8 Mayıs 2013 Çarşamba

Sokağı sokak yapan meyhane


Çok zaman geçti. 1995'te, 
Beyoğlu dergisi için yazılmış bir yazı. 
Mini Meyhane artık yok. 
Benzerlerini yok etme 
prosedürü de yürürlükte.  
Şimdi yazar mıydım 
böyle bir şey bilmiyorum, 
yazsam da böyle yazar mıydım, 
bilmiyorum.  Olmuş 
bir kere işte, 
iyi okumalar, meraklılarına...


Beyoğlu'nun 'meyhaneler sokağı' Nevizade'nin bir ucu Balıkpazarı'na, diğer ucu Mini Meyhane'ye dayanır. Balıkpazarı, hakkında yabancıların bile ayrıntıyla konuşabilecekleri kadar tanınmış, İstanbul'la ilgili her rehberde, her kitapta, her anıda, kendine yer bulmuş, kentin tarihi, turistik, kültürel nostaljik... ve çok meyhaneli sokaklarından biridir.
Bütün canlı görüntüsüne rağmen, en cıvıl cıvıl denilecek dakikada bile her an bir kartpostal enstantanesi olarak donmaya hazır duran Balıkpazarı'ndan Nevizade'ye girildiğinde büyük bir atmosfer değişikliği yaşanmaz: Klasik İstanbul meyhaneleri ile turistik içkili lokanta arasında yer tutan mekanların ve bu mekanların sokaktaki uzantısı olan masa ve sandalyelerin etrafında müşteriler, garsonlar, seyyar meze satıcıları, gül, karanfil ya da mendille ticarete fırlatılmış çocuklar, fotoğrafçılar, içkili eğlenmenin bütün icaplarını iyi ezber etmiş bir biçimde konuşur, bağırır, ısmarlar, getirir, içer, döker, şarkı söyler... dururlar.


Sokağın alt tarafında ise bütün havası farklı ve bütün havayı farklılaştıran Mini Meyhane yer alır. Nevizade biraz turistik, çokça kalantor bir kapalıçarşı değil de bir sokaksa eğer, sadece Mini Meyhane'nin bulunduğu yer itibarıyla sokaktır: Sokak köpekleri, sokak kedileri ve sokak çocuklarıyla sokağın değeri hakkında eşit olmasa da ortak sayılabilecek duygu ve düşünceleri (Çoğu için sadece söylemden ibaret de olsa) paylaşanların uğrak yeridir burası. Aydınlık, yüksek masalı, yüksek sandalyeli eğlenmenin ya da eğlenme taklidinin neredeyse zorunlu sayıldığı, masaların donatıldığı Nevizade mekanlarının müşterileri; loşluğun, daha doğrusu düşkünlerin siluet olarak salındığı arka sokak karanlığının başladığı sınır aydınlığında, sakin ya da hüzünlü durmanın abes kaçmadığı, eğlenmenin şart olmadığı Mini'nin ise müdavimleri vardır. Karşısındaki bitmek bilmeyen inşaatın koruma çitlerindeki kireç badananın üzerinde biri Kavafis'ten alıntılanmış, diğeri kısas bilgeliğinin mürekkebinden damlamış iki grafitti durur.
Kavafis'ten olan önce: Nasıl tükettiysen ömrünü bu şehirde/öyle tükettin demektir/dünyanın bütün şehirlerinde... Bu graffiti, müdavimlerinin kimliğine, ilgi ve bilgilerine, hayat hakkındaki tutumlarına ilişkin en sağlam ipucunu sunar.
Diğerinde şunlar yazar: Sev/seni/seveni/sevme/seni/sevmeyeni. Bu duygusal ve kısas yollu şantaj ise müdavimleri için bir ironi; sokağın, dolayısıyla da Mini'nin demirbaşı sayılabilecek, gelenden geçenden öİçki için bozukluk isteyen zararsız düşkün Dumrul'ların dünyasına ait bir nakarattır.
Düşkünler, kediler ve köpeklerle birlikte sokağın bu başının demirbaşıdırlar. Mini'nin taburelerinde demlenenlerle kedilerin, köpeklerin ve düşkünlerin dünyaları aynı olmasa da yıldızları genellikle barışıktır. Onlardan herhangi birinin boşalan şarap şişesini kuytuluk bir noktaya fırlatıp kırdığında çıkan ses, Mini'nin müşterilerinin ya da mekancılarının sakarlığından çıkan sesten farklı algılanmaz. Ürken, derin bir dalgınlık içinde değilse eğer, kendini daha baştan bu dünyanın çok dışında sayandır.
Mini'nin içerisi, en sıkışık yere alışkın olanların bile kolay kolay oturamayacağı kadar dardır; kışın, ancak dostların sırt sırta durabilecekleri bu mekan aslında mutfağın bir parçasıdır: Meyhane ise sokaktadır, daha doğrusu, sokaktır.
Mini meyhane, diğer mekanların `yüksek irtifa'lı dünyası ile (masaları yüksektir ve sokak, masaların bulunduğu taraflara doğru ayrıca yükselir) doğrudan doğruya kaldırıma, kedilerin ve köpeklerin yanına serilmiş olan düşkünlerin sıfır noktası arasında durur.
Bir sahnesi tantanalı sefahatin diğer sahnesi kesinleşmiş ve kanıksanmış bir sefaletin dünyasını yaşayan bu tiyatroda, bir gözü sohbetin tadında, bir gözü bu tuhaf uçurumun boşluğunda duranların tercih ettiği bir locadır Mini.
Bira yudumlayıp iki sahne ile aradaki geçişleri izlerken ve taburenin etrafında gezen kedi ya da köpeğin tüylerine dokunurken, bir yabancıya Artaud'nun vahşet tiyatrosunun orta yerinde olduğunu duyumsatacak şekilde, bir kat yukardan sokağın orta yerine et ve ciğer parçaları düşebilir: Kat sakinleri, sokaktaki dört ayaklı dostlarının yiyeceğini atıyordur.
Müdavimleri ağırlıklı 80'li yıllarda ortaya çıkan, entelektüel eğilimli, bağımsız sol politik tutumlar geliştirmeye çaba sarf eden, sanat ve edebiyatı hem yeni bir dünyanın anahtarlarından hem de başlı başına yeni bir dünya sayanlar, yani Beyoğlu'nun şimdiki çehresi oluşurken önemli roller üstlenenler, veya en azından onlarla aynı meşrebi taşıyanlardır. Mini meyhanenin bütün masalarından birbirine her an geçiş olabilir, ama bu geçişin altında meyhane muhabbetinin tuhaf cazibesi değil, benzeş ülküsel ve söylemsel seçimleri yapanların yüzlerinde yazılaşmış çizgilere aşinalıkları yatar. Kaldı ki, bu ruhsal tanışıklığın da ötesinde, oturanlar doğrudan birbirini tanımasa bile, çok sayıda ortak tanıdığa sahiptirler: Kimi zaman somut, bugün yaşayan insanlar olarak kimi zaman da bir kitabın, bir kaset veya CD'nin içinde yaşayan (bugün ya da her zaman) insanlar olarak... Kavafis gibi, örneğin...

0 yorum:

Yorum Gönder