10 Nisan 2012 Salı

Kapitalizmi savcılık mı kurtaracak?


İstanbul KCK iddianamesi, kapitalizmin eleştirisine kızan, evrimden, kadın haklarından bahsedilmesinden rahatsız olan, özetle bir iddia makamından çok bir politikacının elinden çıkmış gibi. 


Yargı sahnesi bir tiyatro sahnesidir. Yargı düzenlemesi tiyatraldır. Yargının üç unsuru, iddia, savunma ve karar makamları bu tiyatronun asli oyuncularıdır. Oyunları belli normlara, yargılama usulünü de belirleyen normlara tabiidir. Mekanizmayı harekete geçiren iddia makamı, daima bir fiille ilgilidir. (“Beyan”ların, düşüncelerin, görüşlerin suç olması, çok özel bir istisna teşkil eder. “Düşünce”nin yargılanması, modern eğilimde, “açık ve yakın tehlike” gibi koşulların da yardımıyla en aza indirilmeye çalışılır.) Bu fiil kanunlarca suç olarak tanımlanmış bir fiildir. Elbette bu fiilin bir faili vardır. Fiili, faili ve ikisi arasındaki bağı kuracak bir öykü anlatır bize iddia makamı. Savunma da iddia makamının anlattığı öykünün, öykünün içindeki fiil, faiil ve ikisinin bağı meselesinin doğru olmadığını, ya da o kadar doğru olmadığını ya da doğru olsa bile suç olmadığını anlatmaya koyulur. Güçlerinin denk olması icap eder. Süreç kararla kapanır. 
İDDİA ve POLİTİKA

Türkiye’deki yargı tiyatrosunda özel bir tuhaflık var: İddia makamları, fiil-fail ve aradaki bağ meselesi üstünde gerekli ciddiyetle dursalar da durmasalar da bir ek hamle daha yaparlar. Yargılama konusu yaptıkları fiil, örgütlenme ya da “düşünce”lerle polemiğe girerler. Örneğin 12 Mart döneminin savcıları, duruşmalarda “Kürtçe diye bir dil olmadığını” kanıtlamak için uzun uzun ter dökmüşlerdi. Bir savcı, “Kürtçenin 30 orijinal kelimeden oluşan bir lügate sahip olduğunu, kalan kelimelerin Arapça, Farsça vb. dillerden geldiğini sıkı bir dilbilimci edasıyla anlatmış, sözlerini kayda geçirmişti.
İddia makamının, yargıladığı kişilerin görüş, düşünce ya da inançlarıyla tartışması, doğal olarak iddianameleri politik, ideolojik manifestolar haline bürür. Elbette yargılama siyasidir, hukuk siyasidir, fakat bu yargı unsurlarının siyasetçi gibi davranacakları anlamına gelmez. Oysa, örneğin önceki gün başlayan 12 Eylül davasının iddianamesi de, Ergenekon davalarının bazılarının iddianameleri de, bu yazının ilgilendiği İstanbul’daki KCK dosyasının iddianamesi de bu türden “siyasetçi” cümlelerle örülmüş bir çatıya sahip. Bu eğilim, fiil-fail bağını kurmaya yarayacak delil listesinin neredeyse sonsuz elemanlı bir küme haline bürünmesine yol açar.

Örneğin:

 “…isimli şahsın Kapitalist Modernite dersini verdiğini, bu dersin Ortaçağ’da Kapitalist siteme geçiş aşamaları, Kapitalizmin hangi ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıktığı şeklinde konular içerdiğini,

Bu dersin içeriği itibariyle;

PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün Kapitalizmi karalayarak tabanına Sosyalist ideolojiyi benimsetmek ve dayatmak amacıyla verilen ders olduğunu, Bu dersi toplam 2 gün gördüklerini,” (vurgular orijinal)

Kapitalizm aleyhine ya da lehine görüşlerin bir iddianamede ne işi olabilir? Kapitalizme yönelik sözlerin “karalama” mı yoksa “övgü” mü olduğuna dair savcı kanaatinin, yargılamanın selameti açısından anlamı nedir?

