17 Haziran 2012 Pazar

Van: Kürt zonundaki son deprem


Van’ı önce doğa vurdu. Kış bu depremle geçti. 
İkinci depremse yaza girerken geldi. Siyaset vurdu bu kez. 
Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın ifade vermemesi, geleceği gösteren bir alamet: 
Bu hır gür bittiğinde, en ağır yaralayanın da, 
en ağır yaralının da adalet olduğu görülecek.



Türkiye malûm deprem ülkesi. Van son yılın depremzedesi. Kışa girerken doğadaki faylar sarsıldı, yüzlerce kişi öldü, on binlerce kişi evsiz barksız kaldı.
1999’daki Marmara ve Düzce depremlerinden dayanışmayı, acı paylaşmayı, yas tutmayı öğrenmiştik. Gazeteler öyle yazdı. Van’daysa bunun Batı’ya doğru geçerli, doğuya doğru geçersiz bir ders olduğunu öğrendik. Gazeteler kısmen yazdı, kısmen yazmadı.

HATIRLATMALAR
Daha ilk gün, yurtdışı yardımları reddedildi. “Ne yapabileceğimizi görmek için” denildi. Boyumuzun ölçüsünü almak için. Aldık ölçüyü, acı bir ders. Sadece Vanlının öğrendiği.
Savcılar, bütün bir il halkının “Bölücü, terörist” olarak tanımlanmalarında sakıncalı bir yan bulmadı. Laf, söyleyenin yanına kâr kaldı; kendisi şimdi nice gönüllerin kraliçesi kim bilir.
Bakanlar, eksi 10’lu sıcaklık dereceleri anormal sayılmayan coğrafyadaki çadırları saraylara benzetti. Saraylar her kıvılcımda tutuştu, nice bebe kül oldu. Batıdan bakınca istatistik, Van’dan bakınca derin yara.
Hak arayan, çare isteyen halka copla yanıt vermekte beis yoktu. Cop bütün “millet” için, depremzedeyse depremzede, Kürtse Kürt, Türkse Türk. Batıda olsa batıda da yapar devletimiz, coplamakta ayrımcılık yok bizde.
Yardım istemeye gittiği hükümet konağında çaresizlikten, çileden çıkıp söylenen bir depremzede hapse atılırken kimse sorun etmedi. Bu kadar hapishane niye var? Hem kaymakamlar yurttaşlardan daha önemlidir, bunu 88 yıldır iyi öğrenmeyende kabahat, varsa. Tek parti uygulamalarından koptuk ama iktidarı kimi nimetlerden mahrum bırakacak kadar değil. Devlette devamlılık esas deyip duruyoruz madem. Zaten dün de Osmanlı ve Selçuklu genlerini anlatmadık mı demokrasimizin? Genetik bilimindeki ilerlemeleri beğenen, siyasal genetiğin ifşasına niye laf söylesin?

İKİ SUÇ
İki suçu vardı Van’ın. Biri Türkiye’deki sayısız kentle ortak: Fay hattının üzerinde ve müteahhitler orada da bildiğimiz müteahhitlerden. Sermaye birikimi maliyet gerektirir. Az veren candan, çok veren maldan.
İkinci daha az affedilir bir suç:
Siyasal fay hattının da üzerinde. Kürt zonu. Tercihini iktidardan yana yapmamış, bir BDP’liyi belediye başkanı seçmiş. 300 bin nüfusla yaptığı işe bak. Bir BDP’li, yani savcılara göre KCK’li yani PKK’li. Savcılar biliyorsunuz cumhuriyetin, yargı milletin, adalet kimsenin. Savcılarla başbakanın aynı fikirde olması niye tuhaf olsun? Güçlerin ayrısı gayrısı pek iyi değil, şu birlik beraberlik zamanında.
Kent ikinci depremini bu fayda, yaza girerken yaşadı. Donduran kış bitmek bilmemişti, anlaşılan yakan yaz bitmek bilmeyecek. Deprem sırasında yardım için çırpınan, kendisini çaresiz hissettiğinde de aracını bir köşeye çekip hıçkıra hıçkıra ağlayan Belediye Başkanı Bekir Kaya, gözaltına alındı, sorgulandı, tutuklandı. Şimdi hapiste. Kent bunu önceden öğrendi üstelik. Van büyük bir yer ama dünya küçük. “Cezaevindeki yeri birkaç gün önceden hazırlandı” söylentisi, sayısız gazete haberinden daha gerçek
Doğdaki deprem evleri yıkıp canları aldı, peşinden olanlarla kalplerdeki yarığı derinleştirdi, “doğu” ile “batı” arasındaki mesafenin ne kadar büyümüş olduğunu ortaya koydu. Bu ikinci deprem oy hakkı, yerel yönetim,  milli irade (halk iradesi) vs. kavramlarıyla sık sık güzellenen demokrasi denilen şeyin altındaki fay kırığında. İktidarın seçilenlerle atananlar konusunda kafası biraz karışık mı? Pek değil: 88 yıllık dersi, atananların seçilenlerden üstün olduğu dersini iyi ezber etmiş. Kendi atanmışları seçilmişlerden, kendi seçilmişleri atanmışlardan üstün, o kadar. 88 yılda bu kadar incelik de olsun.
BİR AYRINTI: İFADE YOK
Bekir Kaya’nın tutuklanması sürecinde, pek dikkat çekmiş gibi durmayan bir kopuş daha var: Şimdiye kadar Kürt hareketine yönelik operasyonlarda gözaltına alınan ve yasal siyaset yapmayı seçmiş kişiler savcılık ve hâkim sorgulamalarında ifade verirdi. Bekir Kaya vermedi. Diyarbakır’da ilk KCK davaları başladığında ortaya çıkan “Kürtçe ifade krizi”nden farklı bir durum bu. Kürtçe ifade vermek, politik savunmanın bir biçimi de olsa, mahkemenin tanınmasını doğal olarak içeren bir yol. Süreçte ikisi de, yani hiç ifade vermeme ile Kürtçe ifade verme de teknik olarak “susma hakkı” çerçevesinde tutanaklara geçirilebilir; fakat ikisinin anlamı birbirinden farklı. Kürtçe ifade verilmesi, mahkemenin tanınması demektir. Hiç ifade vermemeyse mahkemenin tanınmaması fikrini de içerir.
Yargının özel yetkilerle siyasal görevlere koşulması, doğadaki ve siyasetteki faylara yenisini ekliyor. Bugünün hır gürü geçtiğinde, en ağır yaraları açanın da, en ağır yaralının da adalet olduğu görülecek. Sadece yürütmeden ibaret bir devlet için ne kadar çok sıfat varsa, böyle bir devletin çekip çevirdiği toplumda barış için o kadar az yol var.

0 yorum:

Yorum Gönder