19 Ekim 2011 Çarşamba

Misyonerleri kim öldürdü: Milli mutabakat cinayetleri


İsmail Saymaz muhabir. Hayli zamandır muhbirlerin el üstünde tutulduğu, köşelere kondurulduğu, dolayısıyla köşe olduğu, muhabirlerinse itibar görmek şöyle dursun, işini biraz düzgün yapmaya çalışınca mahkemelerle, cezaevleriyle tehdit edildiği güzide basın dünyamızda gazetecilik mesleğini hakkıyla yapmaya özen gösteren medya emekçilerinden. Üç kitabı var. Üçüncü, yeni çıkanı, "güzel ve yalnız" ülkemizin karanlık, karmaşık katmanlarından birinde bir iz sürüşün ürünü; bir toplu cinayetin tutanağı: "NEFRET-Malatya: Milli Mutabakat Cinayeti."

**
Kitap hakkında yeterince bilgilendirici yayınlar yapıldı, övüldü, anlatıldı. Özgür Mumcu'nun kitabın konusu, amacı, kıymeti konusunda yazdığı önsöz zaten fazla söze yer bırakmıyor; oradan iki paragraf:

"Kitap sadece öldürülen misyonerlerden bahsetmiyor. On sene öncesinden bugüne Hıristiyan din adamlarıyla misyonerlerin bir sürek avının kurbanı haline geldiğini de gösteriyor."
(...)
Hakim unsura ait olmamanın bedelinin nasıl ödettirildiğini okuyacak, caniler gözardı edilirken kurbanların şüpheli olarak değerlendirildiği bir ülkenin resmini seyredeceksiniz. Belki de benim gibi bu kitap keşke bir kaç yıl önce olanları anlatan bir gazetecilik çalışması değil de yüzlerce yıl önce olanları anlatan bir tarih araştırması olsaydı diyeceksiniz."

**

Cinayetler sonuç, malum. Bu sonuç cümlesinin orta terimi kitapta açıkça görülüyor: Genelkurmay, MİT, JİTEM, Jandarma İstihbarat, polis, akademi, hükümetler, bakanlar, milletvekilleri, yerel idari yetkililer, ulusal ve yerel medya, ulusalcılar, İslamcılar, sosyal demokratlar, demokratik solcular, milliyetçiler... "Hıristiyanlığı yaymaya çalışan" kişilerle topyekün bir mücadele içinde. Hiçbir konuda birbiriyle anlaşamayan insanlar, kurumlar, bu konuda mutabık. Rakel Dink'in, "Bir çocuktan nasıl katil yarattık" sorusunun yanıtı da burada bir cevap buluyor.
İsmail Saymaz'ın kitabı, büyük terim (devletin ideolojik tutumu ve genel ideolojik ortam) ve sonuç terimi (cinayetler) arasındaki boşluğu (örgüt-eylemlilik) anlatıp dolduruyor. Misyonerlik, malum, "fikir ve inanç hürriyeti" ile"ifade hürriyeti"nin üst üste bindiği bir anayasal-yasal koruma alanına sahip; inanma, inancını yaşamak, yaşatmak için yayma hakkı doğal olarak seyahat hürriyetini de getiriyor. Kitap, "Hıristiyan misyonerliğine düşmanlık" bu üç hakkın kalkanı hiçe sayılarak, devletin de ortak olduğu bir harekatla nasıl üretiliyor, örgütleniyor ve icra ediliyor sorusunun yanıtı.

**

Neredeyse periyodik olarak cinayetlere varan hukuksuzlukların, kitap okunduğunda, bir başka hukuka dayandığını anlıyoruz. Devletin ve kurumlarının ve elbette onların sahiplerinin ve mensuplarının (toplumsal egemenlerle ittifak içinde oldukları) başka bir hukuku var. Kitapta anlatılan ölçekte işbirliklerini daha önce de yaşadı Türkiye. Komünizmle mücadele, Kürtçülükle mücadele, İslamcı akımlarla mücadele hep bu yöntemlerle yapıldı. Ama en geniş işbirliğinin'Hıristiyan misyonerler' üzerinde sağlandığını yani cinayetlerde ve cinayetlere giden yol yordamlarda bir "milli mutabakat" olduğunu belgeliyor kitap.
Bu milli mutabakatçılar kim? Hangi hukuka dayanıyor? Birinci sorunun yanıtı, ikinci soruya da açıklık getiriyor beraberinde: Onlar devlet kurumları başta olmak üzere, devletin ve toplumun egemenleri, egemenliklerini sürdürebilmek için baştan belledikleri "homojen toplum" idealine bağlılar. Hukukları da bu ideale giden yolda her şeyi mubah sayan arkaik jakoben hukuk anlayışı. Anlayış arkaik ama uygulama hayli güncel. Bu anlayış fikir ve ifade özgürlüğünü kendi icat ettiği veya bağlı olduğunu ilan ettiği kutsallıklar alanında geçersiz sayar; hukukları en veciz ifadesini mevcut anayasadaki "...ama" kalıbında bulur. Toplumu ve onun bireyini belli bir formda sabitlemek ister, çünkü ona göre toplum devletin devlet etmesine yarayan bir enstrümandan ibarettir.
**

Bir yanı bütün mevcut devletlerde bulunan bir anlayış bu, bir yanı da Türkiye'nin özgün tarihsel mirasından gelir. Gayrimüslimlere siyaset hakkı tanımayan Osmanlı yönetim biçiminin üstüne, hedeflediği ideal toplum ve bireye uymayan her şeyi tornadan geçirme, olmadı ürkütme, olmadı yok etmeye yönelmiş İttihatçı/Kemalist yönetsel biçimi eklediğimizde, "milli mutabakatçı"ların kim olduğunu ve ne olduğunu görürüz. Bu iki anlayışı temsil edenler, egemenlikten paylarına düşenleri artırma konusunda birbirleriyle sık sık kapıştığı için, uzlaşmaz zannedilir. Oysa iç içedirler. Bugünkü iktidar bunun en büyük kanıtı aslında.
İşte İsmail Saymaz'ın kitabı, bu iki anlayış sahiplerinin en az bir konuda nasıl canciğer kuzu sarması formunda ittifak ettiklerinin tutanağı.
Kitabı, Nuri Bilge Ceylan'ın 'Bir Zamanlar Anadolu'da filmini izledikten kısa süre sonra okudum. Filmde doktorun yüzüne sıçrayan kanın şifresini çözmek isteyenlere çok şey verecek bir tutanak İsmail Saymaz'ınki, hilesiz bir tutanak, otopsi kayıtları dahil.

0 yorum:

Yorum Gönder