15 Ocak 2014 Çarşamba

Dağ





Kim söyledi Allah aşkınıza insanın doğduğunu? Öncesi yoktur aklın, elleri saymazsak. Tuttuğu elleri, tutmadığı elleri, bıraktığı ve bırakmadığı. Ama kim hatırlar ellerin unutulmuş dilini?

İnsanın konuşmayı öğrenmesi uzun sürdü yalnızca. Bir o kadar da susmayı öğrenmesi için geçecek. Bir o kadar da unutmayı. 

Suskun. Biçimlenmiş taş gibi. Ne çok cümleydi o taş, çekiçle keskinin dilinden dökülmüş. O taştan kırılmış kum gibi. Bir söz var ama yine de, taştan kuma inişte.

Tanrının işlerinden biri, taşa çevirmek kimi kavmi. Basittir insansa, işlerinden biri insana çevirmek taşı, boğaya, aslana, ceylana.Uçurumunu hazırlar taş üstüne koyduğu taşta.

Değişmiş buldum dağları. İnsan onlardı sanki, dağ ben. Ölen, öldüğünü bilen. Öyle bir öfke üstlerinde, öyle bir hüzün. Bir de yankı. Ölümün yankısı. Yaşamın yankısı. Sesin. Bir de sessizliğin.

Aldırışsızlık düştü payıma bu kadar yolculuktan. Ne yağmur aldırıyor, ne rüzgar. Oyunlarını sürdürüyor yalnızca birlik olup taşla, suyla, çamurla. Çamursuz nasıl sürerdi dünya? Taşsız? Sussuz?

Düşüncemin yarattığı dağ batarken güneşle birlikte, dağın yarattığı düşünce yayıldı üstüme, geceyle. Düşüncenin dağı, unufak anda. Dağın düşüncesi bir uzun gölge. Uzun ve güneşsiz. Gece de yoktur, güneş yoksa.

Durdum öylece. Güneşsiz gün, karanlıksız gece. Yorgun arı. Kapatsın diye reçinesi yaşamın. Kalbin yazgısı, bilemek kalpte işleyen keskiyi. 

Eskittiği bakışlarla tazelenmez mi deniz? Kıyı, her ayrılanda yenisini çağırır. Böyle doğar, böyle ölür liman.

Kim söyledi Allah aşkınıza insanın öldüğünü? Sonrası yoktur aklın, dağları saymazsak. Biri şuracıkta, karşımda. Biri şurada, yaramda.
Yara diyoruz, bir açılmamış hesaplara, bir kapanmamış hesaplara.

0 yorum:

Yorum Gönder