4 Şubat 2014 Salı

Damaskios Meseli



Bir imparator kovdu onu.
Constantinopolis'ine kondurunca o koca, kara kubbesini kovdu Damaskios'u.
Tanrı için daha ne yapsındı Justinianus? Yaptı işte en büyük evi.
Temizlensin diye şehri -kendisinin, demek ki tanrının şehriydi bu- kovdu onu, ilklerin filozofunu, Damaskios'u.

Sütunlarını bilgisiyle cilaladığı sarayından kovulunca, kapandı bin yıllık Atina okulu.
Çok kapılıydı Atina sunakları. Her kapıdan girip çıkabilirdi insanlar -ve elbette tanrılar. Çok kapılıydı Atina sunakları.
Tek kapısı vardı Ayasofya'nınsa. Anahtarı imparatorun belinde, kılıcının yanı başında. Yanı başında geceleri yatağının ve...

Tanrıya layık adıyla imparator, adını kazımış oluyordu kente, ülkeye, zamana. Gizlice çıkarken Damaskios kentten, imparator yatıyordu huzurlu uykusunda. 

Daha büyük bir silah bulmuştu imparator, filozofun sözünden, kalbini açıp tanrıya. Tanrı da güç bağışladı ona. Zaten güçlüydü kılıcı her boyundan ya.
Böyle böyle güçlenip temizledi, insan sözünü kutsal Roma sütunlarından. O sözün zırhını, kılıcını istemiyordu artık. Zırhın, kılıcın aklı değil miydi zaten yücelten sarayını tüm saraylardan? Günden güne yaklaşıyordu işte tanrısına, halkıyla beraber. Ne gerek vardı artık filozofların kayığına?

Kırıktı kalbi Damaskios'un. Söylemedi kimseye de payı yok muydu yani onun savaş meydanlarındaki kızıl ırmaklarda? Sütunlardaki göz bağlayıcı cilada?

Düştü yola. Tek yola. Mecburi yola. Birkaç adamı, kitap yüklü hayvanlarıyla. Hayvanları kadar kıymet veren kalmamıştı artık Konstantinopolis'te.
Yürüdü. Bir başka saraya doğru. Işığın yükseldiği Doğu'ya. Biliyordu sonuna doğru yürüdüğünü. Zihniyse başa doğlu yol alıyordu. Ömrünün başına, dünyanın, nedenlerin...

İlki düşünüyordu Damaskios, yeniden kurmak için yıkılan düşünce sarayını. Soruyordu, ne gerekli bana, bize, arkamızda bir imparator da kalmamışken, yeniden başlamak için düşünmeye?

Düşünmedi ama hiç bir soruyu: İki saray arasında bir yolculuk mudur bilgelik?
Saraydan kovulunca dalmıştı oysa, adını koruyacak denizine düşüncenin. Başa doğru düşünmeye koyulmuştu zihni, kendisi sona doğru yürümeye koyulmuşken...



0 yorum:

Yorum Gönder