30 Aralık 2015 Çarşamba

Milli Savunma Bakanlığı olarak baro


İstanbul Barosu sayfası bununla açılıyor ama...
Baro, savunma örgütü, yok milli savunma değil, hukuki savunma.

Yargının üç ayağından biri. Savunma meslek erbabının teşkilatı. İyi bir "yargı" için iyi bir "yargıç"tan daha önemli bir kurum. "Savunma"sız bir yargı, yargısız infazla eşit olur.
İstanbul Barosu, dünyanın en "büyük"lerinden biri, belki de birincisi. Bununla çok övünürler. Nüfus olarak. İş niteliğe gelince, işler karışıyor biraz.
Buyrun, 29 Aralık'ta İstanbul Barosu'nun deklarasyonu.

Başlık, şöyle, kaskapital yazılmış, bağırıyor yani:


Bu ne hiddet, bu ne celal


Konu, Demokratik Toplum Kongresi'nin açıklaması. Açıklama 14 madde ya, baromuz da 14 maddeyle dökmüş kağıda hiddetini.

Hiddet dolu metin. Olur. Hukukçular, savunmacılar, avukatlar da hiddetlenebilir. Hiddetlerini bir bildiriye motor yapabilir. Yapabilir de, biraz hukuk olur içinde yaptığının. Bir "hukuk" teşkilatı, bir "savunma" teşkilatı konuşuyorsa, bildiri yayınlıyorsa, 14 madde kelam ediyorsa, içinde hukuk aramak haktır.
Bildiride "hukuk" diyor tabii, altı defa. Olabilir, "hukuk" demek başka, hukuk konuşmak başka zaten.


*

Yeni anayasa isteme suçu?


İlk defa 12 nolu paragrafta "hukuk" diyor, işte o hukuk: "

"Yeni Anayasa"talebinin gerçek amacı, Anayasanın değiştirilemez maddelerinin bir oldu bitti ile değiştirilmesi suretiyle amaçlanan bölünmenin Anayasal alt yapısını, hukuki dayanağını oluşturmaktan ibarettir. Ancak bu hukuken de fiilen de mümkün değildir."

İstanbul Barosu Başkanı Dr. Ümit Kocasakal
Yani? Hukuken ve fiilen mümkün olmayan bir şey sizi niye böyle hiddetlendirdi arkadaş diye sorası geliyor insanın ya, iş ondan ileri: Bir "savunma" kurumu, bir hüküm vermiş, diyor ki, "yeni anayasa" talep edilemez. Edilirse "gerçek amaç" kendisini belli eder, amaç, "anayasanın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesi suretiyle amaçlanan bölünmenin anayasal alt yapısını, hukuki dayanağını oluşturmaktan ibarettir..."
Yani? 12 Eylül'ün anayasası çok güzel diyor. Bu anayasayı değiştirmek istemek, değiştirilemez maddeleri değiştirmek istemektir diyor. "Hukuki dayanak oluşturmak" bir hukukçu teşkilatının korkacağı bir şeymiş, onu da öğrendik. İstanbul Barosu 12 Eyül'cüymüş, onu zaten biliyorduk.


*

Suç duyurusunun usulü yok mu?


Sonra bir daha "hukuk" diyor; şöyle:
"Bilinmelidir ki, hangi oy veya çoğunlukla olursa olsun, hukuken değiştirilemez maddelerin değiştirilmesi imkanı bulunmamaktadır. Üstelik bu hukuki gerçek karşısında, bu yöndeki her girişim Türk Ceza Kanunu’nun 309.maddesindeki suçu oluşturacaktır. Buna izin verilemeyeceği açıktır."

Hukuken değiştirilemez maddelerin değiştirilmesi imkanı yokmuş. E yoksa derdin ne? Bu suçtur diyor, suç duyurusu yapıyor sanki. Suç duyurusu yapmanın usulünü baro bilmiyor mu, yoksa kamuya konuşmakla başka bir amacı mı var? Baro musun, devlet misin, Milli Güvenlik Kurulu musun?


*

Hukuk var mı yok mu?


