15 Ekim 2011 Cumartesi

Kardeş kavgası, barış ve yasa

Kan, gözyaşı ve barut.
Ne oluyor?
Ne oluyor, kanun-i kadim üzere, ama kardeşliğin değil, iktidarın kanun-i kadimi üzere iş işleniyor. İrili ufaklı, olmuş, olmamış, genç, yaşlı çeşitli iktidarlar, devletler, devletçikler ya da aday-devletçikler kendi çarşılarında kendi ticaretlerini yürütüyor. Savaş çarşısında, kase kase kan alıp kan veriyorlar ağızdan ağıza. Yağmur değil ateş yağıyor, kök değil ateş çıkıyor topraktan. Bildik öykü. Kaç yüzbin yıldır bildik öykü.
Bir ihtimal daha var mı?
Bir değil ikidir o ihtimal hep: Ya kardeşi öldüreceğiz, bize dünya kalacak. Saltanat. Dünya saltanatı.
Kardeşsiz bir dünya. Ya da öldürmeyeceğiz, kardeşimiz yaşayacak, bize iki dünya kalacak. Biri bizim, biri kardeşimizin. İki de değil, en az az üç dünya, benim, kardeşimin ve ikisinin oluşturduğu dünya. İlki saltanatın bilinen, kapalı, çıkmaz yolu, ikincisi kardeşliğin bilinmeyen, açık, hep çoğalan dünyaların yolu. Var yürü, hangisini dilersen.
Devlet devlet dediğiniz, dedikleri nedir? İktidar? Saltanat? İşte II. Mehmet'in yazıya geçirdiği kanun. Anayasa. Hala yürürlükte mi? Olan bitene bakılırsa, evet: “Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizâm-ı âlem içün katletmek münâsibdir. Ekseri ulemâ dahi tecviz etmiştir. Anınla âmil olalar."
Zaten dili biraz eski diye, 12 Eylül generalleri tarafından güncellenmişti. Elimizdeki yazılı olan anayasayı kazırsak, altından bu yazısız olan çıkar. Şimdi yeniden güncellenecek, anlaşılan.
İşte bugün de bu kanun-i esasi üzere iş işleniyor. Ekseri ulema bugün yine veriyor aynı cevazı. Ulema öyledir, işi cevaz vermektir zaten. Bilgi birikiminin, sermaye ve iktidar birikiminden daha masum olduğunu kim söyledi? İşte bugün de kendilerine saltanat müeyesser olanlar, kardeş katlini dünya bekası, nizam-ı alem için kanun olarak uyguluyor.
(19 Ağustos 2011, Radikal İnternet)

0 yorum:

Yorum Gönder