11 Kasım 2012 Pazar

Nelly Sachs: Hayata davet olarak ölüm



“Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz.” 
Böyle hükmetmişti Adorno. 
“Hayır, yazılır” diyenlerse düşünürler değil, 
şairler oldu. Bunlardan 
Nelly Sachs’tan yeni bir çeviri var artık Türkçede.




Nelly Sachs ölümün şairidir. Tendeki, candaki, nefesteki ölümün değil sadece, tozdaki, taştaki, yıldızdaki ölümün de. Külün içinden, külden önceki yaşamın ağır, acılı, yanmış acısını yeniden canlandırır; dipteki közü harlar gibi. Şiirdeki hareket, ruhtaki hareketi verir. Yaslı ruh, küller arasında ateşi arar hep. Şiirdeki ve ruhtaki hareket, dünyadaki hareketi verir:
“Siyah kartlarını ölüm
Rüzgârdan tez karıyor”


**
İki ölümdür daima onun yazdığı. Biri hep görünen, hep olan, yaşamı tanımamızı, tanımlamamızı sağlayan ölümdür; tüm canlıların, canlılığın nihai yazgısı. Bütün şairler, bütün yazarlar, düşünürler bu ölümle ilgilidir, kimi az kimi çok, kimi dolaylı, kimi doğrudan -bütün insanlar gibi. Nelly Sachs bunun yanında –bununla beraber- başka bir ölümün de şairidir; büyük, türsel bir kötülük olarak kırımın. Adlı adınca Yahudi soykırımının. Ölümün şairidir dedik, o zaman elbette yasın şairidir.
O, Paul Celan gibi Holokost sonrası şiirin şairidir; Agamben’in sözlerini özetlersek, “şahitlik etmenin bile imkânsız” olduğu büyük kabûsun. Kabûsun kendisi kadar ağır bir yükü, soykırımdan sonraya kalmış olmanın kâbusunu yazar-söyler.
“Güneşle ay devam ettiler yürümeye-
onlar ki bir şeycikler görmemiş olan iki şaşı şahit.”

**
Adorno’nun verdiği, “Auschwitz’den sonra şiir imkânsızdır” hükmünü, analitik aklın bu keskin zekasının hükmünü kabul etmeyenlerin haslarındandır Nelly Sachs. Ancak, “Böyle bir kötülükten sonra şiir yazmak imkânsız” mekanistliğine teslim olmayışı, “Ama şiir güzeldir, hep olmalıdır” minvalinden ezber safdilliğindin sesi, kalemi olduğundan değil; direnişin, var kalma-insan kalma direnişinin “sonra” da gerekli olduğu için.
Bütün bunlardan, Nelly Sachs’ın sadece bir “Holokost şairi” olduğu önermesi çıkmasın; aksine, Paul Celan’da da olduğu gibi Sachs’ın şiiri, iki ölümün ayrıştığı sözün peşinde gibidir çoğunlukla: Bacalardan solunan, havaya sıçrayan, somut duman ve kül olarak teneffüs edilmiş ölümün içinden, Eyüb’ün, Yakub’un, senin, benim ölümümüzü tefrik etmeye yönelirler. Çağlar boyu her canlıyla akıp giden ölüm ırmağının, Nazi barajında bir özel ırk-inanç adıyla denizleşmesine çok takılıyorlarsa, iki ölümde hem ortak (her ölen kendisi ölür) hem de ayrı (sadece bir gruba, ırka yönelmiş ölüm, her ölende herkesi öldürür-yeniden ve yeniden) yanlar olduğu içindir. Onların Yahudi olmaları, Yahudiliğe biçilen kadere, ırksal-dinsel bağlantıya sahip olmaları, iki ölüme birden yakalanmalarına yol açmıştır. Elbette “sadece Yahudi”lik değil buna yol açan, belli bir tarihte, belli bir yerde Yahudi olmalarıdır. O karanlık Nazi hükümranlığı yıllarında. Orada yaşamış, ölümü yazgı olarak yaşamış, her ölende öldürülmüş olarak yaşamış ama işte ölmemişlerdir, bir şansla. Yasları, o total ölüm içinde kaybolup giden bireysel ölümü ayırma ve yaşamın yerini yeniden işaretleme işi olarak sürer durur, dil içinde. Almancada. Katilin ölüm emri dilinden onlar mağdurların ve kalanların yaşam-imkânı dilini çıkarırlar.

