6 Mayıs 2012 Pazar

Bir TCK suçu: Asgari ücretle çalıştırmak! (Konuk yazar Mustafa Saraç)



MUSTAFA SARAÇ (Tekstil Mühendisi)


Hukukçu değilim, fakat şahsi bir dava hakkında internet araştırması yaparken çok ilginç bir yasa maddesiyle karşılaştım. 


TCK md. 117 "Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri, sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis" öngörüyor... 

Şöyle düşündüm: 
TÜİK verilerine göre, asgari ücretliler kayıtlı çalışanların yarısını, kayıtsızlarla birlikte tüm çalışanların üçte ikisini oluşturuyor mu, oluşturuyor... 
Ücret denince aklımıza öncelikle ve ağırlıkla asgari ücret geliyor mu, geliyor.  
Asgari ücret, 1000 TL'lik açlık sınırının (="çaresiz"lik sınırının) çok altında kalacak kadar "düşük" mü, düşük...  
Asgari ücretli (aç) milyonlar "çaresiz" mi, çaresiz. (*) Asgari ücretliler "kimsesiz" mi, kimsesiz... Asgari ücretliler işverenlerine "bağlı" mı, bağlı... 


Madem ki resmi asgari ücret bir "çaresiz"lik ücreti (açlık-ücreti)... Bu durumda: 
Kendisi "orantısız"  biçimde "azami" kâr ederken... 
İşçilerine asgari ücret (="çaresiz"lik ücreti) ödeyen her işveren hapislik suç işlemiş olmaz mı? 

TCK-117 "asgari ücret suçtur" demiyor tabii ki...  
Fakat asgari ücret...
1. Hem işverenin kârı ile "açık şekilde orantısız" kalacak kadar düşük ise...
2. Hem de işçiyi "çaresiz" sınıfına sokacak kadar düşük ise...
İki unsur ("çaresiz"lik ve "açık orantısız"lık) biraraya gelmişse, bu suçtur diyor...   

TCK-117 "işverenin zenginleşmesi suçtur" da demiyor... 
Ama "işçi çaresiz (aç) yaşarken vereni zenginleşiyorsa, işte bu açık orantısızlık suçtur" diyor... 

TCK-117, "eyy işveren, zenginleşmiyorsan mesele yok ama kendin zenginleşirken işçiye hem sana sağladığı zenginleşmeyle açık şekilde orantısız, hem de açlık sınırının (=çaresizlik sınırının) altında bir düşük ücret verirsen... yani kendi masandaki havyarın miktarı kat kat artarken işçiyi (asgari ücretle) aç (çaresiz) bırakırsan... kulağından tutup atarım içeri, ona göre!" diyor. 

Formüle edersek, yasa... 
1.aresizlik" ve 
2. "Açık orantısızlık" unsurlarının ikisi birden mevcut mu, buna bakıyor ki... 
Asgari ücretli bir iş akdinde 1. unsuru saptamak zor değil: "Aç" insan ne kadar çaresiz ise, asgari ücretli "aç"lar da o kadar aresiz"dir... 

Asgari-ücretli müthiş "çaresiz'dir. 

Peki asgari-ücretli aynı zamanda "orantısız-çaresiz" midir, asgari ücret ikinci suç-unsurunu ("açık orantısız"lığı) da bünyesinde barındırmakta mıdır, bunu da kısaca test edebiliriz: 

Asgari ücretli açların (="çaresiz"lerin) "sağladığı hizmet", işverenlerini her yıl Forbes'e sokacak kadar yüksek mi, yüksek... Asgari ücretin sefilliği ile işveren kazançlarının astronomikliği "orantısız" mı, orantısız... 

Ama orantısız olması yetmiyor,"açık bir şekilde orantısız"  mı, ona bakmak gerekiyor: 
"Orantısız"lığın"açık" (bariz)  olup olmadığına karar vermek için de önce şu "oran"ı rakamsal olarak hesaplamamız gerekiyor. Bunun için, ülkemizin kaymak-tabakasını oluşturan ve kişibaşı aylık gelirleri ortalama 75 bin TL (**) olan 7300 kişiyi baz alabiliriz... Bu süper-zengin 7300 vatandaşımız arasında 75 bin TL'lik ortalama aylık gelirini (faiz, kira vs olarak değil de) işçi çalıştırarak elde edenler var mı; evet, hem de çok var... 

Peki bu süper-işverenlerin önemli bir bölümü çalışanlarına asgari ücret ödüyor mu; illa ki ödüyor. (Kayıtlı çalışanların yarısı asgari ücretli olduğuna göre...)

Demek ki, asgari ücretli "çaresiz"lerin 635'er TL karşılığında süper-işverenlere"sağladığı hizmet"  (ortalama) 75 bin TL'ye denk geliyor.