Sonra bir daha hukuk diyor, şöyle:

"Ülkemizin üzerinde bu karanlık oyunları oynayanlar da mevki ve konumları ne olursa olsun, er geç hukuka hesap vereceklerdir."

DTK bildirisine posta koyarken, "mevki ve konum" sahiplerine parmak sallanması biraz enteresan, er geç hukuka hesap vereceklerini söylemek bir kehanet de değilse, somut bir suç duyurusu ise, usulü belli. Ama hakkını yemeyelim, hukuk diyor, er geç hesap verilecek bir yer olarak hukuk.

Niye er geç? Bugün veremezler mi? Yoksa bugün hukuk buna yetersiz mi? Ya da cevaz mı veriyor? Anayasa orada, yasalar orada, bildiride de var zaten, niye bugün vermiyorlar de er geç verecekler?
Bugün hukuk varsa, buyurun hukuka götürün efendiler. Yok, bugün hukuk yoksa, bildiri neyi koruyor? Neyi savunuyor?

*
En son hukuk derken, bir anayasa tekerlemesi tekrar ediliyor, orada deniliyor: "... laik sosyal hukuk devleti..."

Hukuk devleti. Hukukla kurulan, hukukla çalışan, hukukla sınırlanan ve hukuk önünde hesap vermeye hazır devlet. Bunu koruyacağız, bunun için mücadele edeceğiz, çalışacağız, sonuna kadar, falan filan... Buyrun, görelim mücadelenizi. "Hukuk devleti" sizi kovuyor mu?

*

MHP baroya bağlansın


"Hukuk" bu kadar, baroda.
Baro ama müthiş bir siyasal mekanizma, aygıt, örgüt.
Diyor ki, "Ayrılık deklarasyonu anlamında dile getirilen bu talepler emperyalizm destekli bir etnik kalkışma ve ayaklanmanın ulaştığı aşamayı göstermektedir."

Sorunu tanımlıyor baro, ama bir baro tanımlaması değil bu, MHP'liler, AK Partililer, BBP'liler içinde aynı cümlelere imza atacak kişi sayısı, İstanbul Barosu'nun dillere destan nüfusunu binle çarpar. Neyse. "Emperyalizm desteği"ni nereden biliyor baro? Şöyle,

"Hedeflenen "özyönetim" in "özü" nün ve amacının ne olduğu, "Biji serok Obama" sloganında saklıdır."

*
"Bijî serok Obama"

Baro, ciddi bir örgüttür. Değil mi? Kamera önünde zevzeklik yapmış üç beş kişinin bir kere attığı, bir daha da duyanın görenin olmadığı bir slogandan bu kadar müthiş sonuçları çıkarmak, kahinlerin, şahinlerin, komplo pirlerinin işi olabilir, işi "norm-olgu" bağını anlamak ve değerlendirmek olan baroların işi olamaz. Gören de sanır ki, HDK bildirisi "bijî serok Obama"  diyor.
Biri çıkıp "Bijî serok Ümit" dese, misal, Kürtler ulusalcı mı olacak? Ya da faşist filan?

Kürt sorunun, "etkin kalkışma" olarak tanımlayan bir baro, kendisini MHP'nin hukuk bürosu olarak adlandırsa, daha hukuki davranmış olur. Hoş, nice MHP'li hukukçu gördüm, bu kemale erememişlerdi daha. Belki de MHP baronun siyasi kanadı olsa, feyz alsa az...

