17 Mayıs 2013 Cuma

Hrant ‘millet’ten sayılmadı!


Her fiilin, nefes almanın 
bile ‘terör’ olarak tanımlanabileceği bir ceza sistemi içinde, 
etnik-dinsel-siyasal sebeplerle 
örgütlenip bombalama, tehdit ve cinayet ‘terör’ sayılmadı. Yargıtay'ın 
"gerekçeli" kararı da çıktı. 
Açıklanan kısa karardan daha da vahim. Sayfalarca hataları gösterilebilir, ama analitik açıdan gidebileceğimiz yer hep aynı. Aslında, çok zaman önce, ilk karar verilince yazdığım bir yazıdan daha  fazla söylenecek bir şey yoktu belki de. Ama işte insan duramıyor, bir işe yaramayacağını bilse de söylemek istiyor. O yazı: Dinibir uğruna giden Ermeni.




***
Yargıtay 9. Ceza Dairesi Hrant Dink davasında, faillerin " terör örgütü" değil "sıradan örgüt" üyesi olduklarına karar verdi. Kararın sanıklara verilecek cezaları artırmak gibi olumlu, arkasını aydınlatmak gibi amaçlar açısından olumsuz ayrıntıları, Mesut Hasan Benli’nin bugün Radikal’deki haberinde var. Ek olarak belirteyim ki, “örgüt var” demek cezaları artırsa da, “terör örgütü”ne göre infaz çok ama çok hafif kalıyor, malum.
**
Dosyada ‘terör örgütü’ bulunmamasının özel anlamı var.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun ünlü birinci maddesiyle başlayalım:
“Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”
Madde, Türkiye ceza sisteminde “terör” kavramı etrafında oluşan mevzuatın ve içtihatların çekirdeği. Eleştiriler malum: O kadar geniş ve belirsiz ki, içine girmeyecek eylem bulmak zor. Bu nedenle TMK’ya ve onun atıfta bulunduğu TCK’ya dayanılarak verilen kararlardan AİHM ceza üstüne ceza kesti.
“Terör” kavramının (tüm sorunlara rağmen) yürürlükteki hukuk içinde çerçevesini ararsak, TMK’nın 7’inci maddesini de hesaba katarak, TCK’nın 302’inci maddesine gideriz. Bu üç madde ışığında kanun koyucu ve uygulayıcılar terörü a) toprak birliği b) toprağın üstünde yaşayan nüfusun (yani millet’in ya da ulus’un) birliği-dirliği ve c)  hepsini çekip çeviren devletin, yani egemenliğin birliği aleyhine eylemler olarak anlıyor. Yargıtay Başsavcılığı tebliğinde, “Dink cinayetiyle sanıkların kaos ve kargaşa yaratarak Anayasal düzeni değiştirmeyi kalkıştıkları” görüşünü dile getirirken, bunu tekrar ediyordu. Tebliğname Dink’in katillerinin fiilini, a) devlet b) millet c) toprak birliği-bütünlüğü aleyhine fiil olarak tanımladı açıkça.
Şimdi, 2004’te bir lokantaya bomba atılmasıyla kendisini ortaya koyan örgütün (Daire böyle kabul etti) Dink cinayeti dışında da tehdit yöntemlerine başvurmuş bir örgütün, terör örgütü sayılmamış olmasının vahim anlamına gelelim:
Daire kararını günlük dile tercüme edersek:
Etnik, dini ve siyasi saiklerle örgütlü cinayet, ‘toprağı, milleti, devletiyle bölünmez bütünlük aleyhine’ değildir.
Suç örgütlerinin etnik, dini, siyasi görüşleri nedeniyle can almaları ‘toplumsal barış’ı bozmaya elverişli değildir.
Suç örgütlerinin etnik, dini, siyasi görüşleri nedeniyle can almaları, ‘temel hürriyetleri yok etme’ anlamına gelmez.
Aynı topraklar üzerinde yaşayanların bir kısmına karşı din-dil-etnik-siyasi görüş farkı nedeniyle örgüt kurulup saldırılması ‘terör’ değildir.
Neredeyse her fiili içerecek genişlikteki “terör” kavramı, geniş bir suç şebekesinin etnik, dini ve siyasi nedenlerle işlediği cinayet fiiline nasıl uygulanamaz? Yanıt devlet aygıtlarının kadim ideolojisinde. Yani “a) devlet b) onun milleti c) toprağı” kavramlaştırmasının içeriğinde. Hrant Dink’in (ve mensubu olduğu Ermeni toplumunun) “millet”in içinde görülmemesinde.
(16 Mayıs 2013 perşembe, Radikal)

0 yorum:

Yorum Gönder