26 Ocak 2014 Pazar

Sınır Çizgisi




Atını karanlıkta uçar görünce anladık 
Fırlayıp giden kuşlarla birlik
Vurulmuştu Mehmet Emin

Atı şaşkındı, biz değildik
Atı ovaya ağladı, biz içimize ağladık


Sesi kalbimize saplandı o tüfeğin, kurşunu sırtına
Düştü can ağacından daha yeşerirken
Gördüğü ancak ancak 15 bahardı
İki yazdır atıyla yayladan yaylaya uçardı

Cenaze yerdeyken daha tutanağa yazıldık:

İki teneke mazot, birkaç heybe öteberi, çul, çaput. 

Bir de sormadıkları var hiç katiplerin
Kalbimizdeki yükler girmez belgelere:


İki satır haber, kim öldü, kim kaldı, tuz ekmek hakkı, hal hatır. 
Bir de tenimizdeki can. 

Üç katır, iki atınan başka ne taşınır?

Çok can bıraktık buralarda, kurulduğundan beri bu sınır

Sınır
Biliriz
İlk günden beri
Vergisi can olan çizgi

23 Ocak 2014 Perşembe

Ay Doğmadan

Ay
Bir ay
“Bir ay doğar
İlk akşamdan geceden”
Ayın doğduğu ilk akşamdı, göz de doğdu. Bu böyle oldu, beyazı oradan, ikisinin de beyazı. Ama bütün bunlar ay doğmadandı. Beyazın yaşadığı tek yer beyazdı, bütün bunlar olmadan. Ne ay ne gözdü, ay ile gözü buluşturan. Bir yüz. Bir yüzdü…
“Şavkı tuttu pencereden bacadan”
“Şavkı vurdu…”

Dağ
Dağlar
Dağlar kış
“Dağlar kış imiş, yolcum üşümüş.” Gelir aşağıdan, söylerim söylemez. Elinde tuttuğu kendi dağı değil mi onunda? Uykusuz. Dünkü geceden. Yarınki geceden…
Bir sesim var şimdi dağdan yansıyan, incele incele. Hoş değil. Gönlüm. Ah, bilmez miyim, uyanmaz bir daha, o uykunun dağına uzanan…


Ay
Bir ay
Bir ay batar
Daha doğmadan
Ele kapanan yüz
Kalpte işleyen dağ
Açma
Açma yaramı
“Baş yastığı kendine eş değil”

Bütün bunlar da ay battıktan sonraydı...

**


15 Ocak 2014 Çarşamba

Dağ





Kim söyledi Allah aşkınıza insanın doğduğunu? Öncesi yoktur aklın, elleri saymazsak. Tuttuğu elleri, tutmadığı elleri, bıraktığı ve bırakmadığı. Ama kim hatırlar ellerin unutulmuş dilini?

İnsanın konuşmayı öğrenmesi uzun sürdü yalnızca. Bir o kadar da susmayı öğrenmesi için geçecek. Bir o kadar da unutmayı. 

Suskun. Biçimlenmiş taş gibi. Ne çok cümleydi o taş, çekiçle keskinin dilinden dökülmüş. O taştan kırılmış kum gibi. Bir söz var ama yine de, taştan kuma inişte.

Tanrının işlerinden biri, taşa çevirmek kimi kavmi. Basittir insansa, işlerinden biri insana çevirmek taşı, boğaya, aslana, ceylana.Uçurumunu hazırlar taş üstüne koyduğu taşta.

Değişmiş buldum dağları. İnsan onlardı sanki, dağ ben. Ölen, öldüğünü bilen. Öyle bir öfke üstlerinde, öyle bir hüzün. Bir de yankı. Ölümün yankısı. Yaşamın yankısı. Sesin. Bir de sessizliğin.

Aldırışsızlık düştü payıma bu kadar yolculuktan. Ne yağmur aldırıyor, ne rüzgar. Oyunlarını sürdürüyor yalnızca birlik olup taşla, suyla, çamurla. Çamursuz nasıl sürerdi dünya? Taşsız? Sussuz?

Düşüncemin yarattığı dağ batarken güneşle birlikte, dağın yarattığı düşünce yayıldı üstüme, geceyle. Düşüncenin dağı, unufak anda. Dağın düşüncesi bir uzun gölge. Uzun ve güneşsiz. Gece de yoktur, güneş yoksa.

Durdum öylece. Güneşsiz gün, karanlıksız gece. Yorgun arı. Kapatsın diye reçinesi yaşamın. Kalbin yazgısı, bilemek kalpte işleyen keskiyi. 

Eskittiği bakışlarla tazelenmez mi deniz? Kıyı, her ayrılanda yenisini çağırır. Böyle doğar, böyle ölür liman.

