24 Mayıs 2012 Perşembe

Neo liberalizmin fıtratı: Tazminatı neyse veririz!


Eren Erdem 16 yaşındaydı. Giresun’da Hidroelektrik Santral kazasında can verdi. Bu yıl HES’lerin aldığı 26’ıncı can. İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı Kanunu Tasarısı Taslağı’nın “kanunlaştığı”nı görmedi. Görseydi de kaderi değişmezdi, çünkü kanun çok laf söylüyor, az sonuç hedefliyor.




Giresun’daki HES inşaatında geçen hafta dört işçiyi toprağa verdik. HES’ler yılbaşından bu yana 26 can aldı. İşçi canı. Artık anladık. İş kazalarında ölenlerin değeri yok. İşleri ölmek.
Yas tutmaya değmezler. Cenaze törenlerinde kaç siyasetçi gördünüz, kaç işadamı, kaç kere? Mezar başlarında? Gözü yaşlı ailelerin fakirhanelerinde? İş cinayeti yetimlerinin geleceği için yük alan kaç kişi gördünüz, özel, tüzel, kurumsal, kamusal, sivil? Haklarının aranmasına değmezler: 21 kişinin öldüğü Davutpaşa kazasının mağdurları hangi haklarını aldı? Kim yargılandı? Kime ceza verildi, bir daha böyle vahim sonuçları olan tedbirsizlikler yapmasınlar diye?
BU ÜLKENİN GENCİ OLSAYDI
Çabuk unuttuk onları. Hükümetle hükümetsever medyayı boş verelim haydi, her yerde hükümetler böyle şeyleri çabuk unutmayı, unutturmayı sever. Muhalefet nerede peki? “Muhalif” medya? Sendikalar?
Ölenlerden biri gençti. Çok genç. 16’sında. Eren Erdem. “Gençlik bayramı” kutlandı arada, ülkenin genci değildi ki ne anıldı, ne konuşuldu. Tabi, büyük meseleleri var bu memleketin, bayrama genç bir ölünün gölgesini düşürmeye değer mi hiç: Tank mı geçsin, güreş mi olsun, önlük mü giysek, ağlasak mı gülsek mi? Mevzuata göre çalıştırılmaması gereken bir işte çalıştırılan bir genç, yılın 26. HES cinayetinin mağduru olarak can vermiş, büyük dert mi? Çalıştırılmaması gereken işte, sigortasız, elbette.

HES NEDEN YAPILIR, NASIL YAPILIR?
İki mesele var: HES’lerin lüzumlu olup olmadığı ve HES’lerin nasıl yapıldığı. İkisi de siyasal karar gerektirir.
İlki belli: Bütün ekonomik kalkınmacı akılların yaptığı gibi, ekonomik egemenlerin güçlerini pekiştirecek her şeye kabul, azaltacak her şeye ret. Bu aklın ağzındaki laf da tanıdık: Güçlü ekonomi. Bu aklın koruduğu toplumsal şema basit: Güçlüler daha güçlü olsun, güçsüzlerin işi güçlülere yaramak. Ellerinde ekonomiye verecek sadece canları varsa, patronların, hükümetlerin kabahati değil ya? Sermaye neyse, onu koyarsın, değil mi? Cansa can, paraysa para…
HES’lerin neden yapıldığına dair siyasal bakış, nasıl yapıldığının da belirliyor: İşi en kârlı kapatacak her şey doğru, kalanı yanlış. Doğa kendi başına kâr getirmez, can kendi başına kâr getirmez, o halde ikisi de yanlış. Sermaye doğru. “Kalanı” sevilen sözcükle “ideolojik”tir. Tılsımlı “kâr” ve “güç” sözcükleriyle büyülenmiş ve herkesin de büyülenmesini isteyen ekonomize akıl için iş kazaları, gerektireceği tazminat ve meydana getirdiği iş kaybıyla konuşulacak bir maliyet kalemi kadar sorun. Bir muhasebe ve istatistik işlemi. “Tazminatı neyse veririz.” Kapitalizm bu, canı canla tartmazlar, gülü gülle tartmazlar, ikisini de parayla tartarlar.

