19 Aralık 2013 Perşembe

Yılbaşı gecesinden bayram gününe




Türkiye'de artık genişçe bir toplumsal kök bulduğunu kanıtlayan kurucu modern cepheyle, bütün toplumu derinden kavrayan köklerini modern araçlarla buluşturarak tarihsel bir gövdeyi yeniden canlandırmak isteyen geleneksel dinci çevrelerin iki kritik sembolünün çakıştığı yılbaşı gecesinde Beyoğlu, her iki tarafın da hem izlediği hem de katıldığı bir şölen (ve küfür) yeri havasına bürünme eğilimindeydi. 

Bu yıla kadar Ramazan döneminin hasılatına bakarak Refah Partisi'ne desteğin ne kadar yükselmiş olabileceğine ilişkin kesin analizler yapan çıkar itibarıyla bizatihi laik çevreler (başta mekan sahipleri, ardından tabiatıyla kendini `Beyoğlu'nun ruhu'na hayli yakın bir topoğrafyada konumlandırmış müdavim kesimi) bu yıl aynı dönemde kurucu modernlerin müdahalesiyle siyaset sahnesinden uzaklaştırılmak istenen bu partiye desteğin ne kadar azalmış olabileceğinin işaretlerini yakalama umudundaydı. Geride bırakılan yıl içindeki hay - huyun etkisini belirleyecek verilerinin ilk somut örneği, yılbaşı gecesinde elde edilecekti: Ramazan'ın ilk gecesiydi bu aynı zamanda.
Batılı dünyayla ortak tüketim günlerini yaşamlarını anlamlandırmak için kullanmayı kabullenmiş geniş kesimler yılbaşı gecesini, siyasal ve toplumsal bir tehdit olduğuna inanılan şeriat hayaletinin kovuluşuna yönelik edimler arasında sayarak, bir anlam katmanı ile daha yüklüyordu.
Cumhuriyetin rijit kurucu çekirdeğinin disiplinli ve keskin bir dizi harekatıyla, artık avuçlarında olduğunu düşündükleri toplumu dönüştürücü erk dizginlerini bir anda yitiriveren siyasal islamcılar içinse bu gece, hem küfrün cenabet kabarışının hem de imanın sarsılmaması gereken gücünün tartılacağı bir yeryüzü mizanıydı. Mücadeleyi bırakmayacaktı iki taraf da. Ancak, tam ve uzlaşmaz değil, halkaların ayrılmazca iç içe olduğu, ambivalant bir karşıtlıktı ortadaki. Öncelikle geleneksel içkili eğlence mekanlarından pavyonların hemen tamamı, ardından ocakbaşlarının önemli bir kısmı ve az sayıda da olsa kafe - barlar, bildik günahkar oportünizminin vesikalarını astı kapılarına: Müesseseleri, Ramazan münasebetiyle bir aylık maddi ve manevi tamirat - tadilat için kapalı olacaktı.
Öte yandan Refah Partisi'ne bağlı belediye ile Türkiye'nin ideolojik değeri en yüksek kavramlarından bir olan `huzur' sorumlusu emniyet, Ramazan'da kapanma ihtimali olmayan mekanları şöyle bir elekten geçirdikten sonra, kurallara aykırı görülenleri (görünüşten bahsediyoruz, zira Beyoğlu'nda tahminlerden çok az mekanın yasal açıdan sorunsuzdur) birkaç günlüğüne kapattı. Kurallara aykırı görülenler ise iki ortak paydada toplanıyordu: Tanımlı bir ideolojik çerçeveleri bulunmasa bile derkenar bir duruşu seçmiş gençliğin barları ile (bar - kahve - düğün salonu karışımı iç mimarileriyle) Kürtlere ya da Alevilere hitap eden mekanları...
Diğerleri, gerekli fiyat ayarlarını yaptıktan sonra (modernliğin fiyatı tartışılmaz. Anlamlı günlerinki hiç) Beyoğlu büyük ilk geceye hazırdı.
Gece, Taksim meydanı, İstiklal ve Sıraselviler caddeleri ile ara sokaklardaki nüfus açısından her iki tarafın da hem olumlu hem de olumsuz beklentilerine uygun kalabalıktaydı; mekancılar ise, olağan bir hafta sonundan pek fazla görünmeyen bir müşteri kalabalığını ağırlıyordu. Arkadaşları, sevgilileri, çiçekleri ve içki şişelerini (aslında bira kutularından söz etmek daha doğru) yanlarına alan binlerce insan Beyoğlu'nun yürünebilir bütün yerlerini doldurdu. Bu çakırkeyif insan ırmağı, hem eğlenerek, hem tarihsel bir ödevi yerine getirerek hem de, ilk ikisi aynı zamanda bir gösteri karakteri taşıdığı için, kendi kendini izleyerek çalkalanıp durdu uzun süre; bir sonraki gün hepsi ne kadar eğlendiklerini ve ne kadar kalabalık olduklarını öğrenmek üzere gazete ve televizyonlara göz atmıştır muhakkak.

