1 Ocak 2016 Cuma

İki yıl, iki ölü, üç ölü, hiç ölü


Sabah, kar. Baba evinin bahçesi bembeyaz.


TEM'de sabah 7'de üç işçi iş cinayetine kurban gitti.
Üç isim saplanıyor aklıma. Kardaki kan. Kıymık gibi. Alican Gürkan. Selahattin Karaman. Abdullah Ceylan. Sabah, kar için kalkmış üçü de. Ah...




















*
Sene gidiyor, yenisi geliyor, baba evinde karşıladık. Kutlamadan çok anma, neşeden çok yas.
Annem, Tahir Elçi için ağıt yakmış.

"Ji mal der mekeve ro(j) xirab e şemî ye"


Ağır ağır söylüyor bize, kesiyor sonra bir yerde, "Bu sene çok ağladık" diye.

Evden çıkma, berbat gün cumartesi. Evden çıkma. Berbat gün.
Hangi gün değildi ki?
Kötü gün. Kötü sene.

*
Yeni sene, eskisinin bıraktığı yerden, yeni gün eskisinin kaldığı yerden başlıyor.
Sokakta kalan cenazeler var, hâlâ. Sur'da, Amed'in kalbinde önceki gün canı alınan 16 yaşındaki bir çocuğun meyiti bekliyor, hâlâ.
Hâlâ Mesut Seviptek ve İsa Oran defnedilmiş değil, 23 Aralık'tan beri.


*
Bir ölü var, herkesin gözünün ölünde ölüyor, herkesin gözünün ölünde ölü olarak duruyor. Bir ölü var, kimse görmüyor, gören yüz çeviriyor.
İki ölü var.
Her gün ölüyorlar.

*
Giden ne kötü sene. Gelenin de ayak sesleri iyi değil.


"Ölüm bir ustadır Almanya'dan gelen..." (Celan)

Usta. Usta ölüm. Usta öldürüm. Öldürmenin ustalığına karşı bedenin gücü nedir ki? Yaşama ustalığı diye bir şey var mı? Türkiye'den gelen bir ustaydı ölüm 2015'te, 2016'da daha da usta olacak, anlaşılan.

İki ölüm var. Biri göz önünde. Biri göz ardında.

Birinci ölüm, o kadar göz önündeki, baka baka kör olmuş sanki herkes. Bütün yılı saymaya mecal yetmez, evinde kıyılan, kaldırımda günlerce bekleyen, buzdolabına giren, kancayla sürüklenen, üç aylık ömrüyle bir başka cesedin aguşuna konulan... Bakılıyor, görünüyor, gösteriliyor, ve bir de övünülüyor, özet ifadeyle, "3 binden gazla 'terörist' etkisiz hale getirildi." 
Yani? "zafer yakın" mı deniliyor, 1984'ten bu yana karadan, havadan öldürmeyle bu işi bitirmeye çalışan evvelleri gibi? Yani, devlet kaybetmez mi. Devlet kazanır mı, ne kazanır bilmiyoruz, ama şunu biliyoruz, devlet ölmez, öldürür, ölmez. Ustadır. Öldürür. Bir öldürür, bin öldürür, 3 bin öldürür. Adına da zafer der. 


*
Ağlanıp ulumak, haykırmak faydasız, "Vicdanınız öldü mü" diye, "Utanmanız yok mu" diye, ağlanıp haykıranlar var, alıyorlar cevabı hemen: "Ama hendek... PKK... Terör..."
Vicdan lafını duyunca, Boris Vian geliyor aklıma. "Mezarlarınıza Tüküreceğim." Vicdanlarınıza Tüküreceğim. 
Vicdan gösterilerine de tükürmeli değil mi?

