23 Ekim 2013 Çarşamba

Kürt ile Kürt'ü ayıran duvar


 

Nusaybin'e örülen duvar, 

hem 'Birlik, beraberlik, kardeşlik' 

laflarını tekzip ediyor 

hem mayınlı sınırın 

yol açtığı kötülükleri 

çoğaltma potansiyeli taşıyor.



Duvar böler. Bir duvar örülüyor Nusaybin’de. Sınırda. Sınır çizmek, bir bölme işlemidir zaten. Siyasal bölücülük. Siyasal sınır haritada kesintisiz bir çizgi gibi görünse de fizikte durum pek öyle değildir, onu ‘belli’ etmek, ‘korumak’ gerekir. Bu yüzden mayın döşendi Türkiye-Suriye sınırına. Şimdi de duvar örülüyor. İlk işlem, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen sınırdı. İkinci mayındı, bugünkü iktidarın kendi soykütüğünde andığı Demokrat Parti’nin o sınıra özel vurgusu.

Bu üçüncü işlem, duvar, niye? Şöyle deniliyor: Güvenlik. Hani kaçakçılar filan. Terör… Gerçi bir hüsnü izahat da gelmedi değil, İçişleri Bakanlığı’ndan, “Yurttaşlarımız mayınlı araziye gidiyor, tehlikeli” filan denildi. E madem kalbimiz bu kadar temiz, mayını niye temizlemiyoruz da araya duvar örüyoruz?

Kestirmeden söyleyelim: Kürtleri Kürtlerden ayırdı o sınırlar. O mayınlar. Şimdi mayınlı sınırın onlarca yıldır yaptığının devam edebilmesi için duvarlı sınır yapılıyor. Dilden düşürülmeyen birlik beraberlik projesine bakarsak, akılda, ruhta, bedende, mekânda 90 yıldır örülen duvarlar yıkılıyor. Konuşan ağzın iş tutan eline bakarsak, işin aslı Kürt’le Kürt’ü daha kuvvetli ayıracak duvar örülüyor. Kürt ile Kürt’ü daha çok ayıran duvarın Kürt ile Türk’ü birleştirmesi, kaynaştırması, barıştırması mı bekleniyor?

Büyük duvarlar
‘Duvar’ inşası, özel siyasal arzuları gösterir. Amerikalıların Meksika sınırına diktiği duvar, yoksulluğun muhaceretine karşıdır. Gerektiğinde gerektiği kadar kaçak işçiyi, köleyi içeri alır, kalanı ötede tutar.

Avrupalılar, Akdeniz ve Ege’nin dalgalarına güvenir. Bir de daha önceki gün Bulgaristan, Türkiye sınırına duvar örme kararı aldı, sevinçle! Türkiye’den ve Türkiye üzerinden Avrupa yollarına düşen yoksulları durdurmak ve tabii seçebilmek için.
İsrail’in Filistin sınırı, Filistinlilerin haklarını gaspa yönelik keskin yayılmacı iradenin ilanı. Filistin’de yapılan duvarlara TC yetkililerinin de ‘utanç duvarı’ demişliği vardır. Filistin’de utandıran Kürdistan’da gurur mu verecek, bilemedik. Berlin Duvarı vardı, ‘Utanç Duvarı’ filan diyorlardı, yıktılar. Duvar utançsa, utançtan kurtulan yıkandır değil mi? Yapan değil.

Duvarı yap, tarihi yık
Çin Seddi sadece tarihçileri, mühendisleri değil, edebiyatçıları da çekmiştir hep. Bilinen en büyük duvar. İnsanlık haline dair yoğun bilgi ve anlam taşıyıcısıdır çünkü duvar. Jorge Luis Borges, ‘Duvar, Kitaplar’ adlı denemesinde (‘Öteki Soruşturmalar’, Çevirenler: Peral Beyaz Charum, Türker Armaner, İletişim Yayınları) Çin Seddi’nin yapım emrini veren imparatorun aynı zamanda bir iş daha yaptığını anlatır: Kendi döneminden önce yazılmış bütün kitapların yok edilmesine hükmetmiştir. Kendisini tarihin başlangıcı olarak ilan edenler, mehdi gibi görenler soyundan biri işte. Eski kitaplar yok edilecekse, yeni kitaplar, yeni öyküler önce çıkacaktır. Şu anda Türkiye’de de ‘eski’ öykülerin yerine güya yenileri geçiyor birçok alanda ama ‘duvar’ da yükseliyor! Neden? Yeninin o kadar da yeni olmadığının anlaşılmaması için mi?
Oysa duvar kendini anlatıyor zaten. Sınır, işlerin artık eskisi gibi olmadığını, artık Kürdistan diye bir yer kalmadığını gösteriyordu. Öyle şeyler yazan kitaplar yok edildi. Öyle şeyler söyleyen insanlar da. Yokluğu vurgulamak için mayınlar döşendi. Bu yakadan o yakaya o yakadan bu yakaya gidenler mayın tarlalarında havaya uçtu. Kimileri oralarda günlerce acı çekerek can verdi. Şimdi, o tarih siliniyor, yeni bir tarih yazılıyor deniliyor.

