı düzene devam arzusu. 
Mükellef türküsündeki gibi, 
dün de madencilere 
‘Cehennem deliğine gir’ 
dediler alçak ve yüksek makamlar. 
İşverene teşekkür eksikti tek.



“Aman da beyim vay efendim bu nasıl emir
Kapandı kapılar sürüldü demir
Aman da beyim vay efendim künyem yazıldı
İlet mezarlığına kabrim kazıldı.”


Başbakan Amerika’ya, İngiltere’ye, Fransa’ya gitti; biz de Kütahya’ya gidelim. Bu 1940’ların Tavşanlı şarkısı ile Soma iş katliamı arasındaki bağa...

9 Mayıs 2014 Cuma

Heron ile Çimen



Mekanik ebabiller kaplıyor göğü yavaş yavaş. Gagalarında ateşli taşlar.
Bir yeni meydanı açıyorlar siyasete. Meleklerin çekildiği yerlerden. Kırlangıçların bir daha dönmediği. Kitapları tersten yazarak. Dalın siyasetine, yaprağın, yaprakta yuvalanmış tırtılın.
Kıpırtısız kanatlarıyla siyaset ediyorlar can yemişine.
Ölüme doymuyorlar, doymamışken vurdukları daha yaşama…

Bir dil değişiyor her darbeyle, bir ağız kapanıyor, bir yara açılırken.
Çimenlerde bir siyah yara.
Söz taşıyor yarayı. Söz büyütüyor. Söz eğip büküyor. Pazara çıkarıyor. Süslüyor…
Biz bir şey görmesek de düşen ve yayılan yalımdan başka. Biz bir şey bilmesek de sıçrayan ve dağılan ömürden başka…

Yayılıyor kentlere doğru yangını sırtında çocuklar. Topraktaki sarsıntı kalplerinin ritmi. Dövülen dağların dilini susuyorlar. Niçin bilmiyorlar ama daha ağızlarını açar açmaz tanındıklarını.

Kullan-at taşlarıyla uçuyor başlarının üstünden bir ejdere vekil ebabiller. Emanet cam-gözleriyle izliyor onları. Taşlar ateşten bir halıya dönüşüyor yeri bulduğunda. Semender vermiyor onlara sırlarını alevleri aşmanın. Ateş veriyor gök, yağmur vermiyor.
Çimenlerin bilmediğini onlar da bilmiyor.

Yaşadıkları sadece öldüklerinden biliniyor.

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Serdar Koçak'lı Bir Rüyanın Kaydıdır


Büyük ağız açılır kapanırdı
Bir şahmeran inerdi kentin karnına
Bir sabah inerdi, bir öğlen, bir akşam
Beşinci duvardan kaçıp sığınırdık
Demi kalbimize dökülen mini meyhanelere
Bir bilinmez höyükte kazırdık
Aklımıza kazılmış dövmeleri
Serdar Koçak o zaman İstanbul’da akardı
Babalar kafa kırardı. Hâlâ kırar

Yine de çiçeklenirdi her şey
Saçların arasında yayılan kan gibi
Kana kana inerdi sopalar üstümüze
Kıvrılır kalırdı köşelerde çocuklar. Kalırdık
Emirgan’da asma yapraklarına ağlarken gördüydüm
Sonra asma kütüğüne sarılıp şiir dediydi
Gelincikler yayılırdı unutulmuş arsalarda
Bazen ölüm çiçeklenirdi
Çiçeğe bakardık ölüme bakamayınca

Neden sonra biz girdik sıraya
Nereden bilecektik biz de çiçekleneceğiz bir gün
Çiçekçileri görmeden geçer
Tabutumuzdan kalkıp çelenkleri yerdik
Nereden bilecektik, çöl mendilimiz kadar
Üstümüze atılacak mendilimiz
El emeği göz nuru oya işlemeli

Büyük ağız üfürüyor öfkeli fönü
Domuzlar atlıyor boğazın akıntılarına
Kaçıyor domuzlar saksıya konulmuş ormanlardan
Serdar Koçak artık istifasından istifa etmiyor
Kâr etmiyor göbeğindeki yazı alnındaki yazıya
Sus artık diyor bana, sus
Zambak veriyor yemem için
Gizli mürekkeple gülmüş içine. Hâlâ güler

Beste dedikleri bağlanmış ses
Büyük ağız bize kürek veriyor kazalım diye
Kazalım da kazalım kuyumuzu kendimizin
Kafada ne çok yara izi var, hepsi baba elinden
Baba evinden çıkarken unuttuk onları
Baba evine dönerken sızlamaları bundan

Siz şarkı diyorsunuz onlara
Beraber söylenmiyor, tek başına söylenmiyor
Serdar Koçak artık kesti radyo yayınını
Babalar kafa kırar hâlâ
Biz göbeğimizi kendimiz keseriz
Büyük ağız birbirimizi gömmemizi istiyor
Bizse öpüp başımıza koyuyoruz






1 Mayıs 2014 Perşembe

Savaş ganimeti olarak yoksulluk

Suriyeli sayısı, resmi ağızlara göre 900 bini buldu. 200 binin biraz üstü kamplarda. Kalanlar ülkenin her köşesinde yaşam imkânı arıyor. Yeni yoksullar onlar. 'Misafirperverlik'ten paylarına kaygı, endişe ve aşağılamadan fazlası düşmüyor.