30 Haziran 2012 Cumartesi

Kürtlerin hakları, siyaset ve silah: “Hain” mi aranıyor, diyalog mu?


Leyla Zana bir milletvekili. 
Seçmenine sözleri olan bir temsilci. 
Erdoğan’la görüşmesinde seçmenine verdiği 
sözleri çiğnemesi bekleniyorsa, bu bir 
nafile görüşme olarak kalır. Ama iktidarın 
çözüm sözünü tutma yolundaki 
adımıysa, umutlu olmakta sakınca yok.


“Ekrad-ı Vahş”tan “Kürt ırkçısı”na statükonun sözleri



Hüseyin Çelik’e göre, Kürtçenin seçmeli ders 
olmasına itiraz edenler ya Türk, ya Kürt ırkçısı. 
Çelik, Kürtlerin hak mücadelesini “ırkçı” yaftasıyla dışlarken, 
AK Parti’nin vazgeçilmez stratejisini uyguluyor: 
Savaşı sözde de sürdür ve sana en zıt 
olanı sahiplen ki statükonun sahibi olduğun anlaşılmasın.



27 Haziran 2012 Çarşamba

Kırıklar 19-20


19

Güneşe şaştığın gün
Şaşarsın 
Yaşama da
                   Kendine
                   ardındakine
                   önündekine...

Bir taşmadır can
Taştan, topraktan, sudan
Hiç uyunmamış büyük uykudan







20

Neyimiz var
Bizim 
          diyeceğimiz?

Tek bu dünya
Bu günler
                İçinden geçtiğimiz
                İçimizden geçen

Mevsimler
                   Düşünceler eken
                   Düşünceler biçen
Çekip gitmeden

Neyimiz var 
Başka
Bakacağımız 
Yüzlerden?

24 Haziran 2012 Pazar

Medyada bir keşif uçuşu


Hans Magnus Enzesberger, ABD’nin Küba’ya (Domuzlar Körfezi Çıkarması) saldırısını yerden yere vurduğu şiirinde, bir basın toplantısından bir generalin sözünü aktarır: “Çocuklar siz fotoğrafları ayarlayın. Savaş kolay.” Gazetecilere söyleniyor.

**
Vaktiyle, Ertuğrul Özkök zamanında Hürriyet, Suriye’yi manşetten sarsmıştı:  “Bir ucundan girer, öbür ucundan çıkarız.” Bir generalin lafı mıydı, yoksa dönemin cumhurbaşkanı Demirel’in mi iyi hatırlamıyorum. Fark da etmez, araştırmaya da değmez, asker ya da sivil, her halükarda bir paşa aklının sözü. Hayır, en az iki paşa. Söyleyen ve manşet yapan.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Kamuoyu ölümlere hazırdır komutanım!


Genelkurmay Başkanı’nın, BBP liderine söylediklerinde 
üç yön var: Uludere’de hükümeti açık düşürüyor. 
Kandil’e gitmek için tazyik ediyor. 
MSB’ye bağlanma konusunda aba altından sopa gösteriyor.

21 Haziran 2012 Perşembe

İleri demokrasinin kamp ateşleri


Uludere’den başlayarak kış boyu yandık. 
Sadece sınır boylarında değil, işçi çadırlarında, 
şimdi de cezaevlerinde. 
İsimleri cezaevleri ama onlar zindan bile değil, kamp. 
İçerdekini de dışardakini de 
uzlaşmaya zorlayan aklın yarattığı kamp.

