29 Mayıs 2015 Cuma

Ört ki ölem

Cumhurbaşkanının artık 
örtülü ödeneği var. 
Cumhurbaşkanı kendi 
kırmızı kitabını da yazdırdı. Kırmızı kitap, 
anayasadan büyük bir kitap, 
28 Şubat’ta öğrendik. 
Yani başkanlık sistemi 
tıkır tıkır işliyor aslında, 
seçimde adı konulacak sadece

İktidar partisi seçimde 330'u geçerse başkanlık mı gelecek? Korkarım, durum o kadar iyi değil! Seçime zaten hayli kurulmuş bir başkanlıkla gidiyor olmayalım? Kurulmuş işliyor. Tıkır tıkır. Kırmızı Kitap ve örtülü ödenek, bize öyle diyor.
Kırmızı Kitap ile başlayalım. Namı diğer Milli Güvenlik Siyaset Belgesi: "İç" ve "dış" düşmanları tanımlayıp, haklarında, haklarından gelmek için elbette, yapılması gerekenleri yazıyor.

Düşmanı işaretlemek

Düşmanı tanımlıyor. Parmağıyla gösteriyor. Sonrasını biliyoruz: 1980'lerde ve 90’larda sosyalistler ve Kürtler, o parmağın işareti doğrultusunda kurşunlandı, kaybedildi, işkence edildi, yakıldı. 
Cumhurbaşkanı'nın örtülü ödenek yetkisine kavuşması, Magna Carta'dan öncesine dönmek demek.
Kürt köyleri boşaltıldı, o parmakla. Kürdistan kimsesizler mezarlığına çevrildi.
Kitabın bu iktidar açısından önemi de 28 Şubat günlerinden kalmadır: Hani bu iktidarın mensuplarına da zulmedildi ya... Parmak işaretini yapanın adı da Milli Güvenlik Kurulu, yani MGK idi. Şimdi, parlamentonun bulunduğu bir yerde, yürütmenin bulunduğu bir yerde, "düşman"ın, iç ve dış düşmanın tanımını yapan bir kuruluş, nasıl bir kuruluştur? Böyle bir belge, nasıl bir belgedir?
Carl Schmitt, "dost"un ve "düşman"ın kim olduğunun tespitinin ya da başka deyişle, kime düşmanlık kime dostluk yapılacağının tespit ve ilanının bizatihi "egemen"in faaliyeti olduğunu belirtir. Siyasal iktidar, hakiki bir iktidar, bunu belirleyendir. Peki, anayasa ve yasalarla düzenlenmiş kural, kurum ve kuruluşlar ile aynı şekilde belirlenmiş görevli ve yetkililerin dışında kişi, kurum, kuruluş ve kurallarla bu iş yapılabilir mi?

TCK'dan da büyük, Anayasa'dan da

Biliyoruz ki yapılır. Milli Güvenlik Kurulu, anayasa içinde bir kurum olarak, parlamenter sistemin tüm kurumları üzerindeki askeri-bürokratik vesayetin işlediği yerdi: Anayasa, kendi içinde, kendi parlamenter kurumlarını çöpe atacak, etkisini sıfırlayacak bir yer açmıştı. Bu haliyle Milli Güvenlik Kurulu, Türk Ceza Kanunları'nda belirtilen suçlardan, diğer kanunlarda belirtilen yükümlülüklerden ötede, yeni suçlar, suçlular ve yükümlülükler getiren bir yerdi.
Bu haliyle MGK, mevcut iktidarın yıllar yılı eleştirdiği, dönüştürmeyi hatta kaldırmayı hedeflediği bir yerdi. MGK denilen yer, "Milli Güvenlik Siyaset Belgesi" denilen kağıt parçasının da üretildiği yer olarak, hukuk sisteminin içindeki olağanüstü hukukun tecelli ve tezahür yeriydi. MGSB de anayasanın, yasaların üstünde özel bir güç taşıyordu bu haliyle. Dili geçmiş zamanla kurduk cümleleri ama halen böyle. En son "Cemaat” girdi ya MGSB'ye. Diğer adıyla Kırmızı Kitap'a.

