17 Aralık 2015 Perşembe

Kapıyı kıran kimdir?


Kapıyı vuran kimdir?

Kapı. Der. Derî. Kapı, evdir. Ev, hane. Yuva. Hêlin. Mal. Xanî. Kapı yoksa, ev yoktur. Ev yoksa, sokak, cadde, köy, kasaba, şehir yok.

Kapı, duvarı oda, ev yapandır: “Duvar dilsizdir. Kapı konuşur.” (George Simmel)
Kapı, içeri alır ve dışarı bırakır. İçeriyi, evi, yuvayı, dışarıdan, yuva olmayandan, kurttan kuştan, yırtıcıdan, alıcıdan, öteki berikinden korur. Kapı, evin ev olduğu yer, evin açıldığı yerdir, açık olduğu yer; demek evin zayıf olduğu yer, evin zayıflığıdır kapı. Açık olan, açıkta olan, zayıf olandır. Fakat bu zayıflık olmadan da ev olmaz. Ev de oda da, otağ da. Ev açıktır, kapı örter; kapı örtülünce evin/odanın/otağın/şehrin güvenliği, gizliliği, korunması umulur. İçerisi ile dışarısı kapı ile başlar. Kapı, bütün evin örtüsüdür. Örter. Gizler. Saklar. Korur. Kapının gücü, evin gücüdür. Güçsüzlüğü. Oradan girilir. Oradan çıkılır.


*
Oda, tanışı tanıştan ayırır çoğun, handa, otelde, pansiyonda... değilsem, odanın arkasında kim olduğunu bilirim. Benim. Tanışlarım. Oda kapısı bilinene açılır daim. Oda kapısı da ama bir için daha içidir. Petekteki arıların komşuluğu. Kapının gücü ve güçsüzlüğü orada da vardır. Oda kapısı vurulunca, kimlik sorulmaz da, nelik sorulur daha çok: Ne var? Ya da, yadası basit: Gir. Gel. Buyur.
Evin kapısını vurana kimdir, sorulur; odanın kapısını vurana nedir kimi yerde daim, kimi yerde çoğun, nadiren buyur.

*

Kürtler, kapıyı kapatmaz, kapatmaz. Dil, Kürtçe buna izin vermez. Kapıyı "alır." İçeride de kalsa, dışarı da çıksa, "Kurd, dêrî digirin." Kapı çünkü, "kapatılamaz", kapatılmış kapı, bitmiş evdir de. Kilitlenebilir, "tê koz kirin", alınabilir, "te girtin", fakat kapatılamaz. 
Kilit, anahtar ister. Anahtar, dostlar içindir, düşman, hırsız, uğursuz, kötü, her türlü girebilir; nadiren vurur kapıyı... 
Kapı vurulur, çalınır...

*

Kapı vurulunca...

Kapıyı vuran kimdir?
"Kim o? Kimdir o?"

Kapı vurulunca...

*
Günün kapıları açılır
dilin kapıları gibi,
bilinmeyene
(Octavio Paz)


*
Kapıya gelen, kapıyı vuran dost ya da düşman olabilir. Fakat kapıyı vuran düşman olsa bile o kadar da düşman değildir, henüz. Henüz, o kadar da dost olmadığı gibi. İyilik için gelmemişse bile kapıyı vuran, kapının açılmasını, kendisine açılmasını ister, henüz söyleyecek sözü ya da dinleyecek sözü vardır.
Söz. Demek, dil. Kapıyı vuranın dilini anlar mıyım? Kapıyı vuran dilimi anlar mı? Bilemem. Aklıma bile gelmez öncelikle, ancak yine de bilemem, dilimi bilmeyen biri kapıma gelebilir. Kapı vurulunca, kapı açılınca, gelenle açan aynı dili konuşmasa bile bir anlaşma yolu mümkündür. Peki gelen, kapıyı vuran, sadece kendi dilinin konuşulmasını istiyorsa? Kimdir o gelen o zaman? Benim kapımda, niye sadece kendi dilinin konuşulmasını istesin? Sadece onun dilini konuşmaya mecbur olabilirim, dilimi bilmediği için kendimi buna mecbur hissedebilirim; kapıyı vuran, öteki, hiç tanımadığım, tanrı misafiri, mecbur hissedebilirim. Kapıma gelmiş, kapıma durmuş, kapımda durmuş, kendimi onu anlamaya mecbur hissedebilirim, derdi ne, tasası ne, gayesi ne, isteği ne? Ve anlatmaya…

“Zalimin elinden kapına durdum.”

*
Kapıyı yüzüne kapatabilir ya da tercümanlık yapabilecek birini arayabilirim.
Kapıyı yüzüne kapatabilirim. “Başka kapıya.” Kapı duvar. Duvar, ölüm gibi, tek dili konuşur: Tek hecesi, tek kelimesi, tek cümlesi, tek paragrafı vardır. Dur. Dön. Git. Defol. Sana yer yok. Sen, o yüzde kalacaksın. Kapı duvar olunca, içle dış tamamen ayrılır. Senle ben arasında aşılmaz eşik.

*
Sadece onun dilini konuşmadığım için kapıma gelmişse peki? Sadece onun dilini konuşmam için. Onun dilini konuşmadığım için kapımı vuracak ve bunu bana söyleyecekse, benim dilimi bilmesi gerekmez mi? Hiç değilse bunu söylemek için? Yoksa nasıl bileceğim, onun dilini konuşmaya mecbur olduğumu? İçimden gelen mecburiyet, düşman da olabilecek tanrı misafiri ya da zaten düşman olan bildiğim biri için iş başında olabilir: Dostluğu, konukseverliği ya da düşmanlığı söylemek, sözlemek için onun dilini bilmeye mecbur hissedebilirim. Fakat nasıl mecbur tutulabilirim, kapıma durmuş da olsa, nasıl bir mecburiyet bu?