**
Auschwitz’den sonra şiir yazılamayacak olsaydı, Adorno haklı olsaydı, düşünmek de mümkün olamazdı. Yani Adorno kendini yıkmış olurdu. Elbette, artık öncesindeki gibi yazılamaz ve düşünülemez; hiç öyle bir şey olmamış gibi yapılabilir mi? Aksi, Nazilerin sonsuza kadar muzaffer olmaları anlamına gelirdi, Alain Badiou’nun her yeri geldiğinde söylediği gibi.
Burada, görünenin tersine, “duygusal” olan, sözlerinde düşünceden çok duygu akan şair değil, düşünürdür. Adorno’nun düşünsel görünümlü sözü aslında kötülükle baş edememenin getirdiği bir duygusal jest, bir katatoninin kuramlaştırılması niteliğindedir. Nelly Sachs ve Paul Celan’ın “duygusal” görünümlü sözleriyse, kötücül ölümün güneşi dumanla, yeri külle görünmez kıldığı dünyada, yaşama yeniden alan açmaya yönelik düşünsel sözlerdir. Düşünce şiiri ya da düşünceli şiir değil, düşünce-şiir olarak.
“Biz çünkü anıt taşlarıyız
Bütün ölümleri kavrayan.”

**
Nelly Sachs ölümün şairidir diyerek başladık. İki ölümün ayrıştırıldığı şiirdir dedik, bu kadarı bile yeterli belki ama, bu kadarıyla yetinemeyez, çünkü bunu da aşar. O hayatın şairidir aslında. Nelly Sachs, hayatta kalmak için yazmıştır, Necmi Zeka’nın aktardığı gibi. Fakat sadece kendi hayatta kalma çabası olarak görüp geçemeyiz, hayatta kalma daveti ve teklifidir de Nelly Sachs’ın yazdıkları. Ölümlerden ölüm beğendiren kıyım makinalarının işleyişine ve işlerine karşı, onlara rağmen. Hayatın acılı, ince korumasız yürüyüşünün özleridir onların şiiri-iz, yani eser.

**

Nelly Sachs’ı, Necmi Zeka’nın “Akkor Bilmeceler”iyle okuduk Türkçede. Melike Öztürk’ün ‘Hala Geceyarısı Bu Yıldızda-Seçme Şiirler”iyle devamı geldi. İki çevirmene ne kadar teşekkür edilse az. Ateş, kan ve külün coğrafyasındayız. Ateş, kan ve külle beraber ve ondan sonra ayağa kalkmayı, delirmek pahasına, canından geçmek pahasına bilen sözün akkoruyla bizi tanıştırdıkları için.




AVUTANLARIN KOROSU

ÇİÇEKSİZ KALMIŞ bahçıvanız biz
Bir şifalı ot yok ki bitsin
Dünden bugüne.
Beşiklerde soldu adaçayı-
Biberiye, kokusunu yeni ölmüşlerin çehresinde yitirdi-
Pelinotunun bile acılığı dünde kaldı.
Avuntu çiçekleri göz açıp kapayıncaya kadar
Tek bir gözyaşının acısına yetişemez bir çocuğun.

Belki de yeni tohum
Gece şarkıcısının yüreğinden çekilecek.
Avutalım ama hangimiz?
Dar geçini derinliğinde
Dünle yarın arasında
Durmuş kerubi
Kanatlarıyla matem şimşeklerini öğütüyor
Elleri ama kayaları ayırıyor
Dünden bugünden
Açık durması gereken
Henüz kapansın istenmeyen
Bir yaranın etrafı gibi.

Matem şimşekleri, unutuşun tarlası
Dalmasın uykuya.

Avutsun, ama hangimiz?

Çiçeksiz kalmış bahçıvanız biz
Işıyan bir yıldızda durmuş
Ağlıyoruz.


0 yorum:

Yorum Gönder