FELSEFE, EVRİM, DEVRİM

Bir örnek daha, bir liste:
“Demokratik Siyaset Akademilerinde Okutulan Dersler” başlığı altında, sıralama: Kürdistan Tarihi, PKK Tarihi, Önderlik ideolojisi, Apocu Felsefe, Uygarlık Tarihi, Ortadoğu Tarihi, Tecavüz Kültürü, Kadın Kurtuluş İdeolojisi, Toplumsal Cinsiyetçilik, Örgüt Disiplini, Demokratik Konfederalizm, Demokratik Özerklik, Toplumsal Ekoloji, Propaganda ve Ajitasyon, Felsefe, İletişim ve siyasal iletişim…”
Bu liste elbette PKK/KCK kamplarında verilen ders başlıklarıyla eşleştirilerek kullanılıyor. Çok benziyor! İçinde “Kürt, Öcalan, önderlik, PKK” geçen başlıklar etrafındaki akademik faaliyetlerin ne türden bir suç oluşturduğunu sormayalım haydi, Terörle Mücadele Kanunu var, “açık ve yakın tehlike” kıstasını da unutalım ve savcılık haklı olsun diyelim; peki felsefe, Toplumsal Cinsiyetçilik, Uygarlık Tarihi, Ortadoğu Tarihi’ni ne yapacağız? “Suç olan fiil-fail” bağını, dersler bize nasıl verecek? Listedeki derslerin yarısından çoğu özel ya da kamu eğitim öğretim kurumlarındaki başlıklar, onları da böyle suçlayabilir miyiz? Yoksa, söylenmiyor ama, bu türden faaliyetler için örgütlenmek, bu tür faaliyetleri mevcut bir (yasal) örgütün etrafında yürütmek kendi başına suç olarak mı tanımlanıyor?
Çok artırılabilecek bu türden soruların hepsinin yanıtı, iddianamedeki mantık çerçevesinde, “evet”tir. İddianame, kapitalizm aleyhine, üniter devlet aleyhine, merkezi otoritenin gücü aleyhine, “resmi onaylı” öykü, bilgi ve kuramlar aleyhine (Evet, “evrim teorisi lehine sözler” bile var “delil”ler içinde.) her tür düşünceyi suç ya da suç unsuru, suç delili haline getirebilecek esneklikte. Terörle Mücadele Kanunu’nun ünlü “örgüt amaçları doğrultusunda” hükmü, bulunmaz bir fırsat veriyor iddia makamına. Üstelik, bu iddianamede örneği yok ama, bu mantık bu hükümle buluşunca, örneğin PKK’yi eleştirmek, hatta çok sert eleştirmek bile, “terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyet” kapsamına girebilir rahatlıkla.

TİYATRO DEĞİL ARENA

İddianamenin “politikacı” karakteri, sadece örgütlenme ve ifade özgürlüğüne yönelik kadim tekçi merkezi devlet aklını öne çıkarıyor olmasında yatmıyor. İddia makamının BDP=PKK formülü, aslında Başbakan Erdoğan’ın yeni Kürt stratejisini açıklarken kullandığı “Terör örgütünün parlamento çatısı altındaki uzantıları” ifadesinin iddianemeye dökülmüş halinden ibaret. Yine iddianame, İdris Naim Şahin’in, “terör bazen akademik çalışma, bazen şiir, bazen sinema halinde gelebilir” yönlü ünlü nutkunun mesajını kamilen almış bir metin.
Yargı bir tiyatrodur dedik. Foucault’nun da severek kullandığı bir metafordur bu. Türkiye’de metafor biraz değişik: Yargı iddia ve savunmanın denk güçlerle karşı karşıya geldiği, yargıcın son sözüyle, kararıyla kapanan bir tiyatral düzenek değildir; olağanüstü (özel yetki) güçle donatılmış bir iddia makamının, toptancı bir akılla ve toplu biçimde şüpheliler üretip onlar etrafında nutuklar attığı, savunmanın hapis tehdidi altında olduğu bir arenadır. Arena olduğu için hukuk normlarına değil, tribün duygularına hitap edilir. Öyle olduğu için bütün davalarımız artık duruşma salonlarının dışına taşmış durumda. Öyle olduğu için davalar, karar vermiş olmakla kapanmaz, hatta neredeyse yeniden açılır. Öyle olduğu için deliller değil, politik görüşler, söylemler öne çıkar.

0 yorum:

Yorum Gönder