26 Aralık 2011 Pazartesi

Şairin Yüzyılı, Filozofun Yüzyılı, Bizim Yüzyılımız

“Yirminci yüzyılı yaşadım
Ertelenmiş bir yüzyıldı bu
Yıkık bir sur yazgımızın uydusu
Bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte
Bırakmaz günün adını koyalım.”


Melih Cevdet Anday’ın nefis Yağmurun Altında şiiri böyle başlar. Fransızların ünlü filozoflarından (ne çoklar!) Alain Badiou da ‘Yüzyıl’ adlı kitabının ithaf bölümünde ilk şunu yazar: “Devrimlere ve militanlara yönelik aforozlara ve günümüz ‘demokratlarının’ bütün bunları geçersiz kılma çabasına aldırmayan Natacha Michel, bir gün, ‘20. yüzyıl yaşandı’ dememiş olsaydı bu metinleri yazma fikri aklıma bile gelmezdi.”

Badiou’nin ilk cümlesi bir sorudur: “Yüzyıl nedir?” Soru, bir zaman diliminin, bir takvim biriminin felsefi bir sorun olup olamayacağına dair tartışmaya giriş için sorulur... Filozofa göre 19. yüzyılın yöntemi, temel referansı bilim, 20. yüzyılınki politikadır; 19. yüzyılın temel tutkusu ütopyacılık, 20. yüzyılınki gerçektir. Bilim ve ütopya yüzyılının ardından gelen gerçek ve politika yüzyılı, aslında bilim ve ütopya ikilisinin mirasını hayata geçirme derdindedir. Dolayısıyla 20. yüzyıl vaatler yüzyılı olarak açılır; ilerlemenin, devrimlerin, yeni insan yaratma hayallerinin yüzyılı. Fakat, bugün artık iyi biliyoruz: “Yeni bir insan yaratmak her zaman için eski insanın yok olmasını istemek demektir.” Ve “Soykırımcılar bile kendilerini vaat ve başlangıç diye sunmuşlardır. Altın çağ, bin yıllık barış vaat etmişlerdir.”

‘Felsefe yapmanın dört koşulu’
Alain Badiou
Bilim ve politika, aşk ve sanatla beraber Badiou’nun “felsefe yapmanın dört koşulu, söylemi” arasındadır. Yüzyıl, başlangıçtaki vaatlerin tersine dönmesiyle sona ermiş olur; artık eşitlik, özgürlük, ilerleme, yeni insan, yani dünya vaatleri değil, eskiyi tutma, koruma tutumu öne çıkmıştır yüzyıl biterken. ‘Tarih bitti’ diyenlerin arzuladığı ve hedeflediği manzara. Badiou, Bu hayal kırıklığını, bu yıkımı, yenilgiyi sindirmek istemeyen bir düşünür; dolayısıyla bu saptamaları yaparken ‘tarih bitti’, ‘muhafazakarlık esas’, ‘başka bir dünya hayali hep hayal kalacak’ diyenlerin düşünme yöntemlerine, kabullerine ve tekliflerine cephe alır. Kitabın amacı, bu yüzyılın, 21. yüzyılın yönünü kestirmek, imkanlarını sezmektir.
Bilim ve ütopyaya yaslanıp, gerçek ve politikaya sarılarak geçen 20. yüzyılda yaşanan sorunları, sanata, sanatçılara atıfla kavramaya yönelir. “Yüzyıl nedir” sorusunun yanıtını, dört edebiyat insanının, dört şairin çalışmalarına başvurarak geliştirir: Rus şair Osip Mandelştam; Alman tiyatrocu ve şair Bertold Brecht; Romanya doğumlu, Almanca yazan Yahudi şair Paul Celan ve Portekizli çok-benlikli şair Fernando Pessoa. Mandelştam yüzyıl içindeki yüzyılı açan isimken, Auswitschz’ten sonra şiir yazmaya devam eden, yazan Doğu Avrupa yahudisi Paul Celan kapatan şairdir.
Filozof, Mandelştam’ın “Yüzyıl” şiirini hem başvuru kaynağı, hem de düşünme aracı olarak kullanır. Elbette Sovyet devrimi ve Stalin yıllarına dair bir tefekkürün başvuru kaynağı ve düşünme aracı olarak. Mandelştam’dan aldığı imge-kavram, ‘hayvan’dır. İnsan-hayvan ve hayvan-yüzyıl. ‘Radikal hümanizma’ ve ‘radikal antihümanizma’ arasında salınır 20. yüzyıl ve “İnsan burada yalnızca merhamete layık olarak vardır. İnsan acınası bir hayvandır.” Kesip biçilen, kullanılan, ‘yeni insan’a ulaşmak için nesneleştirilen insan.
Celan ise bir yanıyla Adorno’ya da bir cevaptır; Auswitchz’den sonra şiir yazılamayacağı fikrine kapılan Alman düşünüre. Badiou için kötülük, Yahudi soykırımı gibi uç bir kötülük karşısında felsefenin ya da sanatın aciz kalması kabul edilemez. (Kötülük ve felsefenin, düşüncenin gücü meselesi, filozofun Türkçede de bulunan Etik adlı kitabının ana sorunu.) Kötülük, sanatı, bilimi, aşkı ve politikayı donduracak, durduracak bir şey olarak kavranırsa eğer, düşünmeyi de imkansızlaştıracaktır. Celan, Auswitchz’i kavranır, dolayısıyla hakkında düşünülebilir, mücadele edilebilir kılan isimdir; katillerin de konuştuğu Almanca’yla yapmıştır bunu. ‘Epik nihilizm’in Nazilerinin yarattığı mezbahayı filozof, şairin dili üzerinden tanınır ve teşhir edilebilir kılar.

