24 Mayıs 2015 Pazar

Yeni Türkiye: Devrim mi, karşı devrim mi?

Yeni Türkiye, bir öykü.
İktidar kadroları, destekçileri, müttefikleri açısından
bir devrim bile değil, bir devrim sonrası olarak anlatılıyor.
Artık millet hâkim olmuş. Devrimini yapmış,
“eski”nin sorunlarını çözmüş,
olmuş bitmiş maşallah.
Sadece yenilmiş eskinin köhne çatışmacı,
Ergenekoncu, komplocu, uluslararası işbirlikçi
unsurları ortalığı karıştırmak istiyor. 




“Yeni Türkiye’den bir arzumuz var” dedi eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “yeni bir muhalefet.”
Yeni Türkiye, bir öykü. İktidar kadroları, destekçileri, müttefikleri açısından bir devrim bile değil, bir devrim sonrası olarak anlatılıyor. Artık millet hâkim olmuş. Devrimini yapmış, “eski”nin sorunlarını çözmüş, olmuş bitmiş maşallah. Sadece yenilmiş eskinin köhne çatışmacı, Ergenekoncu, komplocu, uluslararası işbirlikçi unsurları ortalığı karıştırmak istiyor.
İstenmeyen muhalefete sorarsak, o iki basamaklı bir öykü anlatıyor bize: Ne güzel günler varmış. Siyasal asrı saadet. Kuruluş dönemleri. Şimdiyse her şey mahvolmuş. Yargı çökmüş. Hukuk bitmiş. Kurumlar bozulmuş. Cumhuriyet değerleri çiğnenmiş. Kutuplaşma almış başını yürümüş. Partizanlık gırla. Etnik politika, mezhebi politika her şeyi belirlemiş. Bir gerilik, gericilik süreci yaşanıyor. Kurtarıcı da çıkmıyor heyhat. Oysa AK Parti gelmeden önce ne güzeldi, buralar pür adalet, saf demokrasi, coşkun özgürlük, sınırsız bilim, fen arsasıydı. Üstüne siyasal TOKİ tarafından diktatörlük inşaatı yapıldı.
Hasılı, kutuplaşmanın kutupları asıl devrimcinin kendileri, asıl karşıdevrimcinin de karşısındakiler olduğunu söylüyor. Sonra ikisi de arzularını döküyor ortaya: Biri kendi siyasal damak tadına uygun bir muhalefet istiyor, diğeri kendi damak tadına uygun bir iktidar. Bu atışmada iki taraf, üç parti var, parlamentoyu baz alırsak: CHP ve MHP ile AK Parti. Bir de, ikisi için de çoğu zaman, çoğu söylemde aynı anlama gelen bölücüler var elbette. Kürtler. Ah şu Kürtler.
Karşı devrim günlerinde olduğumuza iman eden CHP ile MHP, hem yerel seçimlerde hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir işbirliği, bir ittifak çabasına giriştiler. Yerel seçimde kavramsal flört vardı, CHP Ankara’da MHP obalarında sivrilmiş bir siyasal figür üstünden MHP tabanına kur yaptı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde flörtten, kur yapmadan öteye ulaştı iş, nişan değildi belki ama ortak aday, çatı adayı üzerinden söz kesildi. İnsan karşı devrim sürecini tersine çevirmek için ne yapmaz? İki parti, biri diğerinin daha az gelirlisi, daha az eğitimlisi olarak, evliliğe de müsait görünüyor, AK Parti ejderinden yurdu kurtarmak için her fedakarlık makbul sayılmaz mı? Hem zaten, altı oktan biri milliyetçiliği ırkçılıkla harmanlayıp dokuz ışığa çevirmiş değil mi? İki partinin bir özelliğini daha söyleyelim: Erdoğan fobisi. O kadar ki, son bir yıl içinde iki partiden de görevi halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanına bırakmaya hazırlanan parlamento tarafından seçilmiş cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e hayli mavi boncuk sunuldu aslında. AK Parti iktidarını yıkmak için AK Parti’den bile medet bulan bir siyasal dehadan Erdoğan elbette korkar, o yüzden yeni muhalefet istiyor!
Yeni Türkiye’nin tezleri basit ve kısa:
Vesayet bitti. Millet hakimiyeti tamam oldu. Kayıtsız şartsız. Kışla-cami kavgasını kışla kaybetti. Asker artık askerliğini biliyor. Ara sıra Kürt meselesinde açıklama yapması serbest ama, yeni Türkiye’de Kürtlerin yeri henüz o kadar da yeni sayılmaz. Hem eski Türkiyeciler, hem yeni Türkiyeciler Kürt siyasal yapılarına kolayca “terörist” diyebilir; ikisi de Kürt siyasal yapılarının Kürtleri temsil etmediklerinden emindir. Eski Türkiyeciler, gitmeseler de görmeseler de kendilerinin olan köy ve o köyün ahalisinin zaten ezelden ebede payidar kalacak temsilcileri. Hiç oy almasalar da olur. Yeni Türkiyeciler ise “millet” olarak başcumhurbaşkanlarını, teşkilatlarını ve seçmenlerini görmüyor mu? Diğerleri balkondan balkondan sayılır ya, yetmez mi? Lütufkarlığa karşı kanaatkarlık geliştirmek gerek.
