16 Haziran 2015 Salı

Vahim hesaplar

Eruh’tan gelen haberle içim cız etti. Korktum. Korkmuyor mu kimse? Herkes memnun, razı mı?
Ben korkuyorum. “Operasyon” lafını duyduğum anda… ve nasıl korkulmuyor, anlamıyorum. Korkmayan görünce sorasım geliyor: Yoksa, yoksa bu durum sizin istediğiniz durum mu?


Bu itiraf tekrar etmez
Seçimden bir süre önce iktidar, “Kürt meselesi”nin kritik bir tarih dönemini ifade eden “çözüm süreci”ni dondurma kararı aldı. Bu bir baltalamaydı. Açıkça, açıktan. Şimdi bazı iktidar üyeleri, “Hata yaptık. Çözüm sürecini sürdürmeliydik” filan diyor ya kısa süre sonra bu lafları duymayabiliriz. Beşir Atalay, “baltalama”nın hükümetten geldiğini taze taze ve tane tane anlattı. Son itiraf olabilir. Çünkü, baltalama kararı alınırken yapılan hesap, “Ben bu yola baş koydum. Zehir içerim” filan ağızlarını tarihe altın harflerle yalan diye yazacak kadar hatalı, vahim bir hesap idi. Çünkü hesap idi. Vahamet kendisini daha iyi gösterince, kimse bu itirafı tekrar etmeye cesaret edemez kolayından.

Fikir sanılan kötü miras
Çözüm sürecinin oy kaybettirdiği iddiası, ne bir tespit, ne bir fikir, ne bir tezdir, sadece bir kötü mirastır. “Oy kaybettiren” şey, çözümsüzlük sürecidir. Eskiden de öyleydi. 80 ve 90’larda nice lider çöp kutusuna gittiyse, çözümsüzlükten gitti.
Hükümet kaybetti, çünkü çözüm süreci başlığı altında vara vara çözümsüzlüğün siyasal ticaretine, şantajına vardı. Çünkü hükümet, Öcalan’ın ilk mektubu Amed’de okunduğu günden başlayarak yapması gerekenlere her seferinde bir oyalama kılıfı buldu; yaptıklarının içine de hile kattı bol bol. Hasta tutsakların durumu, bu hilenin en açık örneğiydi: Bırakılmalarını, zaten hukuk gereği olan bırakılmalarını sağlamak için yapıldığı öne sürülen paket, hiçbir şekilde bırakılmamalarını sağlayan bir normla donatılmıştı. Paket “ekmek” gibi görünüyordu, oysa içinde “olta iğnesi” konulmuştu. O paketten beri her pakete bir hile konuldu.


Rehin alma arzusu
Düzgün yapılan işler de kısa sürede bozuldu ya da ertelendi. İktidar, çözüm sürecini kullanarak herkesi rehin almak istedi, sadece HDP’yi değil, CHP ve MHP’yi bile… Çünkü örneğin CHP’nin tabanı, iktidarın iddialarının aksine, çatışmasız bir çözümün sağlanmasına AK Parti tabanı kadar, belki de ondan fazla, hazır ve razıydı. Hükümet, karakol ve kalekol yapımını, iç güvenlik tasarılarını, toplumu rehin alacak ya da cendereye koyacak yasaları ve uygulamaları öne almak yerine, hiç değilse onlara ayırdığı enerjinin yarısı kadar enerjiyle “çözüm”ün arkasında olsaydı, çözümü bir pazarlık, bir rehin alma, şantaj aracı, bir politik maşa haline getirmeseydi, oyu hiç de düşmezdi.

Deniz Baykal anlatsın
“Erdoğan ne söylerse toplum onu satın alıyor” inancı, ciddi bir siyasi meseleyi seçim yönelik basit bir şova çevirdi. Eskilerin “çözümsüzlük”le yürümek istediği yolu o da çözümsüzlükle yürümek istedi, aynı eskiler gibi, zarar etti. Eski çözümsüzlerden Deniz Baykal ile hukuku var cumhurbaşkanının, çağırsın sorsun, söyler belki.

Hani siz milliyetçi değildiniz?
HDP’nin barajı aşma ihtimalinin belirmesi üzerine tutturulan dil ve Diyadin’den başlayarak yürütülen bazı fiili (yani aslında hukuksuz) işler, HDP gücünü artırdıkça 90’lara rahmet okutacak sekanslarla sürdü gitti. Seçimden sonra ise mesele HDP de olmaktan çıkıp doğrudan Kürtlerin tamamına yönelik yakışıksız, “ayaklar altına aldık” denilen milliyetçi herzeleri mumla aratacak “sitem”ler ortalığa yayıldı. Buralar, AK Parti’nin kendi iddiasının aksine Kürt meselesine de Kürtlere de diğer partilerin ideolojik zemin ve ufkundan çok da uzak olmayan bir zemin ve ufukla baktığının göründüğü yerler. Çuvala sığmayan mızrak gibi. Ayakkabı kutusuna sığmayan para gibi.
Şimdi bu “siyasal hesap”çılıklar ve bu ideolojik mahkumiyetler devam ederken, iş iyice kritik bir noktaya doğru gider oldu. Bir süredir “operasyon” lafları geziyor. En son Eruh’taki operasyondan bir haber daha geldi. Bir gerilla yaşamını yitirmiş.

HDP kanıtladı, sıra sizde
Operasyonun anlamı bellidir: Operasyon yaparsanız, silahlı kişiler bir yerde birbirini bulur. Ateş eder. Ölüm olur. Hani 1984’ten beri oluyor ya… Bu sefer “çatışmasızlık” hali uzun sürdüyse, tek değil belki ama en önemli sebebi “operasyon yapılmaması”ydı. “Askeri operasyon” yapılmıyor diye Kürt toplumu, neredeyse her hafta bir mensubunun polisiye işlerde can vermesini sineye çekti. Seçimden önce de sonra da “HDP şunu kanıtlasın, bunu kanıtlasın” oyunu oynandı. Ebecilik. Ebedi ebe de HDP. Şimdi ebe olma sırası diğerlerinde değil mi? “Türkiyeli” olduğunu kanıtlama sırası? Açıklayın, operasyon yapılması, cenazeler gelmesi işinize geliyor mu gelmiyor mu? Geliyorsa, çıkın balkona devam diye alkışlayın, gelmiyorsa “Durdurun” deyin.
Çünkü, çatışma olmadıkça, bir umut var demektir. Barış için bir umut.
Ben korkuyorum. Operasyondan. Çatışmadan. Ölümden. Eruh’tan gelen haberle içim cız etti. Sizin etmedi mi? Niye? Bu durum sizin istediğiniz durum mu? Kürt ölünce barış bozulmuş olmuyor mu?


0 yorum:

Yorum Gönder