19 Haziran 2012 Salı

Bozuk Deyişler-1

Ben de idim bir ne
Nen idim bildin mi

Ne diyecektim
Nenni
Kendim kendime

Sarındım
Gölgeme ki külden
Çalındı sesim
Kulağımda o kün

Doğdu idim doğrulup
Doğu devriliyken
Kendi üstüne, ayaklar dibine

Böğürtüsüyle inledim, ilendim
Devrisi gündü
Göbeğim dişimde
Baş aşağı beşiğim
Alındı beşte birim, onda birim…

Pençesi yüzümde
Sırtımda yırtıcı pençik
Yürüyegeldim yönsüz, yolsuz
İdim, var idim, vardı idim
Vara vara gel geline
Vardıkça kaçtı kaçar eşik

Eşiğinde yutkundum yuttum
Bana sana kalıt yarım sözü
Gelmedi ondan geri üstü
Bir göne kertili idi yarısı
Yarısı yarılanmış gitmiş
Hiç de söylenmemiş gibi

......................................

Bozuk Deyişler 2


Bozuk Deyişler 3


Bozuk Deyişler 4

17 Haziran 2012 Pazar

Van: Kürt zonundaki son deprem


Van’ı önce doğa vurdu. Kış bu depremle geçti. 
İkinci depremse yaza girerken geldi. Siyaset vurdu bu kez. 
Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın ifade vermemesi, geleceği gösteren bir alamet: 
Bu hır gür bittiğinde, en ağır yaralayanın da, 
en ağır yaralının da adalet olduğu görülecek.



Türkiye malûm deprem ülkesi. Van son yılın depremzedesi. Kışa girerken doğadaki faylar sarsıldı, yüzlerce kişi öldü, on binlerce kişi evsiz barksız kaldı.
1999’daki Marmara ve Düzce depremlerinden dayanışmayı, acı paylaşmayı, yas tutmayı öğrenmiştik. Gazeteler öyle yazdı. Van’daysa bunun Batı’ya doğru geçerli, doğuya doğru geçersiz bir ders olduğunu öğrendik. Gazeteler kısmen yazdı, kısmen yazmadı.

HATIRLATMALAR
Daha ilk gün, yurtdışı yardımları reddedildi. “Ne yapabileceğimizi görmek için” denildi. Boyumuzun ölçüsünü almak için. Aldık ölçüyü, acı bir ders. Sadece Vanlının öğrendiği.
Savcılar, bütün bir il halkının “Bölücü, terörist” olarak tanımlanmalarında sakıncalı bir yan bulmadı. Laf, söyleyenin yanına kâr kaldı; kendisi şimdi nice gönüllerin kraliçesi kim bilir.
Bakanlar, eksi 10’lu sıcaklık dereceleri anormal sayılmayan coğrafyadaki çadırları saraylara benzetti. Saraylar her kıvılcımda tutuştu, nice bebe kül oldu. Batıdan bakınca istatistik, Van’dan bakınca derin yara.
Hak arayan, çare isteyen halka copla yanıt vermekte beis yoktu. Cop bütün “millet” için, depremzedeyse depremzede, Kürtse Kürt, Türkse Türk. Batıda olsa batıda da yapar devletimiz, coplamakta ayrımcılık yok bizde.
Yardım istemeye gittiği hükümet konağında çaresizlikten, çileden çıkıp söylenen bir depremzede hapse atılırken kimse sorun etmedi. Bu kadar hapishane niye var? Hem kaymakamlar yurttaşlardan daha önemlidir, bunu 88 yıldır iyi öğrenmeyende kabahat, varsa. Tek parti uygulamalarından koptuk ama iktidarı kimi nimetlerden mahrum bırakacak kadar değil. Devlette devamlılık esas deyip duruyoruz madem. Zaten dün de Osmanlı ve Selçuklu genlerini anlatmadık mı demokrasimizin? Genetik bilimindeki ilerlemeleri beğenen, siyasal genetiğin ifşasına niye laf söylesin?

