8 Temmuz 2012 Pazar

Polis Akademisi/32 Kısım Tekmili Birden


Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Remzi Fındıklı, “Hasılı Kelam” (Sözün Özü) adlı bi kitap yazmış. Ne iyi, yazsın tabi. Kitap akademinin kantininde satılıyormuş. E yazılmışsa satmak da lazım, kantinde satılacak en zararlı şeyin kitap olduğunu öne sürümeyiz, ayıp olur.
Kitabın önsüzünde, kitabın ne olduğu şöyle ifade ediliyormuş: “Denizde inci ararcasına uzun bir birikim, titiz bir çalışma ve emeğin ürünüdür.”

Şimdi bakalım ne yazılmış, neler yazılmış; bundan sonraki bölümde tırnak içi ifadelerin tamamı kitaptandır. Kalanları fakirin saçmalamalarıdır:


“Anayasa gizli bir devlet yapılanmasıdır.” Anayasa teorilerine bu düzeyde bir katkıyı ilk defa görüyorum: Açık olan, gizli olandır diyor yani.
Bu minvalde şunlar var:
“Türkiye ’de anayasa yok, paşa yasa vardır.
“Askeri bir anayasa ile ancak asgari bir demokrasi olabilir.
“Türk anayasaları, daha ilk kabul edildiği gün eskimeye başlar.
“Türk anayasaları insanları kul, toplumu da potansiyel suçlu sayar.”
E güneş de doğudan doğar, batıdan batar. Bunu söylemek nasıl ilmi bir lafsa, yukarıdaki dizi de o türden bir ilmi laf: Doğru, doğru zaar da senden önce bin defa söylenmedi mi bunlar? Hani, Akademi, prof. Filan deniliyor diye dedim, yoksa doğru şeyleri bin birinci defa söylemekte bi ziyan yok.


**
“Avrupa gün batımı ve karanlık yer demektir.” Etimoloji polis akademisi şeflerine yasak değil ya? Etimolojinin en şahane yöntemi de ben uydurdum oldu yöntemidir. Kastamonu’nun etimolojisi neydi? Kast ile Moni birbirine aşıkmış… E, oryantalizmle mücadele ederken, böyle ters çevirmeler de işe yarar, bilim politiktir ya!  
**
“Avrupa, Hıristiyanlık, akıl ve demokrasidir.”
Böyle ise (Ki Vattimo ile Rorty bir diyaloglarında defalarca tekrarlar bunu) "Batı, terbiye edilmemiş bir attır. Sadece tekmelemesini bilir" ne oluyor? Şefimiz bize, “Atları demokrasi, Hıristiyanlık ve akıl ile beslemeyin, tekmeler” mi diyor?
**
“Rektör Hıristiyanlıkta doğru yolu gösteren adam demektir.”
Bu sözün hikmeti şu mu: Hıristiyan değilsek, doğru yolu göstermemiz de şart değil, akademisyen olarak??
**
“Bürokrasi demokrasinin yabanisidir.”
Tanrı kimseyi inci yumurtlama (pardon, toplama) hastalığına duçar etmesin demeliyiz. Ama insan heves ediyor, bi tane de ben deneyeyim: Profesörlük, cehaletin mahlasıdır.
**
“Et yiyenler, her zaman ot yiyenlere hükmeder.”
 Gerçek bir inci bu: Ben bir karıncayiyen gördüm, keçilere piramit yaptırıyordu. Zaar, torunuyla çok Aslan Kral seyredenleri söyledikleri sözlerden ötürü hoş görmeliyiz.
**
“Devletin derini olmaz, milletin derini olur.”
 Burada tek eksik, örnek cümle, o da benden: Zalim beni söyletme derunumda neler var.

**

“Demokrasi vasat insanlar yönetimidir.”
Eleştiri olarak mı alıyor bunu? Söz orijinal olmadığı gibi, “vasat” eleştiri de değildir. Aristokratik, elitist vs. yaklaşımlara bir eleştiri olarak düşünülüp söylenmiştir. Asıl maksat, Jean Jeacques Roussaeu’nun, “Tanrılardan oluşan bir halk mümkün olsaydı, kendini demokratik olarak yönetebilirdi” sözündeki imkânsızlık vurgusunu terse çevirmektir. Başarısız bir teorinin sözü olabilir, ama demokrasiyi aşağılama anlamı içermez. Neyse, sıkıcı oldu…

**
“İslami demokrasi çoğunluğa değil çoğulculuğa dayanmaktadır.”
Ne diyelim, amin.
**
“Demokrasilerde üniforma değil özgürlüğün simgesi olan forma giyilir.”
Ha, kolluğun üniformasını çıkaralım, yerine mektebin formasını mı giyelim? İlle bişey giyelim yani, öyle mi?
Bi tane de benden: Giydirme merakı faşizmlerin kalbi ortaklığıdır.
**
“Demokrasi bir sağduyu rejimidir, sol kulağını kapatırsan sağduyulu olursun.”
La havle…
Sol kulağını kapatırsan, sol kulağın duymaz, yarı sağır olursun. İkisini de kapat, hiç duyma, süperduyu rejimi kurulmuş olur.
**

“Liderlerimizde birikim yok.”
“Siyasi liderlerimizde entelektüel birikim yoktur.”
Bu kitapla boşlukları tamam olur inşallah. Bi de bu söz Recep Tayyip Erdoğan’ı kapsamaz değil mi? Yok hani, duyar muyar, neme lazım.

