18 Aralık 2013 Çarşamba

Hükümet rehin mi?

Başlangıçta kral yargıçtı. Sonra kralın yargıçları oldu. Rahipti sonra rahipleri oldu. Komutandı komutanları oldu. Bilgeydi, bilgeleri oldu vs. Bilgeler, vergi memurları, polisler hep o kral fonksiyonundan çıktı. Birinci, kral, dilediğinde ikincileri harcar. Fakat ikincilerden birilerinin ya da hepsinin bir araya gelip birinciyi harcadığı da çok oldu...


“Demokrasi” birincinin seçimle gelmesini, gitmesini öngördü. İkinciler için de çeşitli kurallar konuldu. Bilgelik ve yargıçlır “bağımsız”laştı. “Rahip”liğin devlet işlerinden uzak durması düşünüldü. Komutanla polis şefinin sadece kendi işini yapması, gerisine karışmaması öngörüldü. Bunlar kimi yerde başarıldı, kimi yerde başarılamadı. Yakın zamana kadar Türkiye’deki tartışmalarda bu, mevcut iktidarın da içinde bulunduğu bir çok kişi tarafından, “seçilmişler ile atanmışlar” karşıtlığı içinde düşünüldü dillendirildi. İşte efendim seçilmişler atar, görevden alır, çünkü hesabı onlar verir. Atanmışlar görevleri dışında işlere girişirse olmaz, hemen görevden almak gerekir. İyi değildir onların olur olmaz siyasi işlere karışması falan filan.

DEMOKRASİ İLERLERKEN
Son on yılın Türkiyesi’nde “demokrasi” ilerleyip dururken, hep şunu duyduk: Bu üniversiteler ideolojik ve tarafgir, düzeltmek lazım. Bu yargı ideolojik ve tarafgir düzeltmek lazım. Bu asker ideolojik ve tarafgir düzeltmek lazım. Son beş yılda da iktidar, hemen hemen hiç engelle karşılaşmadan istediğini istediği yere atadı. Son referandumdan sonra yargı da düzeltilmiş oldu.
Fakat, geçen hafta özel yetkili savcılar, MİT müsteşarının kapısına dayandı. Müsteşar, başbakanın atayıp özel görevle Kürt sorununda “silahsız çözüm” için görüşme yetkisi verdiği şahıstı, diğer MİT’çiler de o sürecin diğer görevlileriydi. Savcı, başbakanın kapısına sadece bir adım kalmıştı özetle. Alelacele bazı önemli polisler görevden alındı, savcı yerinden edildi ve yasalarda yine alelacele değişiklikler yapılarak müsteşar özel yetkili savcıların menzilinden çıkarılmış oldu. Oldu mu peki hakikaten? Kuşkulu. Çünkü aynı savcılar örneğin eski genelkurmay başkanını ya da müvekkiliyle görüşmek suçundan çok sayıda avukatı hapse atarken kanunlardaki “Bunu böyle yapamazsın” yazısına hiç mi hiç aldırış etmemişti. Bu yeni yazılan madde de yarın öbür gün işe yaramazsa kimse şaşırmasın.

HER ŞEY AYNI
Çok gürültüye yol açan MİT vakasını bir an unutursak, kalan her şey aynı minvalde devam ediyor: Daha dün KCK operasyonundan 100’den fazla kişi gözaltına alındı. Uludere’deki askeri operasyonda 10 PKK’li öldürüldü. (Uludere’de TSK uçaklarıyla bombalanıp öldürülen 34 Kürt yurttaşın neye kurban gittiğine dair hala hiçbir ciddi izahat yok.) Mahkemeler bildik ritimle davaları görmeye devam ediyor vs.

YANLIŞ YANLIŞLA DÜZELMEZ
Şimdi, “cemaat” efsunlu kelimesiyle ifade edilen güç odağı ya da odaklarıyla (evet, bunun tek bir güç olduğuna inanmak zor) hükümet arasındaki bir çekişmeden bahsediliyor. Gaybı bilemeyeceğimizi tekrar edip, soralım: Yargı eliyle, askeri ve polisiye operasyon desteğiyle siyasi sorunları çözme iradesi hükümetin kendisine mi ait, yoksa başka bir güce mi?
Her alamet kendisine ait olduğunu gösteriyor. “Bağımsız değil” dediği üniversiteleri kendisine bağlayan, “bağımsız ve tarafsız değil” dediği yargıyı kendisine bağlayıp taraf yapan, “dindar nesiller yetiştirme” görevini ilan eden, yani kralın adamlarının “şimdiye kadar yanlış konumlandırılmıştı” denilen fonksiyonlarını yanlış dediği tarzda krallığa bağlayan bir siyasi irade, tamamını kendi atadığı, yükselttiği adamlarının hamlesinin suçunu kime yıkabilir?
Tahtadaki bütün işlem yanlış, bir iki yeri silip yeniden yazarak doğruyu bulamazsınız, tahtayı silmeniz gerekir.

İKİ İHTİMAL DE AYNI KAPIYA ÇIKAR
KCK dahil siyasetin yargısallaştırılmasıyla yürütülen operasyonlar, Kürt sorununda askeri tabanlı çekip çevirme stratejileri hükümete aitse, özel yetkili savcılardan birinin son yaptığı MİT’çilere yönelik soruşturma hiç de tuhaf bir soruşturma olmaz: Silahlı görürsen öldür, silahsız görürsen hapse at yoluna girmiş bir memlekette, “Gel oturup konuşalım” diyenin “suçlu” sayılması niye tuhaf olsun? Yok bu strateji hükümete ait değilse… yani buna mecbur kalmışsa… hükümet rehin demektir!
İlk ihtimalde hatalı politikaların, ikinci ihtimalde ondan yararlanan karanlıkların. Biz sıradan vatandaş olarak gaybı bilemeyiz, ama yarattığı iklimden ötürü hükümet de bunu bilemez hale gelmiş gibi duruyor. Demokrasi-şeffaflık ilişkisi galiba bu yüzden önemli.
İşte son 10 yılda ekonomik servet transferiyle beraber önceki döneme ait ve hükmedenlerin elini rahatlatan otoriteryen yönetim aygıtları ve usullerini de canı gönülden benimsemenin getirip getireceği biricik yerdeyiz: Kapalı kapılar ardında, karanlıkta, tarafı, yönü ve asıl sahipleri pek de belli olmayan kişi ve gruplarla yapılan güç paylaşımları, karanlık sonuçlar doğurur. Eski cumhuriyetin en temel hastalıklarını alıp yenisini onunla inşa ederseniz, eski de yeni de üstünüze çöker. Er ya da geç.
(14/02/2012, Radikal)

0 yorum:

Yorum Gönder