8 Aralık 2013 Pazar

GBT: Gel Bakalım Tosun!

Çok kanıksadığımız 
GBT işlemi hukuksuzdur. 
Sorun sadece 
'hatalı uygulama' da değil: 
İşlemin dayandığı yönergenin gizli olması, 
hukuksuzluğun hukukunu 
sindirmiş yerlerde mümkün ancak.



Devletin elleri yakamızda. Üstümüzde başımızda. Durdurur. Yatırır. Kaldırır. Soyar. Giydirir. O eli çok tanıdığımız yerlerden biri de GBT’dir.
Bakalım neymiş bu GBT dedikleri. Hani şu son, ‘asker kaçakları’nın da yakalanacağı sistem, 600 bini aşmış sayıları. (Demek o kadar da ‘asker millet’ değilmişiz. E güzel!)

Sahneleri bileceksiniz: Kahvede, lokantada, çay bahçesinde, meyhanede, barda… Bir sürü polis gelir, kimlikleri toplar gider. Geri gelir, kimlikleri dağıttırır, belki bir iki kişiyi alır gider. Yayayı, otomobili, taksiyi, minibüsü, otobüsü durdurur, aynı şeyleri yapar. Devlet tekrarı sever.
‘GBT uygulaması’ diyoruz buna. Sihirli açıklayıcı sözcük gibi, “Ha, GBT mi? Tamam o zaman.” Nedir sahi şu GBT? Görünüşe göre, “Gel bakalım Tosun” falan gibi kanıksanmış, son derece olağan, hukuki bir iş. “Dur bakalım. Gel bakalım. Kimliğini ver bakalım. Al kimliğini bakalım.” Genel Bilgi Toplama, resmi adı. Uygulamada "t" yerine "tarama" kullanılıyor. Tarama, yönergeye göre yapılan işlem için fiilen kullanılıyor, yani kişi hakkındaki bilgiler taranıyor, bulununca da toplanıyor. 12 Eylül atmosferinin mirası. Bir ‘hukuk’la ilgili ama ‘adalet’i hedefleyen hukukla değil, toplumu hizada tutmayı amaçlayan kılıf olarak ‘hukuk’la.

Her an bir ihlal
Sahneleri durdurarak devam edelim, her anda ayrı bir hukuk ihlali var çünkü:
Polis bir minibüsü, otobüsü, yoldan geçen bir ya da birçok kişiyi nasıl durdurur? Cevap basit: Ya mahkemeden bir arama kararı almıştır ya da ‘suç şüphesi’ vardır. Nasıl arar? Aynı: Mahkeme kararı ya da şüphe, kuvvetli iz, alamet, delil vs. Nasıl iştir ki deniz dibini tarayan balıkçı aparatları gibi toplum taranıyor? Toplum şüpheli mi dolu? Evet, çünkü bu ‘hukuk’ 12 Eylül döneminde zirvesini bulan toplumu düşman, idarecileri her şeye hakkı olan aslan kaplan gören hukuk. Destan yaratanların hukuku, toplumuna karşı.

Kimlik kısmına geçelim. Polis kimliği nasıl alır? Aynı: Mahkeme kararı, suç şüphesi… Esasen polis, bu noktalarda ‘kimliği sorma’ ve ‘görme’ yetkisine sahiptir sadece, alıp götüremez. Kimlik, yurttaşın malıdır, kimsenin kafasına ya da üniformasına göre alıkoyma yetkisi yoktur, bir saniyeliğine bile. Ama o alır. Onun yetkileri, yetki olmaktan çoktan çıkmış, ‘hak’ka dönüştürülmüştür. Vatandaşın hakları da hak olmaktan çoktan çıkmış, ‘uyma görevi’ne dönüştürülmüştür.

‘Adli sicil’den farklı
Peki nereye bakıyor, baktığı yerde ne yazıyor da kimimizi alıp götürüyor, kimimizi yoluna uğurluyor? GBT denilen sisteme. Şimdilerde UYAP’la da uyumlu hale getirildi. (Aman Allahım! diye çığlık atmak gerekliydi bu yapılırken ama kimse ses etmedi, yapıldı gitti! Belki kanuni ama hukuksuz güvenlik devleti fişlemesi GBT ile, resmi adli sicil kaydı denkleştirildi.) Hasılı, vatandaşa ait bilgiler toplanıp kaydediliyor, lüzumu halinde de işte sahnedeki gibi bakılıyor. Ne var orada? Resmi cevap: “Suç işleyip haklarında yargı mercilerince yakalama emri ya da yokluğunda tutuklama kararı çıkarılmış kişilere ait bilgiler sistemde yer almaktadır.”

Sistemin ‘hukuki dayanakları’na bakmadan önce, ‘sahne’lere dair kısmı tamamlayalım: Bu sahnelerde aslında polis bizi ‘yakalamış’ oluyor. Hukuki adı bu. Bizi durdurduğu anda ‘yakalamış’, kimliği alıp gittiğinde de kimliği müsadere etmiş oluyor. Oysa, Türkiye hukuk sisteminde ‘GBT bakmak amacıyla yakalama’ diye bir şey yoktur. Hiçbir kanunda. Bu, suçtur. Polisin işlediği bir suç. Çünkü ‘yakalama’ya temel olan suçun adının belli olması gerekir ve sizin o suçu işlediğinize dair kuvvetli iz, delil olmalıdır; kanundaki ‘şüphe’ budur. Uygulamada herkes ‘şüpheli’dir. Şüphesiz olan ve haklı olan daim polistir.

