10 Mart 2012 Cumartesi

Eskiden roman mı vardı? Bahtin çevresi

Geçen yüzyılın başında Rusya sadece siyasal açıdan değil, edebi ve kültürel açılardan da büyük hareketlilik içindeydi.
Edebiyat eleştirisi, edebiyat kuramları ve dilbilim alanlarındaki canlılığın önemli aktörlerinden biri de, M. M. Bahtin (1895-1975), M. İ. Kagan, P. N. Medvedev, İ. İ. Solertinski ve V. N. Voloşinov gibi isimlerin oluşturduğu ve ‘Bahtin çevresi’ diye anılan gruptu. 1917 devrimiyle Sovyetler Birliği’nin kurulmasının ardından bu canlılık, 1920′lerin sonuna kadar sürdü. Ne var ki, etkinlikleri 1918′de başladığı kabul edilen Bahtin çevresi, Rus biçimcileri.
Rus fütüristleri vb. diğer bütün önemli gruplar gibi 1930′lu yıllara hemen hemen tamamen dağılmış olarak girdi.
Bahtin bu yıllardan itibaren, önemli bir kısmı sürgünde geçen yaşamı boyunca grubun temel konuları üzerindeki çalışmalarını sürdürdü. Mehmet Rifat, Bahtin’in araştırmalarının yazın eleştirisi, yazınbilim ve edebiyat sosyolojisi alanlarına bağlandığını (20. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları) bildiriyor. Ama Bahtin’in, dilbilimden sosyolojiye ve yakın zamanlarda politik tartışmalara kadar varan geniş bir alanla ilişkilendirilmesine yol açan çalışmaları asıl olarak roman kuramıyla ilgilidir. Özellikle Bahtin, Rabelais ve Dostoyevski incelemeleriyle Avrupa romanını, kaynakları, tarihi ve türsel özellikleri bakımından yeni ve özgün bir kavramlaştırmayla silbaştan okuyordu. Ona göre roman, tanımlanmış bir edebi tür değildir; diğer bütün türlerin birleşebildiği, çoksesliliğin, farklı söylem ve ideolojilerin buluşabildiği, kısaca diyalojik bir yapı olarak, her zaman gelişmeye açıktır; bu yönüyle de türler arasında ayrıcalıklıdır. Bahtin’in anahtar kavramlarından biri olan diyalojizm, J. Kristeva ile T. Todorov tarafından tanıtılan ‘metinlerarası ilişkiler’ kuramı aracılığıyla Avrupa’da önemli bir etki yaratır.
Bahtin’in batıya doğrudan çevrilmesi ve tanınması ise yine 1960′lardan sonradır. Ana çalışmalarının önemli bir kısmı bu tarihe kadar tamamlanmış olmasına rağmen Bahtin, 1930′lardan itibaren Sovyet rejimiyle düşünsel ayrılıkları yüzünden 1960′lara kadar ülkesinde de unutulmuş bir isimdi.
Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘Karnavaldan Romana’, bu büyük roman kuramcısının önemli metinlerini içeren bir seçki niteliğinde; seçimler Sibel Irzık imzasını taşıyor. Çevirinin, dil ve edebiyat dünyamızdaki düşünsel cansızlığı giderecek araştırma ve çalışmalara vesile olmasını dileyelim.
Bahtin mi, Bakhtin mi?
Ayrıntı Yayınları yazarın adını, daha önce yapılmış sınırlı sayıdaki yayınların bazılarında da gözlendiği gibi, Türkçede yabancı özel adların yazılışına ilişkin kuralı çiğneyerek kullanmış.
Kural basit: Latin alfabesi kullanan dillerden Türkçeye aktarılan özel adlar, kaynak dilde yazıldığı gibi yazılır ve telaffuz edildiği gibi okunur; Latin alfabesi kullanmayan dillerden aktarılan özel adlar ise kaynak dilde telaffuz edildiği gibi yazılır ve öyle okunur. Nitekim, Bilim ve Sanat Yayınları’nın 1985′te bastığı (çev. Yılmaz Onay) iki ciltlik ‘Edebiyat Bilimi’nde yazarın adı, doğru imlasıyla, ‘Bahtin’ olarak yer alıyor. Ayrıca, Mehmet Rifat ve Sema Rifat’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ’20. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları’ adlı önemli çalışması ile yine aynı yazarların, aynı yayınevinden çıkan Tzvetan Todorov’un, ‘Yazın Kuramları / Rus Biçimcilerinin Metinleri’ adlı çeviri eserinde, hem Bahtin’in hem de diğer Rus dil ve edebiyat kuramcılarının isimleri kurala uyularak Türkçeleştirilmiş. Zaten kuralımız neredeyse alenen, ‘Yabancı özel isimler Türkçede, İngilizcede yazıldığı gibi yazılır, herkes de bildiği gibi okur’ biçimine bürünmüş gibi! Gerçi, Ayrıntı Yayınları, yine bir başka önemli Rus edebiyat kuramcısının ‘Marksizm ve Dil Felsefesi’ adlı kitabını basarken kurala uydu, yazarın adını (İngilizcedeki yazımıyla ‘Voloshinov’ olarak değil de) ‘Voloşinov’ olarak yazdı.
Yine de, bu kural hatasına ve karışıklığa dikkat çekerken, büyük bir edebiyat kuramcısını, çok iyi seçilmiş metinleriyle Türkçeye kazandıran yayınevini kınama kastını taşımadığımızı ifade edelim.
Konuyu, devlet kurumları, üniversiteler ve özel yayın kuruluşlarının (ilk ikisinin buna yatkın olmadığı apaçık olsa bile) uzlaşımıyla oluşturulacak, emredici değil elbette ama yol gösterici saygınlıkta bir dil akademisinin gerekliliğini vurgulayarak, kapatalım. (Radikal Kitap, 10 Nisan 2004)

0 yorum:

Yorum Gönder