İKİ SUÇ
İki suçu vardı Van’ın. Biri Türkiye’deki sayısız kentle ortak: Fay hattının üzerinde ve müteahhitler orada da bildiğimiz müteahhitlerden. Sermaye birikimi maliyet gerektirir. Az veren candan, çok veren maldan.
İkinci daha az affedilir bir suç:
Siyasal fay hattının da üzerinde. Kürt zonu. Tercihini iktidardan yana yapmamış, bir BDP’liyi belediye başkanı seçmiş. 300 bin nüfusla yaptığı işe bak. Bir BDP’li, yani savcılara göre KCK’li yani PKK’li. Savcılar biliyorsunuz cumhuriyetin, yargı milletin, adalet kimsenin. Savcılarla başbakanın aynı fikirde olması niye tuhaf olsun? Güçlerin ayrısı gayrısı pek iyi değil, şu birlik beraberlik zamanında.
Kent ikinci depremini bu fayda, yaza girerken yaşadı. Donduran kış bitmek bilmemişti, anlaşılan yakan yaz bitmek bilmeyecek. Deprem sırasında yardım için çırpınan, kendisini çaresiz hissettiğinde de aracını bir köşeye çekip hıçkıra hıçkıra ağlayan Belediye Başkanı Bekir Kaya, gözaltına alındı, sorgulandı, tutuklandı. Şimdi hapiste. Kent bunu önceden öğrendi üstelik. Van büyük bir yer ama dünya küçük. “Cezaevindeki yeri birkaç gün önceden hazırlandı” söylentisi, sayısız gazete haberinden daha gerçek
Doğdaki deprem evleri yıkıp canları aldı, peşinden olanlarla kalplerdeki yarığı derinleştirdi, “doğu” ile “batı” arasındaki mesafenin ne kadar büyümüş olduğunu ortaya koydu. Bu ikinci deprem oy hakkı, yerel yönetim,  milli irade (halk iradesi) vs. kavramlarıyla sık sık güzellenen demokrasi denilen şeyin altındaki fay kırığında. İktidarın seçilenlerle atananlar konusunda kafası biraz karışık mı? Pek değil: 88 yıllık dersi, atananların seçilenlerden üstün olduğu dersini iyi ezber etmiş. Kendi atanmışları seçilmişlerden, kendi seçilmişleri atanmışlardan üstün, o kadar. 88 yılda bu kadar incelik de olsun.
BİR AYRINTI: İFADE YOK
Bekir Kaya’nın tutuklanması sürecinde, pek dikkat çekmiş gibi durmayan bir kopuş daha var: Şimdiye kadar Kürt hareketine yönelik operasyonlarda gözaltına alınan ve yasal siyaset yapmayı seçmiş kişiler savcılık ve hâkim sorgulamalarında ifade verirdi. Bekir Kaya vermedi. Diyarbakır’da ilk KCK davaları başladığında ortaya çıkan “Kürtçe ifade krizi”nden farklı bir durum bu. Kürtçe ifade vermek, politik savunmanın bir biçimi de olsa, mahkemenin tanınmasını doğal olarak içeren bir yol. Süreçte ikisi de, yani hiç ifade vermeme ile Kürtçe ifade verme de teknik olarak “susma hakkı” çerçevesinde tutanaklara geçirilebilir; fakat ikisinin anlamı birbirinden farklı. Kürtçe ifade verilmesi, mahkemenin tanınması demektir. Hiç ifade vermemeyse mahkemenin tanınmaması fikrini de içerir.
Yargının özel yetkilerle siyasal görevlere koşulması, doğadaki ve siyasetteki faylara yenisini ekliyor. Bugünün hır gürü geçtiğinde, en ağır yaraları açanın da, en ağır yaralının da adalet olduğu görülecek. Sadece yürütmeden ibaret bir devlet için ne kadar çok sıfat varsa, böyle bir devletin çekip çevirdiği toplumda barış için o kadar az yol var.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Morg, şehitlik ve tarihi bitiren parti

AK Parti iktidarı, otoriteryenizmin iki temel hedefini kamilen uyguluyor: Y
ürütmeyi azmanlaştırıp yasamayı boş bir tünele çevirmek, 
yargı eliyle siyaset alanını kapatmak. 
MHP’ye Öcalan’la saldırmaksa, çözüm yolunun tersine yürümek demek.


12 Haziran 2012 Salı

MEŞKLER-Burjuvazi, özgürlük, devlet, adalet vs.


MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri. 
Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, 
doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki 
söz ve sözcüklerin kaydı... 
Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundandır; 
göze, kulağa, akla hoş gelen yanları varsa yine bundandır... 




Kral, televizyonu açtı ve üzüntüyle vezirine döndü:
"Nasıl olur! Benim bile bu kadar soytarım yok!"

**

11 Haziran 2012 Pazartesi

Beyaz İnek ya da Yitik Dile Gazel


Kardeşim ve ben 
                         uçağa beyaz inek derdik küçükken. Sözcükleri çeviriyorum ya şimdi, "Beyaz inek" diye söylemezdik. Kolaydı sözcükleri değiştirmek, renkleri değiştirmekten kolay. 

Deri değiştirir gibi 
                              değiştikten sonra dil, kolay olacağı gibi hep.

Babamız uzaktaydı. "Nahala Cû da min rokî dî."
                            Tepenin ardında. Babamız uzaktayken mutlu değildik. Tepe yüksekti, çok yüksek; kuşlar gitse mesela ardına, dönemezdi. Gider ve dönmezlerdi zaten. Babamız geldi ve geldi tepeden aşırdı bizi, uzağımıza doğru. Uzağımıza giderken de mutlu değildik. En yakın en uzak olunca mutlu mu olunurmuş hiç?

Uzaktaydınız, bize inanmayan sizler. 
                                                     Kızanlar, uçağa öyle dememize, üstelik başka sözcüklerle, başka söyleyişlerle.

Kardeşim ve ben "Beyaz İnek" demeyi bıraktık sonra sonra. 
                                                                                         Sonra uçağın "uçak" olduğunu sizin için belledik. Söyledik, söylediğiniz gibi. Babamız da aynı fikirdeydi sizinle, ve ah, annemiz de... Onlara da uçağın bulutlarda inek olduğunu söylemedik, bir daha.

Kardeşim ve ben 
                         kaldırılıp getirildikten sonra unutmak istemediğimiz sadece "Beyaz İnek" değildi, bunu da söylemedik. 

Bize uçağın bulutlarda yaşamadığını öğrettiniz, iyiliğinizden tabii, ineğin uçamayacağını da... Beyaz İnek uçuyorken kardeşimle ben uzaktaydık, uçmanın düşlendiği yerde.

Kardeşim şimdi bir beyaz gölge. 
Gözünüzde bir leke gibi yayılıyorum ben de, istediğimden değil, sadece yaşadığım için. Ben ve sözcüklerim, benim uçan ineklerim, kara lekeleri kolalı dünyanızın.

Kardeşim ve ben
                         Artık size beyazın da ineğin de yerini sorsanız da söyleyemeyiz.

Mange ya sîs xwena du brayan bû. Yek çu yek ma.
Ax bra!

........






10 Haziran 2012 Pazar

Süregiden



Dünya bizden eksilendir. O tamam olacak biz bitince. 

Bekleme
bekleyeceksen zaten beklediğin gibi!

Kuleleri görüyor musun? 
Bizi ayıran dil birleştiriyor onları, kuleleri yükseldikçe küçülüyor barınaklarımız. Bir patika bile kalmıyor bize, genişleyip uzadıkça yolları.

Dilsiz bile sayılmayız, onların dilini konuştuğumuzdan beri.

Söyleme
söyleyeceksen zaten söylediğin gibi!

Ne ceylana ne parsa yarar bugünden sonra ceylanla parsın hızı. Toprak, hava, su ve ateş bir dünyayı toplamaz.
Yaşamın kendisine gömmüyorlar mı artık nefes alanı?

Dinleme
dinleyeceksen zaten dinlediğin gibi!

Doğumunun yasını tamamlamadın mı daha? 
Alınmadı mı varlığının vergisi? 
Niçin çağrılı olduğunu sanıyorsun ulumaya, sesini yitirdiğinden beri? Dişini yitirdiğinden beri ısırmaya o sert lokmasını günlerin, gecelerin?

