4 Ocak 2016 Pazartesi

İktidarın çifte prensi: Berat Albayrak

Biyolojik babadan gelen kültürel servet
onu holding yöneticiliğine
ve memleketin en kudretli kişisinin damatlığına taşıdı.
Şimdi kayın babadan gelen
siyasi servetin onu nerelere taşıyacağını izleyeceğiz.



Herkes damat sanıyor, fakat o bir prens. Yıldızı parlak. Yıldızı değil yıldızları, iki yıldızı var çünkü aslında ve o iki kere prens.
Önce 7 Haziran ve ardından 1 Kasım seçimleri, AK Parti vitrininde önemli değişikliklere yol açtıysa, en önemli değişikliklerden biri de geleceğin kadrolarının neye benzeyeceğine dair işaretler oldu. İki numune: Abdurrahim Boynukalın ve Berat Albayrak. İktidar kuşağı. Çilesi bin bir süslemeyle güzellenip anlatılan metruk milli görüş mücahitlerinin, taş atıp kolu yorulmamış ama kuş ticaretinde erken yaşta ustalaşmış çocuklarından.
Erdemleri kendilerine ait belki, kusurları ise el yapımı. Yetiştikleri ellerde yapılma. İsteseler de istemeseler de taşımaya mecbur oldukları kusurlar.


Yeminde gelen telefon

Berat Albayrak TBMM kürsüsünde yemin ederken takındığı teatral edanın içinde, herkese ders ve belki de dersini vermeye hazır bir didaktizmle aynı didaktik kişinin dersini ezberlemiş talebesi bir aradaydı. Bakın vurgu böyle yapılır, metin böyle okunur, der gibilerinden…
Uzun süre adı çok duyulup kendisi çok az görünse de, bir görünme ustası, gösterme. Entelektüel yeteneklerini göstermeye özel hevesi var. Kendisini “okur yazar” olarak tanımlayan ve çocuklarının tek yatırımı olduğunu söylemeyi çok seven bir babanın oğlu olarak, aferin almanın yol yordamını iyi bildiğini gösterecektir daima.
Yeminini ederken çalan telefonunu, okumasını hiç bozmadan, bir salisede kapatırken, hem ne kadar meşgul olduğunu hem her durumda ilgilere cevap verme kabiliyetini ve hem de durumu kurtarma refleksinin ne kadar gelişkin olduğunu gösteriyordu. Multitasking proje çocuğu. Bir başarı öyküsü. İki öykünün kesiştiği özel şartların forse ettiği bir başarı öyküsü. Biyolojik babasının ve siyasi babasının, babası ile kayın babasının öyküleriyle öyküye benzeyen. Onların öyküleri var çünkü, kendisinin ise CV’si, olsa olsa.


İki sermaye

Kamusal alemde yıldızı parlamaya başladığından beri adı daima damat girdiği aile ile, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesiyle anılıyorsa da, aslen kültürel sermayesine bakmak gerek, her şeyden önce. Siyasal ve ekonomik güçle buluşmadan önce, o güçleri de yaratacak bir sermayenin varisi.
Baba Sadık Albayrak, 68 kuşağından. Yok, elbette sol sosyalist eylemcilerin 68 kuşağından değil, fakat aynı dönem içinde kendi programlarının peşinden giden Türkiye’deki siyasal İslamcı ana damarın, Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının yanı başındaki gençlerden. Sıradan bir dava adamı değil baba, kendine has samimiyet efekti yaratan ve yerel vurgularını neredeyse kasti biçimde koruduğu heyecanlı üslubuyla Milli Görüş çevresinde ağırlıklı olarak kültür tarafında, “görev verildiğinde” de siyaset tarafından yer alan biri. İki oğul sahibi olmakla ve tüm yatırımını onlara yapmış olmakla övünen biri.


“İnsan hakları” derken
Sadık Albayrak, defalarca yargılandı, eski TCK’nın ünlü 163’üncü maddesinden, eski günlerin muktedirlerinin “irtica” dediği. Hapis yattı. İfade hürriyeti konusunda Türkiye’nin sicilinde yeri var. Oğul Berat Albayrak, yemin sırasında sadece “insan haklarından” dedikten sonra tekledi, “temel hürriyetler”e geçmeden. Telefonu kapatmasından daha uzun sürdü hak ve hürriyet arasındaki sessizlik.
İki yıl önce “Türkiye’de adalet yok” derkenki samimiyetinden mi, hak ve hürriyet meselesini sadece babasının ve babasının arkadaşlarının başına gelenlerle ilgili bir şey sandığından mı bilmek zor. Bilinen tek şey, telefonda konuşurken de, telefonu kapatırken de teklemediği. Adalet yok dediği de zaten Trabzonspor’un uğradığı haksızlıklardı; bir gösteri daha, bir tribün şov. Mesele hemşericilik olunca adaleti hatırlamak bir nepotist düstur zaten.


