10 Ekim 2015 Cumartesi

Oluk oluk

Kanlı mektuplar devam ediyor.
Rize'de bir mafya babası, "Oluk oluk kan akacak"diyor. 
Tebliğ midir? 
Mafya bu adam demişti mahkemeler, mahkum etmişti, ama belki de başbakandır bu adam, bilmiyoruz. Bildiğimiz, mafya babaları miting yapmazlar. Yapıyorlar ama. Devletin en üst makamıyla el sıkışıp görüntü verebiliyorlar. Ondan kuşkulanıyoruz, belki de başbakandır.

*
Oluk oluk kan akıyor. Dediği oluyor. Mektuplardan akıyor. Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda açılmıştı bir mektup. Kürtlere diyordu ki, "Baraja doğru yürüme."

*
Baraj yıkıldı. 
Suruç'ta açıldı. Genç sosyalistlere diyordu ki, "Kürtlere doğru yürüme. Kürtlerle birlikte olma."

*
Kürdistan il, ilçelerinde, köylerinde açılıyor. Sokağa çıkma yasağı olarak açılıyor.
Fırın işçisi çocuklara mermi yağmuru olarak açılıyor. Buzdolabındaki ölü çocuk olarak açılıyor. "Yediden yetmişe hedefimdesin" diyor.
Soyulup atılan çıplak beden olarak açılıyor. Ellerinden zırhlı araca bağlanmış xortê gel olarak açılıyor. "Gençlerin, xort'ların, canik'ların ölmekten beter olacak" diyor.

*
Ankara'da da açıldı. Barış, demokrasi ve emek diye benim karşıma çıkma diyor. Barış, teslim olmandır, ya da yoktur. O yüzden Yalçın Akdoğan "çatışmasızlık" ihtimalini bile hemen reddetti. Demokrasi ben başına kazanana kadardır diyor, o yüzden 7 Haziran seçimleri hiçe sayıldı. Emek, rekabet gücümün ayak bağıdır diyor. O yüzden mahkemeler "işçi lehine yorum"u bile çöpü attı.
Çıkma benim karşıma diyor. Sokağa çıkmak yasak diyor. Kürt illerinde halkı eve hapsetmeyi vali ile kaymakam eliyle ilan ediyor. Ankara'da edemiyor. Edemeyince bomba yağdırıyor. Ankara katliamı, barışa, demokrasiye ve emeğe Ankara suikasti, aynı zamanda bir yasak emridir: Sokağa çıkma. Kürtlere yaklaşma. Birlikte yürüme.

*
Sokaksız siyaset, bu iktidarın en büyük hayali. Mimarisinde de var: AVM'lerle sokaksız kent hayalini gerçekleştirme peşinde, bombalarla da sokaksız siyaseti.

*
Biz devlet diyoruz, belki de mafyadır. Mafyadır, arzusu yerine gelene kadar şiddeti hak görür, gücüne güvenir, hakkı gücündedir, adalette değil.
Başbakan Sedat Peker'in dediği oluyor.
"Terör örgütü sıkıştığı zaman, kış üslenmesine gideceği zaman veya siyasi uzantısının işine yarasın diye bu tür siyasi taktik hamleler içerisine girdiğini çok gördük. Buna karnımız tok"
Bu tok adam, iktidarın önemli bir adamı. Yalçın Akdoğan. Karnı tok, Alparslan Türkeş'in sözlerini bize yedirmeye çalışıyor. Biz açız. Savaşa değil ama... "Savaştayız" dedi bir komutan geçen gün, "İki cephede savaştayız." Başkomutan izin vermeden konuşmamıştır. Tebliğdir. Meclis'e sormadan alınmış bir savaş kararı var demek ki. 
@sorgevez yolladı, teşekkür ederim kendisine.
*
"Cunta" diyor ansiklopediler, "yönetime kuvvet kullanarak el koyan askeri ya da siyasi grup." 

*
Toklar. Yememiz için laflar koyuyorlar önümüze. Bombalar da işte bunları yemeyenlere yağıyor.
Halk ölüyor. Kadınlar. Çocuklar. Gençler. Yaşlılar. 
Kiminle savaştasınız, halkla mı? 

Teslim olmamızı istiyorlar. Her şeyimizi teslim etmemizi. Çekilmemizi. Sokaktan çekilmemizi. Siyasetten. Barış istemekten. Demokrasi peşinde koşmaktan. Emek mücadelesi vermekten. Buna da barış diyecekler.

*
Yayın yasağı var bir de. Ölmek serbest, ölümümüzden söz etmek yasak. 

*
Cuntalar hep gittiler. Mafyalar hep yok oldular. "Eşkıya dünyaya hakim olmaz" dedikleridir, yaşadıklarımız.

*
"Güvenlik açığıyla ilgili hiçbir şey söz konusu değildir" diyor İçişleri Bakanı. Biliyoruz. Güvenlik açığı yok, fazlası var. Fazla güvenlikten, fazla güvenlikçiden geliyor başımıza ne geliyorsa....

0 yorum:

Yorum Gönder