Susma
Susacaksan zaten sustuğun gibi!


*

Kanım
sen de mi kesecektin
benimle konuşmayı?

9 Haziran 2012 Cumartesi

Bir Adın Gölgesinde


Değil
Ölmek değil
En ağır
Kazası
Dünyanın
              Bir iç çekiş olan dünyanın
              Kahkahayla hıçkırık arasında

Yaşamak
Var
Ondan
Önce
        İncecik kökler üstünde 
        İncecik toprakta
        Açık bir yara gibi
        Yağmura da yıldırıma da  
        

Tek yoldur yine de
                            Geçmek
                            Baştan başa
                            Yollarından
                            Bu küçük aldanmanın
Olan yollarından
Olmayan... 

Sıcaklığından
                    Pay taşır
                                 Her söz
                                             İlk hücredeki yangının
Söner
Yanacak sandığında
Ve yanar
Söndü bildiğinde

Az ilerde
              Kar gibi
                          Yağar dizeleri
Bekleyen buz çağının

Ne şaşırtıcı
Biri olmak
Hiç unutmamak
Bir adı, hiş şaşırmadan

Belleğin ikiz hilesi:
Unutmamak adını
Ve
Unutmak
Adını





"Yüreklerin kulakları sağır" olunca


Mehmet Tahir İlhan 40 yaşında. Bir yıldır cezaevinde. 
Suçu: Örgüt üyeliği, örgüt propagandası… 
“Sağır dilsiz nasıl örgüt propagandası yapar” sorusuna yanıt yok. 
Deliller sağlam: 
Oyalı işlemeli bir yemeni, bir yarım limon ve bir saniyelik görüntü. 


Yazıyı 8 Haziran'da yazmıştım. 
Şimdi artık karar da verildi: Örgüt propagandası yapmak ve örgüt adına suç işlemekten 8 yıl dört ay hapis cezası aldı. Ne diyeyim? Adaletin artsın Türkiye!


Fazla şey eklemeye gerek yok: Tek bir noktaya dikkat çekmek  yeterli: Sağır ve dilsizler aynı zamanda zihinsel açıdan da engelli olur, çok çok büyük ihtimalle. Durumun erken fark edilmesiyle sistematik özel eğitimin yardımıyla bilişsel yetenekleri ilerletilebilir elbette, ama böyle bir imkan bulamamış kişiler bilişsel açıdan sorunlu kalır. 


Mehmet Tahir İlhan'ın temyiz kudreti var mı? İşlediği fiillerin anlamını çıkaracak kadar temyiz kudreti? Yani kasıt unsuru gerçekleşmiş mi? Mahkemeye göre evet. Peki mahkeme nereden bilmiş bunu? Heyet, sağır dilsiz uzmanı mı? Hayır. Bilirkişi dinlenmiş mi? Hayır. Polis ifadeleri, tutanaklar ve bir görüntü kaydı var. Görüntüde, slogan atan kalabalıkta bir iki saniyeliğine görülüyormuş. 
Adalet demek, görünene göre karar vermek demekse,  mahkemeye ne gerek var? İzleyelim videoları, verelim kararları, mahkemeleri de kapatalım. Adalet görünenin arkasındaki görünmeyeni saptayabiliyorsa adaletti, gerisi hikaye. Acı ve ağır hikayeler, gerisi...


Aile öfkeli. Avukatı Tugay Bek temyize gidiyor. 
Temyiz, karar adil mi değil mi ayırt edecek. Bakalım ne yapacak. 