Oligarşinin el kitabı

Kırmızı Kitap. Derin anayasa filan denildi, hem derin, hem de mobil anayasa. Gizlidir de. Ama egemen güç, ister gizli tutar, ister açıklar. Öyle oldu zaten, korku salmak isterse, açıklar. "Cemaat de girecek kitaba” denilmesi, korku salmak içindi.
Gizlilikte ilginç bir yan var yine de: Bir şeyin gizli olması demek, taraflarının da gizli olması demektir. Gizli ama geçerli güç? Aslında iyi biliyoruz bunu: Mafya. MGK, o halde resmi mafyadır. Siyasette bir başka adı var bunun: Oligarşi. Kanunu, sessizlik. Omerta. Ne olduğunu sonuçlarından anlarız. Cin gibi. Alaattinin değil, oligarşinin cini.
Kırmızı kitap, mobil ve gizli anayasa olarak eski vesayet döneminde kalmadı ama... "İleri demokrasi”, eski vesayet sisteminin tüm hastalıklarını allayıp pullayıp yeni sistemin de yegane enstrümanına çeviriyor ya, bunu da öyle ediyor. Vesayet sisteminin kurum ve kuruluşları, demek hastalıkları, şimdi geçilmekte olan sistemin düşünülen büyük gücüne, omnipotent liderine göre yeniden kesilip biçiliyor. Kenan Evren terziliğinden Tayyip Erdoğan terziliğine geçiyor. Kenan Evren, anayasanın topluma bol geldiğini söylemiş, ilga etmişti. O da kendini omnipotent sayardı. Kadiri mutlak. Tayyip Erdoğan ve ekibi parlamenter sistemin topluma dar geldiğini söyleyip dönüştürmek istiyor. O da kendini kadiri mutlak sayıyor. Omnipotent. Zılullahı filalem. Halifeyi ruyi zemin. Milli şef. İlginç olan, en çok eleştirdiği kurumlar, şimdi en çok sahip çıktıkları. Kırmızı Kitap ve onun müellifhanesi MGK, misal. YÖK, Diyanet filan zaten aklandı gitti, AK Partililerce doldurulunca... YSK var bir de, "Sorumsuzdur o, istediğini yapar” diyen bir hakimler kurulu… Neyse…

Örtülü ödenek ve bütçe hakkı

Kırmızı kitap, devlet sırrı vb. eski sistem hastalıklarından, demokrasi karşıtlığının en ağır hastalıklarından biri de alanı genişletilerek yine Erdoğan'a özgülendi: Örtülü ödenek.
Örtülü ödenek, bir hastalık. Anayasa'da yer alan bir hastalık. Milli hastalık. Başbakan tarafından hangi usulle kullanılacağı yine anayasada yazılı. Fakat, Cumhurbaşkanı'na da bu yetki, anayasayı filan hiç düşünmeden, veriliverdi. Başbakan bu yetkiyi kullandığında, "bütçe hakkı”nın (Magna Carta'ya kadar gider kralın harcama yetkisinin kısıtlınması) ağır bir ihali gerçekleşiyordu. Cumhurbaşkanı kullanması, metastaz demek. Çıt da çıkmadı. Ama zaten (ve sadece) son iç güvenlik düzenlemelerinde anayasa tam 15 defa ihlal edildiğinde göre, bir kere de örtülü ödenek için edilmiş ne olur? Hazine-i Hassa tesis edilmiş olur.

Örtülü sultanlık olabilir mi?

Kaldırılması gereken MGK, cumhurbaşkanının has kurulu. Kaldırılması gereken Kırmızı Kitap cumhurbaşkanının el kitabı. Kaldırılması gereken örtülü ödenek, cumhurbaşkanının yan cebi. Ne oluyoruz? Hiç, sistemimizi kuruyoruz. Tıkır tıkır da işliyor. YSK da bir sorun görmüyor olan bitende. CHP ve MHP de seyircisi bu tiyatronun; hep seyrettiler, hala seyrediyorlar. 
İktidarın HDP’ye kızma sebebi de bu. Seyretmiyor HDP, kem sözle yol almaya da çalışmıyor. Başka bir yolu gösteriyor. Kızıyor haliye iktidar. Engel kızdırır.
8 Haziran'da "yeni bir sistem kurmak için” düğmeye basılmayacak hayır, yeni bir sistem tıkır tıkır kuruluyor, 8 Haziran'da adı konulacak. Adı da başkanlık olacak. Başkanlık, sikke kesip hutbe okutmayla gelen sultanlıktan önceki durak da olabilir, örtülü sultanlık da olabilir, geleceği bilemeyiz. Fakat şunu bilebiliriz: Yeryüzünde bu yetkileri kıskanacak çok sultan, kral, monark var; sadece yaşayanlar değil, anıt kabirlerinde yatanlar da dahil…

........................
Yazı, yuzdeonmecmua'dan, buraya tıklayınca çıkıyor...

0 yorum:

Yorum Gönder