20 Haziran 2013 Perşembe

Rejimin terminatörü olarak belediye zabıtası

İzmir ve İstanbul’da da mide bulandıran zorbalıkların faili polisler açığa alınmış. İzmir’de sahil kıyısında gençleri coplayıp, birinin saçını çeken polis ile İstanbul’da dakikalarca bir yurttaşa şiddet uygulayan bir polis.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, "4 zabıta memuru açığa alındı, taşeron 3 zabıta memurunun iş akdi feshedildi" diyor. Bunlar, Gezi Parkı’nda çadırları yakanlar imiş.

Alayıvala ile açıklıyor yetkililer. “Bakın ne kadar adiliz, hukuk dışı iş yapanları hemen soruşturuyor, hemen açığa alıyoruz” gibilerinden. Böylece hükümet, “orantısız güç kullanımı” konusundaki şikayetlere ilişkin hassasiyetini örneklemiş olup, eylemlere ve eylemcilere yönelik söylem, fiil ve işlemlerini haklılaştırmayı umuyor.


Yapıldığı söylenen işlemler, yapılmamış ama muhakkak yapılması gereken işlemleri örtmediği gibi daha da vurguluyor aslında.

Soralım: Bütün suç, en alt düzeyde eylemciyle beden bedene temas içinde olan polislere mi ait? Bir tanecik mi amir “kusuru” yok? Polis içinden üç tane günah keçisiyle defalarca tekrar eden sayısız hukuksuzluğu örtmeyi mi umuyorsunuz?

Prensipten somuta geçelim: O beyaz gömleğiyle bir genci dakikalarca döven polis, hani şu “orantısız güç kullandığımı kabul ediyorum, pişmanım” diyen polis suçlanıyor da, onun yanında duran, onun dövdüğü eylemciyi tutan, iten kakan, onun yumruk alanına yerleştiren polislere niye hiçbir işlem yapılmıyor? Yine o dayak sırasında polislerin bulunduğu alanda olduğumuz anlaşılıyor, o kadar polisin olduğu yerde hiçbir amir mi yok? Çünkü, polisin zaten etkisiz hale getirilmiş bir kişiye dakikalarca şiddet uygulaması işkenceye girer, “sinirlendim iki tane çaktım”ın çok ötesinde fiil. İşkence. O suçu işlerken yanında duranlar polistir. Polisin görevi suçu önlemektir. Arkadaşı bile olsa. Aradan bir polisi ayırarak, sanırım, Başbakan Erdoğan’ın, “Evet, başlangıçta biraz orantısızlık vardı” lafı örneklenmiş oluyor hem, hem de “Polisimize sahip çıkacağız” vaadi yerine getirilmiş oluyor. Yani yine idari-kriminal prosedür değil, siyasi-imaja yönelik operasyon yürüyor sadece. Hukuk için umutlanacak bir şey yok.

Bir de zabıta meselesi var. Belediye zabıtası. Çok çok vahim bir mesele.

Soralım: Belediye zabıtasının orada ne aradığına yönelik açıklamanız nerede? Üçünü açığa aldınız, beşini şöyle yaptınız tamam da, baştan ne demeye oraya yolladınız? Bunun cevabı nerede? 

Bu sorunun yanıtının verilmeyişi, “güç kullanım tekeli”nin, devlete ait tekelin kendi kanun kuralları çerçevesi dışına çıkma eğiliminin bir bilinçli seçim olduğunun alameti değil mi? Son birkaç yıldır, değişik kentlerde “gerektiğinde polise yardımcı olmak için” belediye zabıtalarına “biber gazı kullanma, toplumsal olaylara müdahale” eğitimi verildiği haberleri sık sık görülüyor. Kamu görevlilerinin yetki ve görev alanlarının bu kadar geçişken ve kuralsız hale getirilmesinden nasıl bir hukuki yarar umuluyor anlamak zor, ama şunu anlamak kolay: Bu geçişkenlik ve kuralsızlık, topluma karşı iktidar yapısının günden güne ürkütücü bir görüntüye bürünmesine yarayabilir ve bundan egemenliğin kullanımı açısından bazı “yarar”lar bulunabilir, ama bu yarar hukuki olmayacağı gibi, uzun vadede tersine dönme eğilimi de taşır. Temizlenmekte olduğu söylenen “derin devlet”in reflekslerinin, tüm devlet birimlerinde yeniden yerleşmesi, egemenliğin ve egemenlerin meşruiyetini yıpratmaktan başka işe yaramayacaktır. Hasılı, "zabıta"nın aşırı zabıtaya evrilmesinin kimseye faydası yoktur.

Çadır yakılmasına ilişkin vahamet, sadece belediye zabıtalarının olay anında orada oluşunda değil elbette, yakma işinin kendisi de var. Mahkeme kararı olmadan yurttaşa ait mülke ol konulamayacağı ve imha edilemeyeceği kural ise eğer, orada sadece çadırlar değil, hukuk da ateştedir. Yapılmış açıklamalar ve işlemler yangını söndüremediği gibi, dumanı daha da koyulaştırıyor, en özeti. 

Polisin ilk haftaki tutumunun bir eleştirisi için, buradan buyrunuz: Polis yoktu ki orantısı olsun!

0 yorum:

Yorum Gönder