17 Eylül 2015 Perşembe

Dostlar ortamda görsün



Sokak serbest mi yasak mı? Yasak ise yasak diyenler sokağa niye çıkar? Serbest ise sokağa çıkana niye girişilir? Gaz, cop, tazyikli su, keskin nişancı ateşi, yerine, yurduna göre seç beğen uygula...

*
Boynukalın, AK Parti kongresinde divan üyesi seçilmişti.
Hürriyet gazetesinin önündeki "gösteri", gösteri miydi? Cam çerçeve indirme, içeriye girmeye çalışma ve darülharpte olduğu düşünüldüğünden muhtemelen, tekbir... "Liderlerine söz söylenince çok öfkelenmiş bir kalabalık" deyip tasvir yoluyla "gösteri" kapsamında tutsak, oradaki taşları, sopaları, milletvekili ve koca teşkilat başkanını sıfatına sahip zatı ne yapacağız? Tamam, Selahattin Demirtaş hariç herkes sokağa çıkabilsin, sokağa çıkma çağrısı yapabilsin de, bu gençlik teşkilatı başkanı milletvekilinin çıkışlarını ne yapacağız? Şiddet yoksa, tüm sözlerine amenna, biri başkan yaptırmak istemiyorsa diğeri de yaptırmak ister, şimdiki gençliğin sevdiği gibi atara atar, gidere gider... "Ben kalabalığı sakinleştirmeye geldim" teviliyle "Bunlara alışın" gözdağı arasındaki çelişkiyi unutsak, bize "dost ortamında söylenmiş sözler"le hatırlatırlar. Dost ortamı pek dost ortamı değilmiş ki, konuşma kaydedilip servis edilmiş. İzlerin birbirine karıştığı günlerdeyiz, normal.

Normal ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin (geçici de olsa) hükümetinin başındaki kişinin "dengeli" açıklaması, hukukla siyaset arasındaki dengesizlikleri gözümüze sokmuyor mu? "Dost ortamı" diyor, ne demek anlamaya çalışalım.
*
Dost ortamı. Dostlar bir arada, dostluk sınırları dahilinde laflıyorlar. Neşe, üzüntü, heyecan, gaz, poh poh... atış serbest, dost ortamı işte... Ne çıkar o ortamdaki laflardan? O dostluğun yaslandığı değerler, o dostluğu devam ettiren bağlar, o dostluğa hakim olan ahlaki ilkeler, o dostluğun karşısında olduğu değerler, bağlar, ilkeler. Dost ortamında söylenenler, hasılı ortamın vasatını verir bize.
"Bu tür ifadeleri doğru görmem. Kim söylerse söylesin. Ama bu da böyle bir kasıtla söylenmiş ifadeler değil. biraz da bir gençler arasında dost ortamında ifade edilmiş hususlar.  Kendisiyle de konuştum. Bu anlamda bu ifadeler, benzeri ifadeler, hepimizin özen göstermesi gereken hususlar var. Ama bunu genelleştirmek, arkasında çok bilinçli, çünkü ayaküstü söylenen ifadelerden genel zihniyet çıkarmak doğru değil."

Çok da şeetmeyin yollu bu izahat, sözlerin sahibinin belli bir koruma altında olduğunu ve sözleriyle eylemlerinde bir haklılık payı bulunduğunu ortaya koyuyor. O ortam onay görüyor. Pay, elbette sayın Cumhurbaşkanımız lehine bir iş yapılmış olmasından. "Kimin lehine olursa olsun, şiddet fiilen de lafzen de kabul edilemez. Hele politikacıysa hiç edilemez" denilmiyor da, "dost ortamı" ve "gençler arasında" yumuşatıcılarıyla zatın milletvekili olduğu, teşkilat yöneticisi olduğu perdeleniveriyor. O gençlik ve dost ortamının vasatı alınıp kabul ediliyor. Saldırılan, korkutulan, tehdit edilen, üstüne bir de alay edilen kişilerin haklarını koruyacak bir soruşturma, araştırma, inceleme beklemek fazla olur, anladık da hiç değilse bir özür çok mu şey istemek olurdu? Tahtırevalli bozulurdu herhalde, dostlar başbakanlıkta görsün işte...

*
"Gençler"in, "gençlik ortamları"nın, bizzat "gençlik" halinin şiddeti haklı gösterebileceğine dair ön kabul, sadece AK Parti'ye ait değil. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Çinlilere yönelik saldırıları "gençlik" haline sığınarak meşrulaştırmıştı. “Bunlar genç çocuklar. Birisi sürükler, bunlar da arkasından gidebilir."
Bahçeli, partisinin "hassasiyet"lerini korumak üzere kuruyordu bu cümleleri. Davutoğlu'nun ondan nesi eksik? O da aynı oyayı işliyor. Şiddet gergefinin yırtılması ikisinin de hoşuna gitmeyen bir hal. Şiddet-siyaset bağını ikisine de sorsak, ikisi de, "şiddetle siyaset hiç beraber olur mu" diyecek.
Abdurrahim Boynukalın, aslında ilk değil. Bir evveli vardı onun. Bir tekmeci müşavir.


*

Yusuf Yerkel'in tekmesi adli açıdan normal bulundu.
Soma iş katliamından sonra, protestosunu dile getirdiği için derdest edilmiş bir yurttaşa, yüzünde haritası çıkan bir kinle tekme savuruyordu. Korunmuştu o da. Onun da saldırıya uğradığı iddia edilmişti, her şey gözler önündeyken. Herhalde tekme ayağını incitmişti ki rapor filan almıştı. Tıpkı şimdikinin tehditleri ortaya çıkınca koruma talep etmesi gibi.
Tekmeci müşavirin hamlesi, yeni nesil bir partili olarak ricalin gözüne girmeyi hedefliyordu elbette. Bir tekmeyle istikbalini garantiye alıyordu. Başına ne geldi? Hiç. Savcılar suçu görmediler. Büyükleri, onunla cuma namazı safına durarak ne kadar içeriden biri olduğunu ilan ettiler. Düşene vurmak, eleştiri şöyle dursun, iltifat almıştı. Marifet sayılmıştı yani.
Marifet iltifata tabi olunca, daha ne cengaverler çıkar, kestirmek zor değil. Boynukalın'ın cesaretinin kaynağı sadece dost ortamında olmasından değil, Yusuf Yerkel'in gidiş yolunun kendisini nerelere götüreceğini iyi bilmesinden. Davutoğlu da onayları bu kariyer planını. Hayırlı uğurlu olsun, ancak bu kadar şiddet karşıtı olur bir medeni profesör siyasetçi.


0 yorum:

Yorum Gönder