Bir de şu var ama: Şu anda yürürlükteki sokağa çıkma yasakları, sokaklarda katledilip sokaklarda çürüyen cesetler, buzdolaplarındaki çocuklar, morgda başka ölülerin koynuna konulmuş süt bebekleri, konu "hukuki" değil de "etnik" ve "emperyalistik" olduğu için herhalde, baronun ilgi alanında değil. Baro "emperyalizm destekli etnik kalkışma" derken, aynada kendisine konuşmuyorsa, "hukuk"un yerini de bilirdi. Bir "etnik kalkışma" olsa bile, bir de hukuk diye bir şey vardı.
"Anayasanın ilk üç maddesini değiştirme amacının gizlenmesi..." fikri yazıda çok kuvvetli, o kadar kuvvetli ki, insan baro mu konuşuyor, kışlanın kantininde 20 yaşındaki çocuklar mı hiddetlenmiş ayırt edemiyor. Efendiler, "Anayasanın ilk üç maddesi dahil, hepsi değiştirilmelidir" diyen siyasi partiler, sivil örgütler neyi gizlemiş oluyorlar Allah aşkınıza? İnsan ilan ettiği şeyi nasıl gizler? Siz de değiştirilmesine karşı olduğunu söylersiniz, olur biter. Bu kadar laf niye?
Ama bağcıyı dövmek güzeldir her zaman, cüppenizi giyer girişirsiniz, dünyanın en kalabalığısınız ya, çağırın kahveden üç beş...

*

Baro metninde çok güzel bir cümle var: "... takke düşmüş kel görünmüştür..."
E senin takke başındayken görünüyor her şey? 

*
Baro bir de hem Oslo'ya hem de şimdi "buzdolabı"na kaldırıldığı söylenen son "açılım"a çok öfkeliymiş, onu da anlıyoruz. Yani "savaş" diyor baro? Barış, çözüm vs süreçlerine karşı olduğuna göre? İstanbul Cumhuriyet Savcısı da askere gitmek istiyordu, Baro Yönetim Kurulu ile bir tim olsalar ya...


*

Parti düşmanı olarak baro


Bir 10 numaralı paragraf var ki, tam paragraf, ne cevherler var içinde:

Bir hukuk örgütü, İstanbul Barosu, bir siyasi partiyle, HDP ile dalaşa girmiş. Ama ne dalaş!

"... bölgedeki feodal düzene karşı tek kelime etmeyen" diyor, HDP için. Bölgedeki feodal düzen? Gören de sanır ki Kürdistan bir derebeyliği tarlası. Madem sen niyet okuyorsun, ey baro, biz de okuyalum: Kürt ulusal kültürünü "feodal" olarak tanımlayıp kolayından tarih dışına niye itiyorsun? Sözde lafını çok seviyorsun ya, buna da sözde bilimsellik derler. 1925-1938 arası Kürt katliamlarının bu sözde gerekçesine sahip çıkmak, kişisel hobi olarak Baro Yönetim Kurulu üyelerinin ifade özgürlüğü çerçevesinde kabul edilebilir, saçmalamak da fikir özgürlüğü prensibi tarafından korunur, fakat bir baro böyle saçmalayabilir mi?
HDP, çok kötü bir parti, her baronun kınaması gereken, niye mi, çünkü bir de "...emperyalist güçlerin Ortadoğu'daki varlığından rahatsız olmak bir yana onları davet eden..." bir partiymiş baromuza göre. Davet? Rusya'yı mı çağırmış, ABD'yi mi? Fransa'yı mı çağırmış, Britanya'yı mı? Nerede yapmış bunu? Barosun ya, senetsiz, mesnetsiz, delilsiz konuşmak ayba girer, göster de bilelim. Üyeniziz sonuçta.
HDP bir de "...olaylara emekçinin ve yoksul halkın safından bakmak yerine etnik gözle bakan" bir partiymiş. Emekçi ve yoksul halkın safı, baronun da safı demek ki. Peki. Diyadin'de iki fırın işçisi çocuk kurşuna dizildi, cesetlerine gerilla elbisesi giydirilmeye çalışıldı, sonra ne oldu? Gömüldü çocuklar. Sen o emekçilerin safındaydın madem, o gün ve o günde bugüne neredesin? Emekçiyi kurşuna dizdiler, benden duymuş olma ama... Ha, pardon, onlar, "etnik" değil mi? "Etnik" diye vuruldular, biliyorsun sen de, o zaman HDP versin hesabını değil mi, etnik ölülerin sorumlusu çünkü "etnik" partilerdir değil mi! Hukuk çünkü bunu gerektirir.

