12 Nisan 2013 Cuma

Hayalet Ulus

 
Bişkek Parkı’nda iki çocuk.
Biri sarışın, koca mavi gözlü. Belki Slav, belki Germen, belki Sakson ataları. Biri karaşın, çekik gözlü. Belki Kırgız, belki Çinli, belki Moğol kanlı…

 
Sallanıyorlar
Çinkavağının gölgesinde
Mayıs rüzgârlarıyla
Yapraktan hafifler, daldan dayanaksız.


Belki öğle güneşinden kaçmışlar. Belki dün geceden beri oradalar, önceki geceden ve daha da öncekinden. Ağacın yemişi gibi oraya aitler. Çimenler arasında çıkmış iki köksüz bitki gözlerinde, başlarında, ellerinde köklerinde.  


Yokmuşlar gibi geçiyor kimileri yanlarından. Açık elleri ve küfür kipiyle dilekte bulunan gözleri hiç yokmuş gibi. Kimileri dua eder gibi geçiyor, görülmemek için. Kimi bozukluklarını yokluyor, görünmez olmadığını hatırlayıp.

Parktaki masalar kadar boyları. Üstlerindeki kir pas aynı renk:  Gecenin ve gündüzün alaşımı. Ellerinde kutu bira. İçiyorlar şimdi. İşeyecekler birazdan, öyle ısınacak elleri.

Çimlerde eşinen serçeler gibi atik bakışları masalardaki atıklara.  Daha da ürkekler serçelerden ama,  yok çünkü uçacak kanatları...

Kent can vermiş ya onlara
yaşam vermeyecek besbelli:
İstanbul’daki kardeşleri gibi, Moskova, Londra, New York’taki kardeşleri gibi, Diyarbekir, Addis Ababa, Mumbai’deki kardeşleri gibi…

Köklerinde değil geleceksizliklerinde tarihleri… 

0 yorum:

Yorum Gönder