“Delphoi kahini ne dedi bana biliyor musun? Bir suçlu benim yargımdan yakayı kurtarırsa, hemen taş kesilecekmişim olduğum yerde.”  Eski Yunan’ın ölümsüz komedi yazarlarından Aristophanes, “Eşekarıları (Yargıçlar)” adlı ünlü taşlamasında, “yargılama delisi”ne dönüşmüş yargıç Philokleon’a böyle söyletir. Yargılama iştahının “adalet”ten başka her amacı içerdiği bir dönemin eleştirisidir. Siyasetin, siyasi işleri kayıtsız şartsız yargıya havale etmekte beis görmediği her yer ve zamanda iki olağan sonuç belirir: Yargılama yetkisi, yargılama deliliğine dönüşür; birilerine ceza veremeyen yargıçlar “taş kesilmek”ten korkar. Bu yüzden tuttuğunu yargılayacak, yargıladığına ceza verecektir. Bu da ikinci sonucu getirir, artık kimse yargıya inanmayacaktır.

7 Haziran 2012 Perşembe

Uludere'de hukuk devleti ne yapardı?



Türkiye hukuk devleti mi? Uludere turnusolüne vuralım: 
Hukuk devleti olsa, süreçte rol alan bütün görevlilere o gece, 
bilemedin ertesi sabah işten el çektirilirdi. Hukuk devleti olsa, 
siyasi otorite soruşturma bile başlamadan, 
“Hata bu canım. İnsani hata” demezdi.


Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti mi? İktidarın cevabı malum: “Geçti eski günler. Artık hukuk devletiyiz. Vatandaşımı da, güvenlik görevlimi-askerimi de yargısız infaz ettirmem. Her şey yargıda. Yargı kararı gelsin, gereği neyse yaparız.” Bunlar sözler ilk günden itibaren Uludere’de bir “hata” yapıldığına eşlik eden sözler. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik ilk gün söyledi, Başbakan Tayyip Erdoğan geçen Salı günü.
Uludere’de her şey çok açık aslında. Vaka da hukuk da. Türkiye kamil bir hukuk devleti olsaydı şöyle olurdu:

5 Haziran 2012 Salı

MEŞKLER-Adalet, yazı, hukuk, topluma yaramak


"Topluma yararlı kişi değilsin."
"Değilim belki, ama toplum kadar zararlı da değilim. Hele topluma yaramaya çalışanlar kadar zararlı hiç değilim."

Tekrar denemeli:
"Topluma yararlı bir kişi değilsin."
Cevap verilmesi gereken bir söz mü? Bir söz mü? Bir tehdit, daha çok. "Toplum da sana yaramaz bak." Zaten toplumun kendisine yaramasını isteyen, ona yaramaya, yaranmaya çalışır herhalde, bilemedim. Zaten "toplum" konuşmaz ki, onun adına konuşanlar olur. Toplum adına konuşmak, tanrı adına konuşmak gibi bir yetki; verenin değil, kullananın aldığı bir yetki. 


4 Haziran 2012 Pazartesi

Kırıklar 21-22


21

Oradadır insan

                           arada


Yerle gök
                Denizle kara
                                     Yazla kış
                                                    Cellatla kurban

Buradadır şiir
İnsanla insan arasında




22

Behçet bey düşlere yatıyor
                     düşlerle yatıyor
                                 düşlerde
Düş görenin 
                    kim olduğunu
Artık anlamasa da

Behçet beyin belleği
Sürekli yazı yaşıyor
Çoktan bitmiş bir yazı
     yazılmamış bir yazı        
Behçet bey şimdi
       sonbaharında ama

Behçet beyin ömrü
Baharına doğru koşuyor
Behçet bey kışa gidiyor ya

Behçet beyin eli
Saat ayarlıyor durmadan
Zaman hakkında bir fikri kalmasa da




KIRIKLAR TAMAMI

Türkiye uçuyor, ya kemerleri bağlayın ya kaybolun!


Bir üniversite Kürt gazetecilerin tutuklanmasını eleştiren ve bu nedenle hedef gösterilen öğretim üyesiyle “yollarını” ayırdı. Bir gazete Başbakan Erdoğan’ı eleştiren yazarıyla yollarını ayırdı. Yol ayrımındayız. Havacılıkta grev ertelendi. Türkiye uçuyor, bu uçuşa uymayanlar da uçuruluyor