Kim söyledi Allah aşkınıza insanın öldüğünü? Sonrası yoktur aklın, dağları saymazsak. Biri şuracıkta, karşımda. Biri şurada, yaramda.
Yara diyoruz, bir açılmamış hesaplara, bir kapanmamış hesaplara.

12 Ocak 2014 Pazar

MEŞKLER Ölümün çağrısı, Qardiboz, evvel ahir


Ölüm çağırıyor sanıyorum bazen. Kulaklarımda binlerce arı çalışıyor. Tüm sesleri boğan ses, kafa boşluğuna, uzay boşluğundan atlamış. O boşluğun içindeyiz, uzayın ve içimizde o. O sesler birbirini yankıyor hep, bir kuru kabuğuz demek bir yandan.

Ölüm, çağırmıyor hayır, geliyor. Biri göçünü topladığında, neyin toprağa, neyin içimize gömüldüğünü bilemeyiz. Yavaş yavaş çalışıyor o, her nefesin içinde, ama birden sessiz ve görünmez bir yıldırım, gelip birimize vurup geçiyor.

Yerini ölecek birini arayan Dumrul, zor bir sorunla mı karşı karşıyaydı? Yerine öleceği birini arayacak olsa, daha zor, daha zorlu bir sorunla karşı karşıya olmaz mıydı? Ölümün açıktan çağırdığı başka kimseler var mıydı sahi?

Bizden evvel gidenlerin, bizden evvel gelenlerden olması hafifletmiyor hiçbir şeyi.

"Sual eylen bizden evvel gelene
Kim var imiş biz burada yoğ iken."

Qardiboz, en çok kedi gibi görünürmüş. Gece yoluna çıktığını alır gidermiş. Ay ışığında gölgelerin türlü dona girdiği Koçgiri yaylalarında çocuklar ürksün istenmez Qardiboz'dan. "Qardiboz ku hat, navê min bide wi ez gurbanê." "Kardiboz gelirse, benim adımı ver kurban olduğum."

Koçgiri, öykülerinde yaşayan göçerler coğrafyası. İçimde kendi kendilerini anlatan öyküler. Babaannemin altın sarısı saçlarından öğrendim. Ölümün ve yaşamın öyküleri. Kına kızılıydı gittiği zaman. Ondan öğrenmiştim Qardiboz gelince ne yapacağımı.



Artık kimse hatırlamıyor Qardiboz'u. Kurban olmak ya da kurban etmek. Bizden sonra gelip, bizden önce gidenler, ölümün çağrısına uymadığımız, kurban olamayıp, kurban ettiğimiz duygusuna yol açmıyor mu? Adımızı ver diyebilir miyiz Qardiboz'un yolunu keseceği çocuklara?

Sisli gecelerde gelirmiş daha çok Qardiboz. "Sis", beyaz. Ölüm gibi, tüm renkleri geri çevirir. Siyaha değil, beyaza sararak uğurluyorsak ölülerimizi, kendimiz siyaha bürünüyorsak=karalar bağlıyorsak, ölüm beyaz, yaşam siyah olduğu için olmasın?
Sis, beyaz, tüm renkleri geri çevirir ve arkasını sonsuzluğa kapatmaz mı? Burnumuzun dibinde ama yok.

Kapısından kovduğu Dumrulların ömrünü yaşayanlar var. Gerontokrasi dedikleri bu olmalı. Elleri titremeden oğulun boğazına çökmüşler. Kendi canlarını kurtarmak için kurban verenler. Canlarından can vermeye değil, canları için can almaya ayarlı ruhlar.



 


............

                                                                            MEŞKLER, düşünce temrinleri. Söz temrinleri. 
Genellikle esrik haldeyken yazıldılar, rakı, bira, şarap, söyleşi, 
doğa temaşası ya da rüyaların yarattığı haller içindeki 
söz ve sözcüklerin kaydı... 
Silik, soluk, sıkıcı, kof görünen yanları bundan; 
göze, kulağa, akla hoş gelen yanları varsa yine bundan... 

9 Ocak 2014 Perşembe

Bu karar 'Öldürmek serbest' diyor!


Roboski katliamına ilişkin takipsizlik kararı, 
Türkiye Cumhuriyeti sınırları üstünde, 
içinde ve dışında birilerinin ölümünü 
hukuki açıdan soruşturma, 
kovuşturma konusu yapılamayacağını 
ilan ediyor.

2 Ocak 2014 Perşembe

Boynuzlanan kent İstanbul


'Minareli kubbeli' siluet, 
beton, cam ve çeliğin 
göğü delen arzusuna yeniliyor. 
"İstanbul değerleri"ni 
en çok dile getirenlerin 
eliyle yapılıyor hem de bu işler.