Demek ki "orantısız"lık 635'e 75,000... Yani 1'e 118... Yani 1'e 10 değil, 1'e 50 değil, 1'e 100'ü bile aşan, insana "oha artık!" dedirtecek "açık şekilde orantısız" bir vaziyet sözkonusu... (***) Üstelik bu 7300 kişinin ortalama rakamı ki bazı işverenler için 1'e 1000, hatta (milyarderler için) 1'e 10,000 de olabiliyor... 

Velhasıl... 
635 TL ile 75,000 TL arasındaki "orantısız"lık ne kadar "açık" ise... 
Ve asgari ücretlinin "çaresiz"liği ne kadar "açık" ise... 
Asgari ücretle (=çaresiz ücretle) işçi çalıştıran zenginler de o kadar"açık" bir suç işliyor demektir. 

Bir milyoner-işveren asgari ücretle işçi çalıştırdığında, TCK-117'nin iki "suç-şartı"nı, hem "çaresiz"liği, hem de"açık şekilde orantısız"lığı, ikisini birden bal gibi gerçekleştiriyor demektir..

--------------------------------------------------------------------------------------
(*) Yoksulluk sınırının altında fakat açlık sınırının üzerinde, yani 1000-3000 TL arası ücret alan "aç olmayan yoksul"ların da"çaresiz" sınıfına sokulup sokulamayacakları ayrı bir tartışma tabii... Ama ben sadece asgari ücretli "tartışmasız çaresiz"ler üzerinde durdum.

(**) Hesap şöyle: Türkiye nüfusunun en zengin onbinde 1'lik kesimi (7300 kişi) 735 milyar $'lık milli gelirin %0.5'ini (735x0.5/100=3.7 milyar $) alıyor (http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=4238) ki bu da kişibaşı (süper-başı) yaklaşık 500 bin $/yıl demek... Bölü 12 ay... Çarpı 1.80 dolar kuru... Eşittir 75 bin TL/ay...

(***) Aman dikkat: 
1'e 118 suç değil, hatta 1'e 1000 de suç değil, ama 635'e 75,000 suç!! TCK işverene "sen istersen işçiden bin misli (=orantısız) fazla kazan, istersen her ay 1 milyon TL kâr et ama yeter ki işçiye çaresiz olmayan (açlık sınırının altında kalmayan) bir ücret ver" diyor. Mesela işçiye 1500 TL ödeyen bir işveren kendisi ayda 1,5 milyon TL bile kazansa, (TCK-117'ye göre) suç işlemiş sayılmıyor. Çünkü 1500 TL, 1,5 milyon TL'ye göre (bin misli!) "orantısız düşük" olsa da (açlık sınırının üzerinde kaldığı için) "çaresiz düşükdeğil. Oysa 635 TL hem (75,000 TL'ye göre 118 misli) "orantısız düşük" hem de "çaresiz düşük" olduğu için, "635'e 75,000" suç'un 2 şartını da karşılıyor... Yani mesele işverenin aşırı-yüksek geliri değil, mesele asgari ücretin dayanılmaz "çaresiz"liği... 



(ALİ DURAN TOPUZ'UN NOTU:
Mustafa Saraç, hukukçu olmadığını belirtiyor. 
Fakat zaten hak meselesi ve yasa meselesi, hiçbir zaman bir tek başına "hukukçu" meselesi değildir, hukuk meselesiyse de. 
Bir "verili sistem hukukçusu", Mustafa Saraç'ın bakışını, "yasalara uygun eylem ve işlemler suç oluşturmazlar" diyerek savuşturmak isteyecektir, kolayca. Ben böyle kolay savuşturulabileceğini düşünmüyorum; elbette, Saraç'ın yazısının bizi hemen savcılığa koşturması mümkün değil, ama zaten gerekli de değil. 

Bana çarpıcı gelen şu: TCK'daki madde, asgari ücretin mantığını tamamen değil belki ama Türkiye'deki belirleniş yöntemini ve miktarını tamamen kapsayabilecek netlik ve nitelikte. Yani aslında bu maddeye dayanarak asgari ücret hakkında işlem yapmak için özel yetkili savcı olmak bile gerekmiyor. Yazının bir özelliği de, yasanın kavramları kullanış biçiminin kendi iç mantığı itibarıyla bile tutarsızlığını göstermesi; ya da şöyle: Yasaların kavramları kullanış biçiminin, sınıfsal perspektif açısından son derece tutarlı olması!
Mustafa Saraç'a teşekkürler, hem bu "beyin fırtınası" denilen şeye, yani düşünce deneyine çok uygun yazı için, hem benimle/bizimle paylaştığı için...

0 yorum:

Yorum Gönder