Ödenmeyecek borç

Damat, elbette. Fakat sanıldığı kadar da damat değil.
Berat Albayrak, damat olduğu için eski burjuvazinin çocuk diyeceği bir yaşta holdinglerde yer bulmadı kendisine, daha çok o yaşlarda holdinglerde yer bulacağı kültürel sermaye hazır olduğu için damat olabildi.
Sadık Albayrak, oğlu Başbakana damat ve ünlü şirketlere yönetici olunca, yazmayı bıraktı. Erbakancı ahlak söylemiyle yeni dönemin servet transferini ahlakın cisimleşmiş hali sayan hırslı pragmatizmi arasında fazla çelişki yaşamak istemedi muhtemelen. Değişmiş, dönüşmüş görünmektense görünmemeyi seçti. Baba kendi çilekeş mücahitliğinden de oğullarına yaptığı yatırımın nakde dönüşmesinden de hiç şikayetçi değil anlaşılan. Oğullar babalarının öyküsüne neler borçlu olduklarını biliyor, o borcu hiç ödemeyeceklerini de. CV ile öykü borcu ödenemez zaten.


İki parantez isim

Liderlerin sesini, jestlerini, söyleyişini, vurgulamalarını ve sentaksını taklit etmeye, siyasi kadrolarda sık rastlanır. Bir tür damgadır bu, liderin peşinden gidenler sadece fikren değil bedenen de sindirir liderleri. Onda da yumuşak sesle konuşan Erdoğan'ı belli belirsiz görmek mümkündür.
Boynukalın, liderinin gazap damarına denk düşen külhani ve meydan hitabeti tarzını temel olarak benimsemişken, Albayrak allame ve sohbet toplantısı tarzını öne alır. İkisi de daima biraz tedirgin, biraz ikirciklidir, zaman zaman teklermiş gibi duraksar, sonra kaldıkları yerden ezberlerine devam ederler. Yeni iktidar partisi nesilleri anlaşılan bu iki tarzın parantezi içinde yer alacak.  

Yerli ve milli

Ekonomi nutukları, aile ve siyasal hareketinin çıkarlarını kâh işletmeci, kâh köşe yazarı, kâh şirket yöneticisi lehçesiyle savunacak modelciklerle dolu. Ekonomi nutuklarında analitik bir yan aramak pek de gerekmez çünkü belirli çıkarları temin etmeye yönelik kararların tebliği ya da gerekçelendirilmesinden ötesine ihtiyacı yok. Kararları alacak “milli irade” dik dursun, yeter. Kendisinden dört yaş küçük bir holdingde yükselirken de, holdingin başına geçerken de, hem kendisi hem holding aynı şeyi yapıyordu zaten.
Kişisel bir hırsı var mı kestirmek kolay değil ancak kişisel bir hırsa ihtiyacı ne kadar var kestirmek daha da zor; şurası kesin ama: Kendisi, iki ayrı ailenin, siyasete iki ayrı teğellenme biçiminin hırsı zaten.
Yerli ve milli. Kendisi ve kuşağından benzerleri için tanım değiştirildi aslen, yoksa beş yıl öncesine kadar yerli ve milli diye dolaşımda el üstünde tutulan, Çıkrıkçılar Yokuşu'ndan küresel sermaye mutemetliğine yükselmiş Ali Babacan'dı. Demek ki yer ve millet daralıyor, yer aldığı kabine bu daralmanın ürünü zaten.


Başbakanlık stajı?
Bakanlık devir teslim töreninde iyiden iyiye açıldı ama: İşe ne kadar hâkim olduğunu göstermek için tören sınırlarını aşan nutkunu irad etti. En akıcı konuşmasıydı, en tutarlısı olmasa da. Enerji. Siyaset. Coğrafya. Filan. Temel doğruları, tümelleri sıralayıp onay aldıktan sonra, ilişkisiz çıkarımlara neden onay verilmediğine şaşırabilir, kendi söylediklerini dinlerse tabii; ama o konuşanlardan. Güneşin doğudan doğup batıdan battığını yeni bir bilgiymiş gibi anlatabilme becerisine sahip görünüyor uzaktan. Yakından deha pozu. İktidara uzaklıktan bahsediyoruz elbette. Prens iktidara yaklaştıkça dehasına inancı da güveni de artıyor.
Bakanlığa bismillah dediği törende hevesi ve güveni öyle güçlü görünüyordu ki, başbakanlık stajı yaptığından emin olduğunu düşünmemek elde değil.

0 yorum:

Yorum Gönder