25 Şubat 2012 Cumartesi

PKK ya da KCK'yi kim yarattı? Birakujî


                                                           Söz ademde gizli değil, illa adem sözde gizlidir.” 
                                                            (Kabûsname, Keykavus bin İskender, Çeviri: Mercimek Almet)

Türk milliyetçiliğini adıyla yapan partilerden MHP’nin yetkili bir ismi, Mehmet Şandır, “Gizli sevişen eşkere doğururmuş. KCK, AKP yöneticilerinin PKK ile yaşadığı yasak aşkın meyvesidir” dedi. Fazla ilginç değil söz. MHP AK Parti’yi bu minvalde uzun süredir suçluyor. Vaktiyle Turgut Özal da böyle suçlandı.
Şandır’a yanıt gecikmedi. İktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik: “Ergenekon hakkında bilgisi olanlar, PKK ve KCK’nin “Ergenekon özel mirası” olduğunu bilirler.”
Demek ki ikisine göre PKK de KCK de “özel ve kötü niyetli bir uzlaşma, ilişki” ile kurulmuş yapılar. Sorunu bu şekilde karanlık iç-dış güçlere bağlama geleneği 12 Eylül’de billurlaştı: “Biz kardeşiz de bizi istemeyenler bu fitneyi araya soktu!” Kenan Evren, çok sevdiği, çok veciz biçimde dile getirmişti bunu: “Türk ve Kürt isimlerindeki harfler bile ortak, t, ü, r ve k. Kardeşiz. Aynıyız.”
12 Eylül aklı deyip geçmeyin, az gittik, uz gittik, gece gittik, gündüz gittik, dere tepe düz gittik, bir arpa boyu yolmuş meğer. Hakikati gizleme, onu kendi siyasal hedeflerine uygun sözde gerçeklerle ikame etme oyununun anahtarı olan “karanlık güçler söylemi” ve ondan daha da boş bir “kardeşiz” nutku.


KARDEŞ KATİLLİĞİ
Madem kardeşlikten bahsediliyor bu kadar, “kardeş”likle ilgili bir terimle devam edelim: Brakujî, Kürtçe. Kardeş katilliği, Türkçe.
İbrahimi gelenek uygarlığın öyküsüne bir kardeş katli yerleştirir. Habil-Kabil meseli iki şekilde okunur: Bir yanıyla “Öldürmeyeceksin” yasağının çiğnenişidir. İbret olarak okunur. Öteki yanıyla kötülüğün insanın fıtratından olduğunun delili olarak.
Öyle midir gerçekten? Kötülük, kardeş katli insan doğasının bir gereği midir? Kardeş katlinin bu en eski öyküsüne göre katil, “kadını, çocukları ve toprağı” almıştır. Lanetli payı. Kardeş katli yani dünyevi sonuçları olan bir fiil. Bir iktidar öyküsü. Nitekim Osmanlı dahil, bildiğimiz irili ufaklı tüm “iktidar” yapıları hep hazır olmuşlardır kardeş katline. Fakat Habil-Kabil meseli bize bir şey daha söylüyor: Cinayetin sebebi kardeşlerin “iktidar hırsı” değildir tek başına. O hırs kışkırtılmıştır. Cinayet sebebi kendilerine ayırdıkları paydan, lanetli paydan değil, üstün gücün talep ettiği paydan, altın paydan çıkmıştır! İktidar, kardeş katline sürükleyen bir makinadır. Altın paya kışkırtıp, lanetli payı ağzınıza tıkar.
“ÇÖZÜM”ÜN GELECEĞİ YER
İnsanlığın bir mücadelesi varsa, kardeş-kıyıcılığın yaşam alanlarımızdan dışlanması mücadelesidir. Kardeş kıyıcılığın bir kültürdeki potansiyel varlığı, kayıpların, katliamların, soykırımların o kültürün iklim ve coğrafyasında bir hayalet olarak dolaşması demektir. Hayaletler ölümsüzdür, fakat daha kötüsü kesinlikle ölümcüldür. İnsanlık diye bir şey olacaksa, kıyımdan uzaklaşmayı başardığı ölçüde olacak; ancak o zaman hayaletlerin mezarlarına çekildiğini umabiliriz.
Tekrarda hiç ziyan yok: Siyasetin temelinde kan ve şiddet vardır, uygarlığın temelinde kanı ve şiddeti sönümleme çabası. Uygar siyaset, kanı ve şiddeti dışlayacak yöntemleri bulan, geliştiren siyasettir. İktidarın (muhalefet çoğu zaman, bu konuda kesinlikle iktidara dahildir!) elde kudret var iken bulmaması, geliştirmemesi, vahşi siyasetten elde ettiklerinden memnun olduğunu da gösterir.
Şimdi başa dönelim: 12 Eylül’le billurlaşıp bugüne kadar yaşayan, iktidarla muhalefetin özünde anlaştığı, sadece öznesini tartıştığı “karanalık güçler teorisi”nin varacağı yer saçmadır. Bu teoriye inanabilmek için, Kürtleri PKK’nin var ettiğine de inanmak gerekir. Sorun Kürtlerin zaten var olması ve var kalmak istemesidir. “Çözüm” gelecekse iktidarın buna ilişkin kararıyla gelir.

(24 Şubat 2012 Radikal İnternet)


Benzer yazılar için:




0 yorum:

Yorum Gönder