Gizli yönerge!
Bu GBT hangi kanuna, yönetmeliğe dayanıyor? Bu aşırı hukuksuzluk, 12 Eylül ikliminin bu güzide çocuğu, hakkında açılan bütün davaları kazanma gücüne sahip! Hukuki sistem içinde temizlenmesi mümkün olmayan bir hukuk nasıl olur? Şöyle: GBT’yi mümkün kılan yasal dayanaklar, gelip gelip bir gizli yönergede buluşurlar. Çölde kaybolan ırmak gibi. Kaybolur çünkü yönetmelik ‘gizli’dir!
Adı çok afili: KİHBİ (Kaçakçılık İstihbarat, Harekât, Bilgi Toplama) Bilgi Toplama Yönergesi. Resmi Gazete’de çıkmamış. Hiçbir yerde bulamazsınız. Dava açacak olsanız, göremezsiniz. Neden? Resmi cevap: “Görmesi gerekenler görüyor.”

Mesele ‘gizlilik’le sınırlı değil ama gizlilik çok önemli. Biraz duralım:
Yurttaş denilen kişi haklarını kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere, yönergelere filan bakarak, bunları bilerek bilmeyecek mi? Yükümlülüklerini? Devlete karşı yükümlülüklerini devlet gerektiğinde ona söyler. Peki hak? Hak devlete ait bir şeydir buralarda. Bir de makbul vatandaşlar var ama onlar zaten devletin bir azası, devletlû.

Hammurabi’den bugüne
Hammurabi 3750 yıl kadar önce kanunları bir tapınakta iki metrelik bir stele kazıtmıştı. Ki uyrukları görsün, okusun, bilsin. (Bir maddesi: “Bir adam başka bir kişinin özgürlüğünü kısıtlayacak hareket ederse aynı ceza ona verilir.”)
Antik Yunan’da, 2600 yıl kadar önce Drakon ilk yazılı yasayı yaptı. Ardıllarından Solon ünlü yasalarını çıkardı, herkes görebilsin diye döner ahşap levhalara kazıdı. (Şu söz onun: “Kanunlar örümcek ağlarına benzer: Güçsüz ve hafif şeyler ona yakalanır. Daha ağır olanlarsa onu parçalayıp geçer.”)

Romalılar 2450 yıl önce yazısız kurallarını yazılı hale getirdiler, adına ‘12 Levha Kanunu’ dediler. Levhalar, herkes görsün diye Forum Romanum’a, en büyük meydana asıldı.

Hükümetin hukukçu kökenli isimlerinden (eskiden anayasa profesörüydü) Burhan Kuzu, Aksiyon dergisinin 23 Mart 2002 tarihli nüshasında “gizli kanun olur mu” sorusuna şöyle yanıt veriyordu: “Prensip olarak böyle şey olamaz. Anayasa gereği hukuk devletinde gizli bir kanun veya mevzuat olmaz.” Yüzyıl önce söylenmedi bu söz, 11 yıl önceydi sadece.
O halde bir ara toplam yapalım: GBT uygulamaları hukuksuz yapılıyor. Fakat GBT’nin dayanakları da hukuksuz. Ya da ‘gizli hukuk’ ne kadar hukuksa, işte o kadar hukuk.

54 ‘suç’luk liste!
Tek yazıda tüketilecek bir konu değil, o yüzden birçok önemli noktaya daha işaret edip bağlayalım: KİHBİ yönergesinde belirtilen 54 suç var. Bu suçların özelliği şu: Diğer tüm GBT kayıtları ‘mahkeme kararı’yla oluyor, fakat bu 54 maddeyle ilgili suçlarda GBT kaydı, ‘yakalanmış olsanız’ bile tutulmaya devam ediyor. Yani oradan silinmemeniz ‘yasal’laşıyor. Yani, mesele mahkemeye, adalete filan hizmet değil, mesele ‘suçun önlenmesi’ bile değil, mesele yurttaşın fişlenmesi, bilgilerinin elde tutulması. Yoksa gizlisi ve açığıyla sayısız istihbarat, fişleme, takip yasası varken, bütün istihbarat ağının da işin içinde olduğu o menfur cinayetler nasıl işleniyor? Son duruşması dün görülen Hrant Dink dosyası mesela…

Bilgi sahibi olma’
Kanıksatılmış işlemler dizisinden GBT’nin ‘gizli yönergeye’ dayanması, onun hukuki açıdan sorgulanamaması demek. Yani devletin kendi yasalarıyla da bağlı olmaması arzusunun en zirve işlemi, gizlilik.

Michael Stolleis “...devlet gücünü de bağlayıcı içeriğiyle ‘yasanın gözü’, tek parti rejimlerinin farklı düşününleri ve azınlıkları ezdiği hiçbir yerde istenmemiştir. (...) Çünkü baskıcı kaba kuvvet refleks olarak her türlü bağlayıcılıktan uzak durur. Onun ihtiyacı olan tek şey hükmetmek istedikleri hakkında bilgi sahibi olmaktır” diyor ve ekliyor: “Devlet partisi uyumaz ve hiçbir şey onun gözünden kaçmaz.” (Yasanın Gözü, Kitap Yayınevi)

O bizi izler, fişler, durdurur, götürür, soyup (‘utandırma’dan demişti adalet bakanı geçen gün, nasıl oluyorsa!) altımıza, üstümüze bakar, kaydeder; utanmadan. Elleri hep üstümüzdedir. GBT dedikleri işte budur.

0 yorum:

Yorum Gönder