İzleyici yönü ağır basanlar arasında hemen göze çarpan (sayıları az bile olsa, kimliklerini açıklaştıracak bir özenle giyinmişlerdi) 'öteki cephenin insanları' da hem aynı ölçümleri yerinden yapmak, hem varlıklarını hissettirmek hem de ilenmelerinin şiddetini günahkarlığın bu verimli bahçesinde yükseltmek için Taksim'le Tünel arasında gezindi durdu sahur saatine kadar.

Bilinen batılı yılbaşı ilahileri (yabancı dilde oldukları için kaynağı itibarıyla laik bilmişizdir biz onları) uzun yıllar sonra yeniden ezberlenme ihtiyacı duyulan cumhuriyet marşları, bir ağızdan söylenmeye uygun olan revaçtaki pop parçalar, futbol stadlarının (hoş, bizde başkası da yok ya) moda tekerlemeleri (Yeni yılı Fenerbahçe'nin ya da Galatasaray'ın ya da Beşiktaş'ın yönetici ya da topçularının yedi göbek sülalesine şehvetle söverek karşılayanlar azımsanmayacak kadar çoktu) birbirine karışarak, yerdeki ırmağın gökyüzüne yükselen ortak ezgisini doğaçlıyordu. Bu kalabalıkta, Ramazan boyunca oruç tutanlar ya da oruç tutmasa bile hiç değilse Ramazan'ın son gününün akşamına kadar içkiden sakınarak yaşamayı eş dosta, biraz da öte dünyaya yönelik bir itiyat haline getiren çok sayıda kişi de bulunmuş olmalı ki, sadece yılbaşı gecesi Beyoğlu'na çıkanlar, bütün Ramazan boyunca Beyoğlu'na çıkanlardan fazla görünüyordu.
O gece sadece bütün Beyoğlu değil, bütün İstanbul, bütün Türkiye ikisi de birbirini imgelerinde ölçüp tartarak, iki ayrı nedenle, sabahı karşıladı.
Ramazan boyunca açık kalan mekanların sahipleri, ağırlaşan ekonomik durumu pek hesaba katmak istemeden, bu yılın günahklarının diğer yıllara göre azaldığından şikayet ettiler: Yani asker tam zamanında gelmişti. Her Ramazan olduğu gibi bu yıl da kapatma ışıklarını daha erken yaktılar. Yine de Ramazan boyunca garsonlar, barmenler, barmeydler, sahurlarına başlamadan önce hatırı sayılır miktarda günah militanına servis yaptı.

Bayramın ilk günü, yılbaşı gecesi istasyonundan, en azından `dine saygılı' vatandaşlar trenine binerek bir aylık oruca ya da, deyim yerinde midir bilmem, oruç ayı münasebetiyle alkol perhizine girenlerin hemen tamamı Beyoğlu'nun cadde ve sokaklarına geri döndüler.

(31 Aralık 1997'de Ramazan ayının ilk günü ile yılbaşı çakışmış idi. O ayın gözlemlerinin bir özetidir. O aralar iki yıl kadar çıkan Beyoğlu dergisi için yazıldıydı.)

0 yorum:

Yorum Gönder