Yolsuzluk, hortumculuk yok artık, milletin temsilcilerinin makamlara mevkilere gelmesi var, zenginleşmesi var, elbet zenginleşecek niye yapılır ki siyaset, geri kalanı bu durumla baş edemeyenlerin iftiraları.
Rakamlar var bir de, hani cumhuriyetin ilk on yılında icat edilen bir formül var ya, “10 yılda 10 milyon genç yarattık her yaştan”, bir de yurdun dört yanını demir ağlarla donatmıştık ya, şimdi işte bu sayılardan bol var, çok var. Prompter bozuldu mu kafadan atsan da olur, sayılar büyük çünkü.
Sayılar, uçan ekonomiyi anlatan sayılar.
Sayılardan başlayıp geriye gidelim: 12 Eylül ile koruma altına alınan 24 Ocak neo-liberalizminin gerçekleşmiş ya da gerçekleşecek hayalleri anlatılıyor bize durmadan. Elbette 24 Ocak, bin yıl sürmek isteyen bir düzen, her zaman işçiye, emekçiye, üreticiye daha az vermenin yolları olmalıdır ve her zaman kâr payını, rantı artırmanın yolları olmalıdır. Emek mücadelesi içerisinde elde edilmiş tüm kazanımların tasfiyesi, sermayenin yanında gücün temerküzünü sürdürme yeni Türkiye’nin eskisinden, yıktığı vesayet makamından aldığı yor haritası. Sadece ekonomik yol haritası değil elbette bu, kurumların işleyişinde de görülen ya da görülecek başka talimatlarına da uyuyor yeni Türkiye, eski Türkiye’nin: Halk tarafından (yüzde 52 ile) seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, halk tarafından (yüzde 92 ile) seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan Kenan Evren’in anayasasındaki yetkileri kullanmaya hazırlanıyor. Kenan Evren’in aldığı kadar oy alamadığına üzülüyor mudur, anket firmaları bir araştırsa ne güzel olur.
Yolsuzluk, hortumculuk mu dediniz? Eski Türkiye’de de siyasette öne çıkanlar, ekonomide de öne çıkmıyor muydu? Cumhuriyetin kurucu paşalarının maaşlarıyla malvarlıklarını karşılaştırsak, aradaki uçurumu nasıl izah ederiz? O uçurumu izah eden şey, bugünkülerin uçurumunu izah eden şeyle aynı halen: Yolsuzluk dediğiniz, sistemin işleyişinin ta kendisi. Raconu.
Milletin dediği oluyorsa, demokrasi gelmiştir. Eski Türkiye’yi CHP kurmuştu. CHP’li, Sünni, Türk idi eskisinde yurttaş. Şimdi yine Sünni, bugün olmasa da yarın Türklüğe razı ve fakat elbette AK Partili olana “yurttaş” deniyor, tam, hakiki, ak yurttaş. Diğerleri terörist olur, çapulcu olur, ajan olur, bozguncu olur… hasılı birlik beraberlik ve kardeşlik hukukundan nasibini almamıştır, ondan bağırmaktadır. Türk, Sünni ve iktidar partisinden. Elbette arada örneğin “Ermeni” ya da Yahudi deriz ama eski Türkiyeciler de yeni Türkiyeciler de Ermenilerin ya da Yahudilerin millet içinde olup olmadığı konusunda aynı kararlılığa sahip değiller mi? Yorgo Dimitri olmadığı için hepsi şükran doludur devlete ve sisteme.
Kışla-cami meselesinde, bu sözde karşıtlığı kuranlar hep bizden bir şey gizlemez mi: Camideki kışla ve kışladaki cami.
Bu iki ucun da kararlı biçimde uzlaştığı bir şey daha var: Sınıf meselesindeki ortaklık. Ölen işçilere ağlama konusunda mahirdirler ikisi de tıpkı emek politikasızlıkları konusunda mahir oldukları gibi.
Hasılı, eski Türkiye de yeni Türkiye de salt gücün mutlak egemenliği arzusuyla doludur; son seçimde eski Türkiye, yani artık güç elinde olmayanlar ve yeni Türkiye yani artık güç elinde olanlar kapıştı. Arada başka bir Türkiye için tasavvurlar, tahayyüller işittik elbette: İki Türkiye’den de olmayanların bir araya geldiği HDP. Yeni Türkiye var mıdır? Varsa merkezi güç etrafında, devleti ele geçirme stratejileri etrafında köşe kapmaca oynayarak kutuplaşanların olduğu yerde değil, merkezin gücünü dağıtarak, küçülterek, devleti gerileterek bir gelecek arayanların olduğu yerdedir. Ya da yoktur.

Evrensel Gazetesi, 17 Ağustos 2014

0 yorum:

Yorum Gönder