**
“Entelektüel Türk toplumunda itirazın adıdır.”
Mesela, Almanya’da, Fransa’da öyle mi? Direkman boyun eğmenin, biatın, kabulün adıdır. De mi muhterem?
**
 “Türk olmak kader, Müslüman olmak ise bir takdirdir.”
Türk değil misin? Kadersizim, yurttaş bile değilsin. Müslüman değil misin? Takdirin yok, biz ne yapalım?
Bu söz, yurttaşların polisle karşılaştığı zaman Türkçe dışında bir dil konuşmalarının neden tehlikeli olduğunu açıklayan teolojik değerde bir söz. Devlet teolojisi her teolojiyi döver, devlet polisi hep yurttaşı döver.

**
“Bal arıdan, kavga karıdan olur.
Anlamadım, ama şansımı deneyeceğim: Bal iyi bir şey, demek ki kavga iyi bir şey mi diyor? O zaman arı ile karı arasında kafiyeyi de aşan bir mistik ortaklık var demektir. Yoksa, arı da sokar karı da sokar, akıllı olun gençler mi diyor? O zaman bal kötü bir şeydir.
Belki de mesele sadece şudur: Yenge çok kızmış abiye.
Çözemedim, ama şansımı denedim, kabul edin.

**
“Kadının cihadı, eşiyle güzel geçinmesidir.”
Evet, yenge, üzme abimizi, zaten çok meşgul o.

**
“ 15’inde kız ya erde, ya yerde olmalıdır.”
Suç duyurusunda bulunuyorum: Pedofili suçtur, kültürellik filan bahaneleriyle de aklanamaz.  

**
“Türkler konuşmaya utanır, dövüşmeye utanmazlar.”
Burayı yanlış anlamadıysam, “Uzun süredir adam coplayamadım, o yüzden kitap yazdım” demek oluyor. Elbette, dövüşmeye utandığı için yazmaya utanmamışsa, tebrik ve takdir etmekten başka yapacak neyimiz olabilir?

**
“Fakirlik fikirsizliktir fakirin aklı olsa, fakir olmazdı.”
Demokrasimizin 12 Eylül pelerinli kahramanlarından Turgut Özal da “Ben zengini severim” demişti. Besbelli aynı hocaların rahleyi tedrisinden geçmiş bir inci toplayıcımız konuşuyor.
Asıl merak ettiğim, akademi şefimizin mal beyanıdır aslında, son kararımı öyle vereceğim, bu ilke gereği.
**
“Aklı az olan yerin yiğidi bol, yiğidi bol olan yerin aklı az demektir.”
 Alla alla, şimdi Polis Akademisi hangisi?
Biz onları kahraman biliriz, misal, geceyarısı bir vatandaşın üstüne 10 kişiyle çullanacak kadar cesurdurlar. Sonra da “Darp edildik” diye rapor alacak kadar akıllıdırlar.
**
“Erkeğin göbeklisi kadının da bebeklisi makbuldür.”
Hayır, hayır burada duracağım. İşin içine Freud’u filan katmayacağım.  

**
Çıkıştan önceki son durak:
Biraz duralım.
Ne var bu sözlerde?
Yerli/geleneksel Avrupa ve Avrupa tandanslı ya da öyle sanılan! değer düşmanlığının lafa dökülmüş halleri var elbette; fakat en önemlisi "evrensel"lik vurgusunun sadece İslam/İslamî değerlere yüklendiği haliyle. Yani Avrupa'nın "sözde evrensel"lerine karşı ciddi bir Antioryantalizmle değil, evrensel fikrinin kendisine bir düşmanlık. Derhal, yerel/kültürel olanın yüceltimi devreye giriyor; özellikle kadına yönelik vurgular, yerelin sözde evrensele karşı bir başka sözde evrensel olarak konulması söz konusu.
Bir ilginç nokta da şu: Avrupa'nın Avrupa içinden yapılmış eleştirileri de canı gönülden kabul edilmiş; yani Avrupa karanlığına karşıyız ama o karanlığa karşı çıkan Avrupa değerlerine değiliz!
Bir çaba da şu: Aforizma türüyle yerli-gelenksel hikmetli sözlerin bir sentezine uğraşılmış. Uğraşılmış ama modern bir edebiyat türü olarak "aforizma"nın gerektirdiği bireysel-tekil imza yok! Basit intihal ya da uyarlamalardan öteye gidilememiş.


**
Konuyu Selanik yöremizden bi atasözüyle bağlayalım: Ağaca çıkan keçinin (misal, içişleri bakanı) dala bakan oğlağı (misal, polis akademisi şefi) olur.

0 yorum:

Yorum Gönder