5 Mayıs 2012 Cumartesi

İdeolojinin ak sütü


İktidar yetkilileri işi topladı: “Süt temiz, sorun yok.”  Çocukların laktoz töleransı yokmuş. Bu müjde değil, asıl kötü haber.



“Hakim olanlara doğal görünmeyen bir tahakküm var mıdır?”
John Stuart Mill

İktidar ve bürokrasisi “ideolojik” demeyi çok seviyor. Türkiye’nin kredi notu mu düştü: “Tamamen ideolojik yaklaşım.” Doğru, yükselirken de olduğu gibi.
Sivas davasında bazı sanıkların zamanaşımıyla kurtuluşunu eleştirenler Adliye önünde dövüldü mü: “İdeolojik bir kitle.” Doğru, polislere “Vur copu, ver gazı” emri kadar.
Belediye tiyatrolarındaki düzenlemelere feveran eden mi var: “İdeolojik aktörler.” Doğru, devlet de, tiyatrosu da, ikisinin aktörleri de öyledir.
Süt skandalı için: "Biraz da ilimizde ideolojik olarak süt dağıtımını ilk başladığı günden olumsuz yönde kullanmak amacıyla bir takım girişimler olduğu yönünde de bazı bilgiler de geliyor.” Bu öncekiler kadar net değil, karışık biraz. Aceleydi de ondan, ilk haberler Diyarbakır’dan geldiği için Diyarbakır Valisi söyledi.
Sonra Edirne, Sivas, Konya ve ilah… kötü haberler yağınca “ideolojik” arkaya düştü. Aileler ideolojik değilse, çocuklar psikolojik olmalıydı. Bir başka vali, yine ilk gün: “Bozuk süt olduğu anlaşılıyor, arkadaşlarımızın tespitleri öyle. 'Zehirlenme' demeyelim de bozuk sütün, bozuk gıdanın verdiği biraz kısmen psikolojik diyelim, kısmen de rahatsızlık şeklinde ama ciddi bir vaka yok.” Sivas Valisi’nin bu sözlerinin de yar aldığı açıklamasında, “tarihi geçmiş sütler” de yer alıyordu ya neyse.
Son durum: Sütler sağlam. Süt alerjisi var. Laktoz töleranssızlığı.
Süt bozuk değilse kimse aklanmıyor, asıl garabet başlıyordur: Üç bakanlığın (sağlık, eğitim, tarım) ve 10’dan fazla firmanın bilgi birikimi içinde laktoza, süt şekerine karşı hassasiyete dair bilgi kırıntısı yok mu? Olmaması mümkün mü? Bilgi yoksa, “Meslek ve sanatta tecrübesizlik ve ehliyetsizlik sonucu sağlığı tehlikeye düşürme” suçu işlenmiş olmaz mı?
Biraz malumatfuruşluk, çoğu ‘Genom: Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük Otobiyografisi’ (Matt Ridley, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi) adlı kitaptan, özetle:
Laktaz geni birinci kromozomda. İşi, sütteki laktoz şekerini sindirmek. Çoğu memeli gibi insanların önemli bir kısmında bu genin faaliyeti bebekliğin bir evresinde durur. Genetik saat muhtemelen sütten kesilme zamanına ayarlı. Yetişkin aslan ya da inek, artık süt içmeyen aslan ya da inektir; iyi gelmez içerse, sindiremez. İnek bunu doğası gereği bilir. İnsanların çoğunda genin faaliyetinin durmamasının, birkaç bin yıl (10 bin yıldan az) önce süt veren hayvanları evcilleştirmesiyle ilgili olduğu sanılıyor. Uzak geçmişinde hayvancılık, çobanlık bulunan coğrafyalarda her yaşta süt sindirebilen kişi sayısı fazla, olmayanda az. Kabaca, dünyada her 10 kişiden biri (!) sütü sindiremiyor; Güneydoğu Asyalılarda 10’da 9’a varıyor, örneğin. Süt ürünlerinde sindirim daha kolaysa da, laktaz geni faal olmayan kişi kahve kremasındaki laktozdan bile etkilenebilir. Yani yoğurt kimseyi kurtaramaz, yoğurtçu firmalar hariç.
Hal böyle. Tüm sütler gerekli temizlikte olsa da, içinde hiç katkı maddesi olmasa da, çocukların bir kısmının hastalanması mukadder. Mesele, asıl mesele çocukların iyi beslenmesi olsa bu bilgi atlanamazdı. Fakat mesele bu olsa her şey başka olurdu. Mesele ne? Cevap baştaki “ideolojik” lafında. Süt dağıtım projesi açıklanırken, “çocukların iyi beslenmesi”yle birlikte bir vurgu daha vardı: “Süt tüketimini artırarak üreticinin düşük fiyatla süt satmaya zorlanmasını engellemek!” Birbirinden saygın iki amaç.
Nesillerin iyi beslenmesine dair politikalar, “ideolojik” seçimlerinizle ilgilidir, tıpkı üreticilerin desteklenmesindeki gibi. Nesillerin iyi beslenmesini istiyorsanız, küçük bir poşet sütü ağzına dayamazsınız. Oturduğu evde de iyi beslenmesini sağlayacak yöntemleriniz vardır. Ailesinin süt, et, yumurta, ne lazımsa alabileceği politikalarınız.
Var mı?
“Dağıtma” politikaları var. Kitap dağıtıldı. (Ne güzel) Tablet dağıtılacak. (Ne güzel) E kalem, defter, silgi nerde? Giysi nerde? Mesele beslenmeyse yumurta nerde? Bal, peynir, zeytin? Bunları üreten de üretici değil mi? Sağlıklı beslenme için diğerleri de gerekmez mi, üç bakanlığımızın toplam uzmanlığına göre?
E tabi bir de “dağıtım” var. Hangi dağıtımdan kimin kazanacağı, kimin kazanmayacağı kararı da “ideolojik” değil mi? Öyle değilse ihale nerde? Her şey niye merkezden yürütüldü?
“Merkez” hangi firmayı niye kabul etti, hangisini niye dışladı, niye tatmin edici biçimde bilmiyoruz?
Neden bir “yerde” yaşayan çocuğun beslenmesi konusunda hiç değilse o “yer”deki ilgililerle, aileyle, okulla, yerel yönetimle birlikte çalışmıyorsunuz, tümden el çekmeyi başaramıyorsanız?
Nasıl diyordunuz?
“İdeolojik bunlar.”


0 yorum:

Yorum Gönder