BİR KANUN ÇIKIYOR
Sözde, nutuklarda elbette en üstün değer egemenler için de can, sorarsanız. Fakat pratikte tutulmasını isterseniz, “güçlü ekonomi” istemeyen biri olarak işaret parmağıyla gösterilirsiniz. “İşte güçlü ekonomi istemeyen biri, vatan haini.” Güçlü ekonomi güçlü işadamları gerektirdiği için, o sallanan parmak durmaz: “İşte, güçlü işadamlarından nefret eden biri, toplumsal barış düşmanı.” Güçlü işadamları güçlü partiler gerektirdiği için parmak gözünüze girer artık: “İşte, güçlü partilerden hoşlanmayan biri, ideolojik kör.” İdeolojik gözü açıkların dört işlemidir bu; küresel neo liberalizmin dört işlemi.
Cana çok değer veriyorlar evet. “Bakın” diyorlar, “mesela İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı Yasa Tasarısı Taslağı” bile hazırladık, çıktı çıkıyor.” Birçok duygusal söz de eşlik edecektir bu örneğe, “Ölüm bu işin fıtratında var” türü “işin doğası”na atıf yapan bilgeliklere şahit olduk, olacağız. İşin doğası, “doğa” değil tabii ki, kâr ve güç. O güvenlik ve sağlık taslayan taslaktan bir haber verelim o zaman: “İş güvenliği uzmanı” sertifikalı kişiler denetleyecek iş güvenliğini. Peki kim bunlar? Teoride bir mühendislik dalı bu, mühendislik eğitim almış kişilerden olması gerek. Pratik? Bu eğitimi almamış kişilere de bu yol açılıyor.
Kanunda arıza çok, iki önemli nokta daha: Taşeronlaşmaya teşvik yasası gibi. Veriliyor görülen hakların pratikte kullanımını sağlayacak mekanizmalar hiç dert edilmemiş… İşverene sorarsanız, “uygulama için teşvik” istiyor. Kâr artmayacaksa, işçi canı ve sağlığı için niye yorulsun beyler?
Daha fazla kurcalamayalım ama, “İstihdam yaratacağız, acil çözüm gerekli ki bunu yapıyoruz. Bu ideolojik” salvosuyla laf ağızımıza tıkılacak nasıl olsa.

MEVZUATTAKİ SINIFSAL FON
Cana değer verildiğini biz nereden anlarız? Bu yıl içinde şahit olduğumuz facialardan sonra gördüklerimizden. Giresun kazasından sonra cezaevine de iki kişi konuldu: Şantiye şefi. Onlar da işçi. Kozan’da da aynısı oldu.
Kozan Barajı, Esenyurt yangını, Giresun göçüğünden sonra cezai anlamda sorumluluk yöneltilmiş bir işveren gördünüz mü?
Para onlara gider, ama onlar mahkemelere gelmezler. Yanlış anlaşılmasın, kaçmazlar, mevzuat sınıfsal ihtiyaçlara göre düzenlenmiştir zaten: Para kazanmak için “doğal olarak riske attıkları” canlar göçüp gidince, göçenlerden biraz daha iyi koşullarda çalışanlar mahkemeye gelir, bazıları cezaevine yollanır, bazıları yollanmaz; o da onların riski. Çalışan ölümlerinde sorumlu tutulup hapse atılanların ezici çoğunluğunun çalışan olması da neo liberalizmin fıtratıdır. İnsan fıtratından üstündür onun fıtratı, malûm. Yoksa niye canla başla ona hizmet edilsin?
Daha da zorlarsanız, cevap hazır: “Canım binlerce işçi çalıştıran yatırımcılarımızı, işadamlarımızı sürekli yargılanma tehdidi altında tutarsak, ekonomi kötü olur. Yatırımcı kaçar.” Aman o kaçmasın. İşçi zaten kaçamaz değil mi? Sürekli sağlıksız koşullarda, sürekli ölüm tehdidi altında olsa da kaçamaz. Bir lokma için her mihnete boyun eğdirilmiş halde nereye kaçacak? Kendi kaçamadığı gibi bebesini de getirip inşa edilen yeni Türkiye’nin temeline koymak zorunda. Eren Erdem gibi.

0 yorum:

Yorum Gönder