18 Şubat 2014 Salı

Elin Hafızası




Aklımda elin var.
El sallıyorken sonbaharı yaşamın. Atsız bir binici gibi şaşkın yaşam. Umutsuzluğu mahmuzluyor ödünç günlerde. Ödünç günler ömrün günlerini kat kat aşıyor. Belli değil sanki artık, kim ölmüş, kim yaşıyor? 

Bir adam. Onbin adamdan oluşma bir adam. Renkli ölümler pazarlıyor, renksiz şişesinin içinde yaşamın. Doymak bilmiyor pazar yeri, çarşı doymak bilmiyor. Toklar çoğalmıyor ama, susamışlar çoğalıyor, açlar. Tabutsuz cenazeler omuzlarda. Su paketlenince sormalıydık, havanın çerçevelenmesi ne zaman?

Aklımda elin, sakladığın. Bilmem hangi sabah birden bire, bir başka günde yaşamaya başlayan elin. Belki gelmeyecek bir günde, belki çoktan geçmiş. Elimin boşluğunda yumuşak, ılık bir anı, bir umut belki de, kimbilir. Gün, bir karın boşluğu, gece bir karın boşluğu. 

Eskil cümleler gibi adın. Kurulmamış cümlelerden, çoktan bozulmuş cümlelerden bir cümle. Bir cümleden doğduk. Bir cümlede yaşadık. Gidiyoruz. Geldiğimiz gibi. Tek kazancımız bu mu, yüreğimizdeki derin yanık. 

Sonbahar bir şarkıdan ibaret, yazın dudaklarından düşmüş, kışın ayaklarının dibine. Kimse bilmiyor bahar nerede, belki bir ayakkabı kutusunun içinde, belki bir vitrin mankeninin üstünde, belki bir plaza camının boğulmuş mavisinde. Aklımda elin var, ışıkta yüzüne kapattığın.

Aklımda elin var. Hiçbir yerdeyim. Atıldım, zaten atıldığım dünyadan da. Ayın tekerine kanatlanmış kuş, en son bunu gördüm. Güneşte eriyen atın sesinden ürkmüş, öyle dediler, ya da ben öyle sandım. Aklımda elin var, karanlıkta yüzüme kapattığın.

Yürüyoruz işte. Bir karanlık, bir aydınlık. Sis de var, erimiş duvarlardan. Gündüz çözdüğümüz sır, gece baştan kurulur, hiç anlamadık. 

Bir gölge. Yayılan üstüme. Dünya. Eskimez dünya. Yenilenmez. Bir harf olsam, yanabilen bir harf olmak isterdim. Sonrası kül. Alnımdaki yazı. Aklımda elin var, doğan güne uzattığın, batan güne.

Bir gölge. Zaman? Yayılır üstüme, yazılır ve silinirken. “Ben” silinmiş bir yazıdan başka nedir ki? Neyim ki dökülmüş mürekkepten başka? 

Çıplak dünya! Katlanabilir mi bir kimse tek başına buna?

Ellerimiz var hâlâ, en eski sözcüklerimiz. Yeniler de parmaklarda yoğuruldu çok uzun zaman. Ağıza kalan, ellerden artan. Aklımda elin var, söz yemişini ilk tattıran.

Uzaktayım. Hiçbir yere yakın. Hiçbir kimseye. Söz, diyorum, doldurmaz dünyayı. Belki, boşluğu katlanılır kılar, kılarsa. Ellerinin hatırasına söylüyorum, ellerinin hatırasından.

Tanrının ağzından kaçırdığı söz değil miydi evren?

Söz sürüyor.
Bittiyse de söyleyeceklerim.

0 yorum:

Yorum Gönder