"Tekke ve zaviyelerin açılması yönünde kanun teklifi veren" bir parti olmak ne kötü! Hukuki sorun ne peki? Baroyu ilgilendirecek hukuki sorun?
Devamında,."gerici ayaklanmaları anan ve kutsayan bir partinin..." Gerici ayaklanmalar? Söylemiyor ama lafın tamamı aptala anlatılır diye söylemiyor, Şeyh Sait ve Seyit Rıza meselesini söylüyor. "Feodal" demişti ya... 1925-38 arasındaki katliamları, jenosit boyutuna varan Dersim'i anmayı dert edinmiş baro. Kırımı, katliamı, jenositi değil, anmayı! Gerçekten de tam hukukçulardan beklenmesi gereken bir tavır, havadan sınır ticareti yapan çocuklara bomba yağdırmayı, orman yakmayı, anayasaya ve yasalara açıkça aykırı sokağa çıkma yasaklarını dert edecek değil ya! Onun için askerler var.

Elbette, bir baro yönetimi "üniter devlet" yanlısı olabilir, "Kemalist" olabilir, "sosyalist" ya da "islamcı" olabileceği gibi. Fakat, hukuk cahili olabilir mi? 14 maddede bir tane mi hukuki argüman olmaz, "ilk dört madde değişmez"den başka?

*


"Gerek bu parti gerekse terör örgütü hiç bir şekilde Kürt kökenli yurttaşlarımızı temsil etmemektedir."
Bu cümleyi Yalçın Akoğan mı yazdı, merak ettim birden. Erdoğan'a iş mektubu gibi duruyor da cümle. Yok ama, bu iktidarı da beğenmiyor baro. Cümledeki hukuk?
"Terör" lafına hiç girmiyorum, bu metni yazmış bir heyete, "Terör, hukuki bir kavram değildir. Hukukta "terör" meselesi zorlu meseledir, öyle boş beleş kullanılmaz" filan diyecek değiliz. Fakat, HDP'nin kimi temsil edip, kimi temsil etmediği Baro'ya mı kalmış? HDP'nin birilerini temsil etmesinde ya da temsil ettiğini söylemesinde ne gibi bir sorun var? Bu nedir? HDP'yi kapatma talebi mi? Talimatı?

"Küresel emperyalizm, BOP..." Yani Kürt sorunu, budur diyor baro.


*

Ve müthiş bitiyor metin:

"Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesini, parçalanmasını içeren emperyalizm ve onun yerli işbirlikçilerinin 100 yıllık bu "rüyası" yine "rüya" olarak kalacak, bunu talep edenler içinse "kabus"a dönüşecektir!"
Baro mu konuşuyor, başbakan mı, cumhurbaşkanı mı, kestirmek zor. "Hain" lafının afili versiyonu. Kabus gördürme baronun yeni yetenekleri arasındaymış, onu da öğrendik.
Kabus yok yani, daha gelecek. Cizre'de, Silpoi'de, Dargeçit'te, Sur'da kabus yok, daha gelecek kabus. Allah fırsat vermesin demekten başka ne yapabiliriz?

*
Baro'nun sayfası, Tahir Elçi ve aynı gün öldürülen polislere başsağlığı ile açılıyor. Takipçisi olacağız diyor. (Tahir Elçi ölmüşken, polisler "şehit olmuş"tur, tıpkı başbakanın dediği gibi. Buradaki ayrımcı akla girmiyoruz bile) Hukukçu, meslektaşımız diyor. Tarifsiz acı ve keder içindeyiz diyor. Meslektaşınız mıydı sahiden? Sokağa çıkma yasaklarına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yaparken o siz ne yapıyordunuz? Kürdistan'daki hak ihlallerinin takipçisiyken ne yapıyordunuz? Şimdi ne yapıyorsunuz?

*

Baro, savunma örgütü dedik. İstanbul Barosu bunu "milli savunma bakanlığı" ile mi karıştırıyor? Genelkurmay Baro'ya bağlansa, hükümet de rahat eder sanki, çatışma buzdolabında madem...


-----------------------

Barolar bir tuhaf, daha önce de yazmıştım, o yazıdır: Üç kahraman baro!

0 yorum:

Yorum Gönder