‘Hayvani hümanizma’ya direnmek
Elbette, 20. yüzyıldan söz eden Avrupalı bir filozof, 19. yüzyılın Nietzsche’sini anmadan yol almayacaktır. Badiou da öyle yapar. Nietzsche, insan ve tanrı meselesinin odak ve tetikleyici ismidir. “Tanrı öldü” diyen Nietzsche, “veri olarak insan” değil, “program olarak insan” kavrayışını başlatır; Tanrı öldüyse, elbette Foucault ile beraber “insan da öldü” noktasına gelinecek; “üst-insan” da program olarak insan uğrağına geçildiğini gösterecektir.
İnsan, 20. yüzyılda, “Tanrı öldü” diyen Nietzsche’yi çözümleyerek söyler Badiou, “veri olarak insan” değil, “program olarak olarak” insandır. Radikal hümanizma, radikal antihümanizma ile kanlı bir tahtrevalli oluşturur. İki uçla da cebbelleşen iki düşünür, Sartre ve Foucault, yüzyılın “acınası hayvan” olarak kavradığı insanı çözümlerken, “hayvani hümanizma”yla boğuşmanın yolları hakkında fikir verirler. Sartre, “insan ya insanın geleceğidir” diyen isimken, Foucault cümleyi “ya da geçmişi” diye tamamlayan ismidir. İkisinin sesleriyle şu sorulmuştur: Bir varoluş ya da düşünce türü altında gelen, gelmesi gereken insan üstü bir figür müdür, insan dışı bir figür müdür? Başlangıcında olduğumuz yüzyılın dayatmaya çalıştığı, “hayvani hümanizma”ya direnmenin, onu aşmanın yolu, bu tartışmanın peşini bırakmamaktır.
Form edinmeyi yorumlamaya karşı koyar Badiou ve felsefi görevden, form edinmiş bir hümanizma dışılık olarak söz eder. Başka karşıtlıklarla birlikte kavranabilecek bir karşıtlık:
“İdea, gerçekliğe karşı. Özgürlük, doğaya karşı. Olay, şeylerin durumuna karşı. Hakikat, kanaatlere karşı. Yaşamın yoğunluğu, hayatta kalmanın anlamsızlığına karşı. Ayaklanma, kabule karşı. Sonsuzluk, tarihe karşı. Bilim, tekniğe karşı. Sanat, kültüre karşı. Politika, iş yönetimine karşı. Aşk, aileye karşı.”
Elimizde bir soru kalıyor, kitabı bitirirken: Badiou’nun ‘Yüzyıl’ı, bütün dünyanın yüzyılı mıdır? Öyle olsa bile fazla Avrupalı bir yüzyıl değil midir? Hem Badiou’ya karşı sorulması gereken bir soru bu, hem Badiou ile birlikte yanıt aranması gereken bir soru. “Okuyun beni, konuşalım” diyor Fransız filozof.
Şairlere yaslanan filozofun ‘Yüzyıl’ını tanıtmaya, düşünürlerin çalışmasını bekleyen şairlerden Melih Cevdet’le başladık, onunla bitirelim; yine Yağmurun Altında’dan:
“Yirminci yüzyılı yaşadık
O çağa bu çağa gömüldük
Bir şey var, susar, bakar durur
Ölümün soluduğu denizle varolan
Gökyüzünden başka çağ yoktur.”

RADİKAL KİTAP


MERAKLISI İÇİN AYRICA BENZER YAZILAR:

0 yorum:

Yorum Gönder