25 Temmuz 2012 Çarşamba

Sivas yangınına asparagas benzini-zeyl


Yalan sürüyor. Sürecek de, biliyoruz. Önemli olan bu değil, önemli olan bizim kendi öykümüze sahip çıkıp çıkamayacağımız. 
Mesele sadece sevgili ölülerimizin hatırası da değil, mesele bu yalan furyalarının yaşayanlarımıza yönelmiş tehdit. Kendilerine benzemeyene yönelmiş sallanan parmaklar. 
Bu yalan furyasına eşlik eden kindar, saldırgan, ölümcül dilin gördüğü korumaya ne demeli? "Marjinal" deyip geçelim mi?



 "Her hareketin, her fikrin, her inanışın bir marjinal hali, kişileri vardır. Üstünde durmaya değmez" diyebilir miyiz? Konu ölüm. "Allah'ın emri" olan değil, kul tasarımı olan ölüm. "Toplum"un mütegallibesinin mağluba ayırdığı pay. Kıyım. İnsanlığa karşı suçlardan. Mevcut yönetim ve sevk ve idare ettiği hukuk böyle demiyor, ne vahim. Marjinal olan, gördüğü korumayla hızla merkezi olan dönüşür, dönüşüyor. Alman filozoflarının, toplumsal-zamanı anlamak için icat ettikleri "zeitgeist" kavramı eşliğinde, şimdiki zamanın ruhunun her tür katliamı, kıyımı nutuk düzeyinde mahkum ederken, hukuk düzeyinde hoş gördüğünü öne sürmek adaletsiz bir bakış değil. Fakat mesele, siyasi iktidarın sözünü yalanlamaktan ibaret kalamaz, hedeflenen hatırayı, hafızayı, suça ve suçluya dair tanıyı, tanımı ve tanışıklığı-bilişi korumak. Yoksa gözümüzün önünde, sırtı yere gelmiş bir sevgilimizin saç süsü, "kurşun deliği"ne çevrilebilir. 
O yüzden "yatıp kalkıp" Uludere, Sivas-lar, Maraş, Çorum, 6-7 Eylül, Trakya pogromu, Dersim ve 1915 denilmeli. Elbette, geçmişe, ölülere saplanıp ölümü canlı tutmak için değil, elbette şimdi ve gelecekte sevgililerimize yönelen-yönelecek tehditleri -hiçbir şey yapamıyorsak- kaydetmek, işaretlemek için. Hafıza alanı bir mücadele alanıdır- zalim-diline kapılmadan, zalim-benliğinin işgaline uğramadan yaşayabilmek için. Zalim-dilinin, zalim-benliğinin üstümüze yığmak için topladığı çığın yerini bilmek için, çığ-lı yollardan değil, çığırlı yollardan yürüyebilmek için.


Sivas yangınına asparagas benzini

0 yorum:

Yorum Gönder