Birlik, bütünlük
Barışıyoruz, birlik bütünlüğümüz güçleniyor, işler eskisi gibi değil, çünkü iş yapanlar eskisi gibi değil deniliyor bize. Çin imparatoru da öyle demiş olmalı, eski kitapları yok edip duvarı şevkle ördürürken: Eski dönem bitti, onu unutun. İsmet Paşa’nın kötülükleri hariç, bir de Dersim biraz. Yani CHP’ye oy vermeyin. Ama Uludere’yi, Pozantı’yı unutun gitsin, onlar kaza. Yepyeni dönem bu. Kardeşlik filan.

Kafka da ‘Çin Seddi’nin İnşasında’ (Şarkıcı Josefine ya da Fare Ulusu’nun içinde, Say Yayınları. Çev. Kamuran Şipal) adlı öyküsünde duvarın tamamlanmasının bir koşulunu kurgular: Halkın tamamı duvar için gönüllüdür. Zevkle, şevkle çalışırlar. Duvarın gerekliliğine, yararlılığına, güzelliğine, hiç sorgulamasalar da, inanmış olmalılar ki zevkleri, şevkleri bitmez. Babil Kulesi’ne de gönderir Kafka, imkânsızı inşa arzusunun bu mitolojik kaydına. Çılgın projelerin kadim zamanlarına. Seddin başarısı, ‘yeni Babil kulesi için güvenilir temel’ olacaktır. Bir şey daha söyler bu ustanın öyküsü: Ne kadar yapılırsa yapılsın, duvar hiç bitmez. Kendisinden daha büyük boşluklar taşır. Ve böyle bir duvarın, aynen alıntılayalım: “Korumak şöyle dursun, kendisi sürekli tehlike içindedir...”

Güvenlik ve beşeriyet
Duvar ve sınır dedik, sözü bir sınır sosyoloğuna verelim. Prof. Neşe Özgen konuşuyor:
“(Sınırın) Bizim ülkemizin çok önemli bir özelliği var. Bizim ülkemizde sınır bir güvenlik meselesi olarak görülür; bir beşeriyet meselesi olarak değil. Ve sınırdaki her tür öğe güvenlik meselesi kapsamında değerlendirmeye alınır. Bu, son derece tehlikelidir. Bu insanları bir nüfusa indirgemek, sayılabilir bir sayıya indirgemek ve ondan sonra, sayılabilir bir sayıyı idare etmek üzerinden yürütülen bir yönetim anlayışı son derece tehlikelidir. Bugün gelinen nokta da odur. Bunun bir teknolojik yükseklikle, teknolojiye devredilerek ve beşeriyetten uzak bir biçimde yapılabileceğini düşünmek, sınırdaki insanların tamamını kaçakçı, saldırgan, ayrılmaya meyyal ya da ayrılmayı düşünenler olarak damgalamak, tam İttihat Terakki kafasıdır.” (Prof. Dr. Neşe Özgen söyleşisi, Didem Gülçin Erdem, İlknur Delice; 10 Ocak 2012, Birgün)
Hasılı, duvar böler. Duvar örene birleştirici, bütünleştirici demezler. Bölücü derler.

NOT: Bugün Van depreminin yıldönümü. Deprem günlerinde İçişleri Bakanlığı yapan zatın, “Devlet en hakiki hayattır” vecizesiyle anlattığı hava içinde, evleri yıkılanın başına gelmedik kalmamış, koca kentin halkına hakaretler yağdırılmıştı. Aynı zat, verilen üç çadır için, “Sarayda yaşıyorsunuz” derken, hemşehrilerinin sıkıntıları karşısında ağlayan BDP’li belediye başkanı hapse atılmıştı. Hâlâ konteynirde insanlar yaşıyor. Madem duvar örme merakınız var. Duvar örme yeteneğinizi onlar için de göstersenize. Onlar da Kürt.

0 yorum:

Yorum Gönder