*

Kapıyı vuran dost olabilir.

"Aç kapıyı, ben geldim."
"Sen mi geldin?"
"Ben"
"Ah, ne iyi ettin."

*

Düşman da olabilir. Kapıya dayanılmıştır.

"Ne geldin?"

İkisi de olmayabileceği, herhangi biri, bir tanrı misafiri, bir kimse olabileceği gibi... Dost da olsa, düşman da olsa, kapı vurulduğu sürece, henüz, o kadar da kötü değildir durum.


*
Kapının vurulduğu an, kapı vurma sesi, bedeni yerinden oynatır.
Sevinç ya da korku, tedirginlik ya da sükunet... İçerdeki kıpırdar, kapıya seğirtir, koşar, ayaklarını sürüyerek gider. Kapı vurulmuşsa, vurulma sesi işitildiği andan itibaren beden değişir. Kapı, güvenliği, gizliliği, yuvayı örten, kapatan yer olarak, onu açan yer de olduğu için, kapıya kayıtsız kalınamaz. Evin kapısı, dilin de kapısıdır, ruhun da kapısıdır. Bedenin de.


*
Bir de kapıyı kıran var. Kapıya dayanan değil, doğrudan kıran. Koçbaşıyla. Balyozla. Topla, tüfekle.

Kapıyı vuran kimdir? Bilmek zor, daima zor. Fakat kapıyı kıran kimdir? Onu bilmek kolay, daima kolay.
Kapıyı vuran, hiç dost olmayabilir. Yine de kapıyı vurduğu sürece, o kadar da düşman olmayabilir.
“Buyrun.”
Zorla girecek. Polis. Zabıta. Kolluk. Emir. Ferman.
"Polis!"


*
Nasıl girecek?


*
“Galoş giyin.”
Galoşla eve girme, yabancılığı kabul etmedir; evine geldim, evine gelmeye mecbur oldum ama evine ayağımın tozunu taşımayacağım, yabancıyım, mecbur olduğumu yapıp gideceğim, ev senin ve ben bunu biliyorum. 

Galoş giymeni istiyorum, tanış değilsin, tanrı misafiri değilsin, zorla gelmişsin, devletsin, girmene engel olamam ama evimi, yuvamı, ev, yuva olarak kalsın diye sınır koyabilirim sana yine de. Galoş giy.

Galoş giymeyi reddeden, galoş giymeyen, galoşsuz ve ayakkabılarıyla eve giren, senin evini tanımam, seni tanımam, eşiğini, evini çiğnerim der. Dedi de. Dedi ve vurdu kadını. Ah! Dilek Doğan, evi tanımayanlarca öldürüldü. Düşmanca. Ah! Evi tanıyanlarca, evin ev, yuvanın yuva olmasını istemeyenlerce.
Kapıyı vurmuştu, dost değildi, ama o kadar da düşman mıydı? O kadardan da fazla…

*
Kapıyı kıran kimdir?
O bellidir, belli bir kişidir, kim olursa olsun: İçerideki onu hiç tanımasa da, kapıyı kıran tanış biri olmasa bile, bilinen biridir. Kapı kırılırken, kapı vurulurken yaşanan ikirciklik yaşanmaz: O, kapıyı kıran, o düşmandır. 
Ev, hane, yuva, hêlin, kapıyı vuranda bir dostluk göremese bile bunu umabilir, düşmanlığın hiç değilse haneyi yıkacak, viran edecek düzeyde olmadığını umabilir, ama kapıyı kıranda tartışma yoktur. O bellidir. O düşmandır. Mutlak düşman. Haneyi yıkmaya, evi harabetmeye, yuvayı dağıtmaya gelendir o. 
İçeri girmek değildir kapıyı kıranın istediği, içeriyi yok etmektir. İçeriyle dışarıyı birbirine katmak. Evi, yuvayı dağıtmak. 
Ne yapabilirim?
Ne yapabilirim ki?

"Tu bi hesreta hêlîna keviro"



*
Kapı kırılınca ev yıkılır. Ocak söner. Kapı kırılınca içerisi, dışarı kadar tehlikeli, güvensiz, sırsız hale gelir. Ev yıkılınca şehir yıkılır. Kapı kırılınca ruh kırılır, beden kırılır.
Kapıyı kıran, dili kırandır, ruhu kıran, bedeni kıran. Ali kıran baş kesen.

*
Kapı bilinmeyene açılır. Günün kapıları da, yılın kapıları da, dilin kapıları da, evin kapısı da. Bilinmeyen, her zaman kapıdadır. Kapıyı vurmuştur ya da vuracaktır.
Kapıyı kıran, bilinendir. “Sana düşman, bana düşman.”
Dilime. Son sığınağım olan evime, dilime. Dilimin son sığınağı olan evime, yuvama.


*

"Zalimin elinden kapına durdum."
Yetiş ya erenler canımdan oldum."


*
“Bitki dostu Fernand Lequenne, karısı Mathilde’le birlikte dolaşırken bir kara çalı kümesinin içinde bir çalıbülbülü yuvası görür: “Mathilde, diz çök, parmağını uzat, ince köpüğü duyumsa, parmağın havada kalsın….


“Birden bir ürpermeyle sarsıldım.
“İki küçük dalın oluşturduğu çatalın ortasına yerleştirilmiş yuvanın kadınsı anlamını keşfetmiştim. Çalılık, gözümde öylesine insani bir değer kazandı ki, bağırdım:


“-Dokunma, dokunayım deme sakın”

(Gaston Bachelard, Mekanın Poetikası)

0 yorum:

Yorum Gönder