*

"Başımızda bir diktatör var" diye bağıranlar, "Teröre karşı ne lazımsa yap" demiyor mu? "Sokağa çıkma yasağı" adı altında yürütülen kanunsuz ve ahlaksız ablukayı onaylamıyor mu? Hukukun tecellisinin en yüksek denetimi için kurulmuş mahkeme de onaylıyor. Körlük değil bu, gördüğünü onaylamak. Anayasa Mahkemesi, ölümlere baka baka verilen onayın mahkemesi, "milli irade" diyorlar. Ölenin içinde olmadığı irade. Ölenin sadece ölümüyle "uyduğu" irade.

Bu kimdir?
Bu ölümü göz göre göre olan, göstere göstere... Bu ölümü göz göre olup havarını kimseye duyurmayan? Bu sanki yaşamı yaşam değilmiş, ölse de sorun değilmiş gibi olan? 

Bu Kürt'tür. Sadece "Türk" olduğu zaman makbul ve öldürülemez olandır. Ölünün arkasından kötü konuşulmaz diye kaş kaldırıp bağıranlar, onun için kolay konuşur: "Teröristtir." Olmadı, "ölümüne sebep olanlar teröristtir." 

*
Bir başka ölüm var, görünmeyen, yüz çevirilen, yokmuş gibi yapılan.
Yılbaşı kutlamaları ne kötü, diyor bir grup, ne Hıristiyanca, ne gavurca, ne düşmanca, yapmayın, yaptırmayın; yılbaşını görüyor onlar ama ölümü görmüyor. Onun karşısında bağıran bir başka grup, ne kötü diyor, ne despotça, karışmayın kutlamama, eğlenmeme. Despotluğu görüyor onlar, özgürlüğe müdahaleyi görüyor, ölümü görmüyor.

Bu kimdir, bu ölümü görünmeyen? Bu ölmemiş gibi olan? Bu hiç ölü?
Bu, işçidir.

Bu sabah, 1 Aralık 2016 sabahı saat yedi sularında, yılbaşı için birbirine atıp tutanların ikisi de derin, tatlı uykularındayken, iki gündür yağan karı yollardan temizlemek için işçiler sokaklardaydı. Onlardan birinin adı Alican Gürkan'dı. Birinin adı Selahattin Karaman. Birinin adı da Abdullah Ceylan.

Alican, Selahattin ve Abdullah, TEM otoyolunu temizliyordu. Hani şu otomobil ırmağı. Hani şu acelesi olan, hep acelesi olan insanların petrol içerek aktığı. Acelesi kendinden menkul bir zatın kullandığı bir otomobil hızını alamadı, aralarına daldı. Üç işçi öldü. Öldü gitti.

Giden sene de ölmüşlerdi. En az 1712 kişi, diyor İSİG. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi. 1712 kişi, yani altı defa Soma. Birer, ikişer, üçer ölünce kimsenin görmediği, göstermediği. Ancak, ancak 10'ar, 20'şer, 100'el ölünce görülen, gösterilen. Ne gösteri ama: Ağla, sızla, vah vahla, yeterince zaman geçene kadar yap gösterini, ne vicdanlı insan desinler.

Gelen sene de ilk günde öldüler. Televizyonlar bir iki haber yaptı, internet siteleri beş on dakika, bilemedin bir saat ilk sayfalarında tuttular. Sonra, magazini var, hükümete yağ çekmesi var, Hasan Karakaya'nın cenazesi var, canlı yayın şart, kime ne işçiden?

*
Biri kaybolmaya yazgılı bir ulus, diğeri yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, taktığımız, aldığımız, sattığımız her şeyi üreten, koruyan, temizleyen, taşıyan sınıf. Emekçi. Proleter. İki ölümü de izleyen, iki ölümü de gören, iki ölümü de görmezden gelen, ikisinden de çıkarı olandan başkası mıdır? Vicdan günlerini aştık çoktan, kıyım günlerindeyiz. Dur demenin bir yolu olmalı. Yoksa da o yol açılmalı. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın tamam da, bin biri de var bu zamanın. 

*
Kötü sene. Kötü seneler.
"Gide de gelmeye kötü seneler"




2 yorum:

Yorum Gönder